BALKANLAR’DA MEVLÂNA ve MEVLEVİLİK

BALKANLAR’DA MEVLÂNA ve MEVLEVİLİK

I. ULUSLARARASI MEVLÂNA DÜŞÜNCESİNDE BEŞERÎ MÜNASEBETLER SEMPOZYUMU

Atula RAMADAN*

Özet

Mevlâna, insanların gönüllerine hitap eden, tasavvufi kişiliğiyle ve Mevlevilik tarikatıyla dünya çapında tanınmış ve takdir toplamış bir şahsiyettir. Mevleviliğin Balkanlar’a yayılmaya başlaması, Mevleviliğin Osmanlı topraklarına girmesiyle beraber nasibini almıştır. Bildiride, Balkanlar’da Mevlâna ve Mevleviliğin bu topraklara nasıl yayıldığı hakkında genel bilgi verildikten sonra Balkanlar’daki Mevlevi tekkeleri tanıtılmaya çalışılacaktır.

Anahtar Kelimeler: Balkanlar, Mevlâna, Mevlevilik.

Abstract

MEVLANA AND MEVLEVISM IN THE BALKANS

Mevlâna is a historic figure, a world-renowned Sufi who appeals to hearts of the people through the Order of Mevlevism. The spread of Mevlevism in the Balkans took its share after Mevlevism was introduced to the Ottoman lands. In the paper, general information about how Mevlevism spread to these lands in the Balkans is offered, followed by the introduction of Mevlevi centers established.

Keywords: Balkans, Mevlâna, Mevlevism.

Giriş

Türklerde tarikat ve tarikat kuruculuğu denilince Ahmet Yesevi, Hacı Bektaş-ı Veli, Mevlâna vb. akla gelen ilk isimlerdir. Ahmet Yesevi, yetiştirdiği ve eğittiği müritlerini Anadolu’ya göndermiş ve bu müritler Anadolu coğrafyasının manevi mimarları olmuştur. Kısacası diyebiliriz ki, Anadolu’nun İslamlaşması Malazgirt Zaferi (1071) ile değil, Ahmet Yesevi’nin müritlerinin Anadolu’nun kasabalarına ve köylerine giderek Allah’ın dinini tebliğ ederek gerçekleştirilmiştir.

Balkanlar’ın İslamiyet’le tanışması, Türklerin buralara fetihler düzenleyerek gerçekleşmiş, baskı ve dayatma olmaksızın halk kitleler halinde İslam dinini kabul ederek bu topraklarda hâkim din olarak yerini almıştır1.

Balkanlar’da İslam dininin ilk tohumları Arap Müslümanların bu bölgelere girmesiyle birlikte atılmıştır. Ancak Arap Müslümanlar bu bölgeye İslam’ı yaymış olsalar bile Türkler kadar başarılı olamamışlardır. Türkler, Balkanlar’a gelmeden önce seyyah dervişler bu bölgelere gelip hem İslam’ı anlatmış hem de adaletsizlik pençesi altında yaşayan topluluklara alışkın olmadıkları alternatif bir tolerans anlayışı sunmuşlardır. Dolayısıyla Türkler Balkan topraklarını fethetmeden önce, dervişler zümreler halinde halkın gönlünü fethetmişlerdir. Türklerin Balkanlar’a yerleştikten sonra uyguladığı en önemli iskân politikası, şeyh ve dervişlerin belirli merkezlere yerleştirilip ve buralara kurdukları zaviyelerin etrafında oluşan nüfusun köy şekline dönüşmesidir2.

Balkan topraklarına yerleştikleri zamandan itibaren sistemli bir iskan politikası yürütmeye başlayan Türkler, fetihlerin genişlemesine paralel olarak tarikat şeyhleri ve müritleri, tüccar ve sanat erbabı olanları kasaba ve köylere yerleştirerek, kasaba ve köylerin hem fiziki yapısını değiştirmiş hem de o zamana kadar iskan edilmemiş olan yerlerde yeni yerleşim merkezleri kurmuşlardır. Osmanlı padişahlarının tasavvufi kişilikleri ve tarikata olan bağlılıklarıyla beraber dervişlerin Rumeli bölgesine daha hızlı yayılmasına imkân sağlamıştır. Osmanlı padişahları Anadolu’da olduğu gibi Balkanlar’da da tarikat şeyhleriyle yakın ilişki içerisinde maddi ve manevi açıdan desteklemişlerdir3. Gelibolu’da Ahi Musa Zaviyesi, Sultan I. Murad’ın (Hüdavendigar) Yegan Reis’e bağışladığı Malkara Zaviyesi, Abdal Cüneyd adına yaptırılan Dimetoka Zaviyesi, tarihte Rumeli Fatihi olarak bilinen Gazi Süleyman Paşa’nın Ezine fethinde büyük rolü olan Ahi Yunus adına yaptırdığı zaviye, Şumnu, Dobruca ve Varna fethi esnasında oynadıkları rolden dolayı kendi adlarına inşa edilen zaviyeler, Sarı Saltuk’un hizmetleri, bölge halklarının gönüllerini fetheden Seyyid Ali Sultan adına Dimetoka’da kurulan zaviye bu gerçeğin başlıca örnekleridir. Ayrıca dervişler boş arazilerde tekkeler kurup, tekkeleri ilim, kültür ve sanat merkezi haline getirerek zamanla kendi isimleriyle anılmasına yol açmıştır. Dedeler Köyü, Şeyhler Köyü, Tekke Mahallesi, Dedeköy gibi yerleşim yerleri bunun en bariz örnekleridir4.

