MEVLÂNA VE MEVLEVÎLİK HARSİYATI-1 Kitabı
MEVLÂNA’DA ÖLÜM DÜŞÜNCESİNİN TASAVVUF BAĞLAMINDA İNCELENMESİ
Seval GÜNBAL BOZKURT[*]
ÖZ
Yeni bir hayat için ölüm esastır. Bu ölüm hem bedenin hem de ruhun ölümü ile olmalıdır. Ruhun ölümü… Çünkü ruhun tazelenmesi buna bağlıdır. Tüm ilahi mertebe geçişlerinde değişen, yenilenen, adeta yakılıp yıkılıp yeniden baştaki saf haline dönen ruhtur. Bu yüzden de yücedir. Bedenin geçici olduğu bilinen bir gerçektir. O ölümlüdür ve toprakta çürümeye bırakılır. Bir vakitte yeniden diriltilecektir. Lâkin ruh, kulun ona gösterdiği önem derecesinde ya da nasibince yeniden tezyin edilir, bu şekilde kademe kademe en berrak hâline geçebilir. Antik Romalıların Memento Mori dediği, Hz. Muhammed (sav)’in hadisinde Ölmeden Önce Ölünüz diyerek hayatın faniliğini hatırlattığı ölüm tefekkürü esasında hayatı daha iyi ve daha güzel yaşamaya yönelik bir düşüncedir. Ayrıca ilâhî kavuşma ancak ölümle mümkündür. Vahdet, ölümün ardından gerçekleşir. Ölüm ârifler için hem yeniden doğuşun hem de kavuşmanın habercisidir. Yani bir müjde ya da Mevlâna’nın dediği gibi bir düğün. Âriflerin düğünü onların Hakk’a kavuşma günü olduğu için yeniden doğuştur. Bir doğum için önceki benlikten ölüm yoluyla kopuş gerçekleşir. Ölüm olmadan doğum da olmaz. Bu anne rahminden mezara ve kıyamete dek böyledir. Bu şekilde bir insanın maddî ve manevî âlemde ölümünden söz edilebilir mi? Peki bu yeniden doğuş nasıl ve ne ile olmalıdır? Mevlâna’nın yanı sıra diğer ârifler ölüm düşüncesine nasıl yaklaşmışlardır? Bu çalışmada söz konusu sorular ışığında başta Mevlâna’nın eserleri olmak üzere diğer bazı tasavvufi kaynaklardan yola çıkarak Mevlâna’nın ölüme bakışı incelenecektir.
Anahtar Kelimeler: Mevlâna, Ölüm, Tasavvuf, Vahdet, Ruh.
Evaluation of the Thought of Death in Mevlana in the Context of Sufism
Seval GÜNBAL BOZKURT[**]
Abstract
Death is essential for the beginning of a new life. This death must invol- ve both the body and the soul. The death of the soul is necessary, for the renewal of the spirit depends upon it. In all divine stages of transformation, it is the soul that changes, renews, and is metaphorically destroyed and rebu- ilt, returning to its original pure state. Therefore, it is exalted. The transience of the body is a known truth; it is mortal and left to decay in the earth, only to be resurrected at a destined time. Yet the soul is adorned anew according to the degree of importance and devotion shown to it by the servant; thus, it gradually reaches its most lucid state.
The ancient Romans expressed this with “Memento Mori,” while the Prophet Muhammad (peace be upon him) reminded humanity of life’s transience through the saying, “Die before you die.” This contemplation of death (tafakkur al-mawt) is, in essence, a way to live a better and more beau- tiful life. Moreover, divine union (wahdat) can only be achieved through death. For the gnostics (‘ārifūn), death is both a herald of rebirth and reu- nion — a message of joy, or as Mevlana (Rumi) described it, a “wedding.” The wedding of the gnostics is the day they unite with the Divine, thus it is a new birth. Every birth requires a severance from the former self through death. Without death, there can be no birth — from the mother’s womb to the grave, and until the Resurrection, this remains true.
In this context, can one speak of death in both the material and spiritual realms? And how should this rebirth occur? How did other mystics, besides Mevlana, approach the notion of death? This study, in light of these ques- tions, examines Mevlana’s perspective on death, drawing primarily from his works as well as other Sufi sources.
Keywords: Mevlana, Death, Sufism, Unity (Wahdat), Soul.
Giriş
Ölüm nedir, sûfîlerin dillerine yerleşmiş ‘Ölmeden önce ölmek’ sözünden ne anlaşılmalıdır, masivâdan kurtulup cânânda visâle ermek için kaç merhaleden geçmek gerekir?.. Mutasavvıflar, ölüm bahsinde bu gibi soruların cevabını hâl ve makamlarla açıklamışlardır. Peki, gerçek anlamda ölüm ne demektir? Yalnızca, insanın vücudundaki organların işleyişinin tamamen sona ermesi mi? Ölümün ötesi ve öncesi nedir?
Her şey zıddı ile kaim olduğuna göre ölümün zıddı olarak hayat kavramı anlaşılmadan sûfîlerin ölüm hakkındaki düşüncelerinden bahsetmek zorlaşır. Sûfîlerin kalbin ölümüne yani manevî ölüme karşı uyarmalarının sebebi insana verilen hayat fırsatının yani diri olmanın imkânlarının kullanılamaması ve kıymetinin anlaşılamamasıdır. Bu yüzden bu dünyadaki manevî ölümden kurtulmak için ferdi diri tutan ezelî aşka sıkıca bağlanmalıdır. Ancak o zaman diri olacak ve hayatın sırrına vakıf olacaktır.
Ölüm düşüncesi, modern bir dil ile yorumlanacak olursa ölüm de doğum gibi tek ve yalnız başına bir tecrübedir. Kimse bir diğerinin yerine ölemez. Ölüm bir sırdır. Ölmek, var oluşun koşulunun ta kendisidir. Varoluşa gücünü ve yoğunluğunu veren ölümdür. (Jan- kelevitch, 2012, 33-34). Ölüm, modern bir dil ile değil de âriflerin üslûbu ile yorumlandığında nasıl bir anlama varılacaktır? Bu sorunun cevabını bulabilmek için öncelikle şu sorular sorulmalıdır:
- Mutasavvıflar neden ‘Aşk ile diri olmak’ ifadesini sıklıkla kullanırlar?
- ‘Beden ölür, cânlar ölesi değil’ felsefesinin ardında ne yatmaktadır? Bedenin bu hayattaki görevi nedir? Beden, yalnızca kalbin ve ruhun taşıyıcısı mıdır?
- Nefsin ölümü ne ile olur? Nefsin ölümü ile manevî âlemdeki yaşama bir kapı aralanır mı?
- Ölümün ve yaşamın sırlarının aradan kalkması için kulun hangi makamlardan geçmesi, kaç hicâbın/örtünün kalkması, kaç perdenin aralanması gerekir?
- Ölüm, sûfî için bir vuslat ise vuslatın mânası nedir? İnsanın beşeriyeti bu vuslata bir perde midir? O hâlde beşeriyet ortadan kalkınca vuslat kesin midir?
Bu çalışmada yukarıdaki sorular ekseninde başta Mevlâna olmak üzere diğer mutasavvıfların düşüncesinde ölüm olgusunun nasıl yer aldığı incelenecektir. Bu nedenle öncelikle eski çağlardan itibaren ölüler için yapılan törenler, ilkel insanların ölüme ve ölüye bakış açılarına yer verilecektir. Ardından sûfîlerin ölüm hakkındaki görüşleri ve yine onların nazarında ölümün, hayatta kalanları nasıl ‘şekillendirdiği’ üzerinde yoğunlaşılacaktır. Bu bağlamda örnek beyitler üzerinden Mevlâna’nın şiirlerinde geçen ölüm ifadesinin hangi imgeye karşılık gelebileceği ele alınacaktır.
[*] Öğr. Gör. Dr., İstanbul Medeniyet Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Doğu Dilleri ve Edebiyatları Bölümü, Fars Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı, İstanbul / Türkiye. seval.gunbal@medeniyet.edu.tr, ORCID: 0000-0001-5564-0572.
[**] Lecturer Dr., Department of Eastern Languages and Literatures, Faculty of Letters, Istanbul Medeniyet University, Division of Persian Language and Literature, Istanbul / Türkiye. seval.gunbal@medeniyet.edu.tr, ORCID: 0000-0001-5564-0572
#Seval GÜNBAL BOZKURT