Tekkelerin Balkanlar’daki en önemli fonksiyonu, tekkenin yanında birer eğitim ve kültür ocağı olarak faaliyet yürütmeleridir. Tekkelerin adeta bir daru’l-kur’an ve daru’l-huffaz olarak hizmet verdiğini söyleyebiliriz. Kur’an-ı Kerim eğitiminin yanında diğer dini ilimlerin de öğretildiğini söyleyebiliriz. Diğer İslami eğitim kurumları yanında tekkelerin öncelikli bir yere sahip olduğu apaçık ortadadır5.

Osmanlı döneminde eğitim müessesesi olarak faaliyet gösteren tekke, medrese ve mekteplerin Balkan ülkelerine göre sınıflandırması şu şekildedir: Makedonya’da 77 tekke, 67 medrese, 152 mektep, 5 kütüphane, 4 darülkurra. Arnavutluk’ta 144 tekke, 28 medrese, 111 mektep. Kosova’da 24

tekke, 15 medrese, 26 mektep. Bosna Hersek’te 75 tekke, 76 medrese, 874 mektep, 2 darülkurra, 2

rüştiye ve 6 kütüphane. Sırbistan’da 80 tekke, 68 medrese, 121 mektep ve 4 darülkurra6.

Osmanlı Devleti kurulduğu dönemden itibaren Makedonya, Kosova, Arnavutluk, Sırbistan ve Bosna Hersek’te birçok mutasavvıf-şair yetişmiştir. Bunlardan Üsküplü Mevlâna Atai, İsa Bey Medresesi müderrislerinden ve Mevlevi dervişi olan İshak Çelebi, Manastırlı Celal Çelebi, Kalkandelenli Tului ve Sucui, Prizrenli Suzi Çelebi, Priştineli Mesihi, Saraybosnalı Şeyh Kaimi, Ali Dede Bosnevi gibi isimler örnek verilebilir7.

Balkanlar’da Mevlâna ve Mevleviliğin Yayılması

Afganistan’ın kuzey bölgesinde yer alan Belh şerhinde 30 Eylül 1207 yılında doğan Mevlâna Celalledin-i Rumî, Türk-İslam dünyasının en önemli mutasavvıflarındandır. Mevlâna’nın sahip olduğu tasavvuf düşüncesi, yaşayışı ve şiarı kendisi dışındaki birçok bölgeyi etkilediği gibi şahsiyetlerin de gönüllerini fethetmiştir.

Mevlevilik tarikatı XII. yüzyılın sonlarında Anadolu’da doğan, Mevlâna’ya nispet edilen ve oğlu Sultan Veled tarafından nihai şekli verilen bir tarikattır. Mevlâna Celaleddin-i Rumî, Mevlevi silsilenamesinde Mevlevilik tarikatın piri olarak geçmektedir8.

Anadolu’da ortaya çıkan en önemli tarikatlardan biri olan Mevlevilik, her ne kadar Mevlâna’ya izafe edilerek kurulan bir tarikat olmasına rağmen, kuruluşu Mevlâna’nın ölümünden sonraki döneme tekabül eder9.

Mevlevilik tarikatı başta Anadolu olmak üzere diğer bölgelere de yayılmış ve mevcudiyetini göstermiş ancak kalıcı bir varlık sağlayamamıştır. Mevlâna’nın sahip olduğu dünya görüşü ve insan sevgisi dünya çapında bir kitleye hitap ederek yayıldığı için Mevlevilik de kendine çok çeşitli yayılım alanları bulmuştur10. Mevlâna yalnızca Anadolu’da değil Balkanlar’da, Afrika’da, Asya’da ve Arap Yarımadası’ndaki insanları yüzyıllarca aydınlatmış ve günümüzde de aydınlatmaya devam eden bir insan-ı kâmil yetiştirme yolu olmuştur11.

Osmanlı Devleti’nin kurulduğu yıllardan itibaren Osmanlı toplumunda özel bir yeri olan Mevlevilik, asırlarca hem idareciler hem de halk tarafından benimsenerek sempati ile kabul edilmiştir.

XII. ve XVI. yüzyıllar arasında Mevlâna Celaleddin-i Rumî’nin felsefesi doğrultusunda yapılanma ve sistemleştirme dönemidir. Mevlevilik tarikatı bu süre zarfında merkeziyetçi bir idari yapılanma gerçekleştirmiş ve kurduğu Mevlevihanelerde tarikat şeklini vermiştir12.

Mevlevilik, tarih boyunca tarikatın merkezini Konya’daki âsitane oluşturmuştur. Mevlâna kendisine bağlananlar için herhangi bir giriş töreni düzenlememiş ve bir zikir usulü öngörmemiştir. Mevlâna’nın oğlu Sultan Veled, babasının düşüncelerini sistemli bir hale getirerek Mevleviliği kendine özgü kuralları ve törenleri olan bir tarikat durumuna getirdi. Bu sebeple Sultan Veled, Mevleviliğin asıl kurucusu ve ikinci piridir13.

Sultan Veled, idarecilerle kurduğu yakın ilişkiler neticesinde âsitaneye bazı vakıflar sağlamış ve etraftaki merkezlere kendi halifelerini göndererek Amasya, Erzincan ve Kırşehir gibi yerlerde Mevlevi tekkelerinin açılmasını sağlamıştır. XIV. ve XVI. asırlarda Niğde, Tokat, Kütahya ve Afyonkarahisar, sonrasında Lazkiye, Kahire, Cezayir, Sakız, Eğridir, Sandıklı, Midilli, Muğla, Burdur Mevlevihaneleri izlemiştir. XIV. asırdan sonra ise Üsküp, Selanik, Kilis, Peçoy, Belgrad, Saraybosna, Filibe, Girit, Halep, Niş, Siroz gibi merkezlerde de Mevlevi tekkeleri açılmıştır14.

Mevlevihaneler işlev ve kapsamlarına göre iki grupta incelenmiştir: Birinci grup içerisinde binbir günlük çilenin çıkartıldığı, bir bahçede semahane, türbe, çilehane, hücreler, selamlık, harem dairesi, mutfak ve meşkhaneyi ihtiva eden mekanlar ki buna âsitane, âsitaneye nazaran daha küçük boyutta ve çile çıkartılmayan mekanlara da zaviye adıyla anılmıştır15.

Mevlâna ve Mevleviliğin felsefesinde esas olan kâmil insan portresi, müritleri vasıtasıyla devam ettirmiş ve Osmanlı toplumunun bir parçası oluşturan Balkanlar’a taşımıştır.

Balkanlar’da Mevlevi Tekkeleri

Mevlâna Celaleddin-i Rumî’nin halifeleri vasıtasıyla Osmanlı Devleti’nin birçok yerinde tekkeler açılmış ve daha sonra aynı tekkelerden Rumeli’nin değişik yerlerinde tesis edilen Mevlevi tekke ve zaviyeleri takip etmiştir.

Mevlevilik tarikatı, Osmanlı topraklarında yayılmaya başlamasıyla birlikte Balkanlar da bundan nasibini almıştır. Anadolu’da kurulan Mevlevi tekkelerin Balkanlarda da kurulduğu görülmektedir. Saraybosna Mevlevihanesi Balkanlarda kurulan Mevlevi tekkeleri içerisinde en erken tarihli tekkesidir. Bu tekke 1462 yılında İshakoğlu İsa Bey tarafından inşa edilmiştir. İsa Bey’in vakfiyesinde mutfağı olduğundan dolayı zaviye olarak da geçmektedir16.

Mevlevilik tarikatı, Bosna Hersek’te Osmanlı hakimiyetinin kurulmasından sonra XV. yüzyılın sonlarına doğru faaliyet göstermeye başlamıştır. Tarihi kaynaklara göre Saraybosna’daki tekke dışında Mostar, Belgradcık, Belgrad, Üsküp, Niş, Manastır gibi şehirlerde de Mevlevi tekkelerinden bahsedilmektedir. Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Saraybosna’da 47 tekke bulunduğunu söyledikten sonra Mevlevi tarikatına bağlı olan İsa Bey tekkesinden bahsetmektedir. Çelebi, bu tekkenin Celaleddin-i Rumî’nin vakıf tekkesi olduğunu belirtmektedir. Saraybosnalı şairlerden Reşid Efendi Saraybosna ile ilgili bir şiir yazmış ve şiirinin ilk beyitlerinde Mevlâna’yı methederek tekkenin bir ilim ve hikmet müessesesi olduğundan bahseder17.

Saraybosna’daki Mevlevi tekkesinde postnişinlik yapan şeyhlerden şu isimleri zikredilebilir: Şeyh Abdülfettah, Şeyh, Şeyh Starac, Şeyh Ataullah, Şeyh Saraç Ahmed, Şeyh Mustafa Milvar, Şeyh Şeho Çilingir, Şeyh Salih Dede, Şeyh Osman Dede, Şeyh Lütfullah, Şeyh Lütfullah, Şeyh Ruhi ve Şeyh Muhammed Fikri18.

Saraybosna’da bir diğer Mevlevi tekkesi olarak da Hacı Mahmud adında bir tekkeden bahsedilmektedir. Tekke’nin nerede ve ne zaman kurulduğu hususunda herhangi bir bilgi bulunmamakta, ancak âsitanenin ve banisinin vefat tarihi 1650 yılı olarak karşımıza çıkmaktadır19.

Saraybosna şehrinin dışında Mostar’da da bir Mevlevi tekkesi faaliyet göstermiştir. Tekke’nin şeyhi Blagaylı Şeyh Fevzi Efendi olup bu zat, yüksek eğitim tahsilini İstanbul’da tamamladıktan sonra Mostar’a gelerek bu tekkede şeyhlik yapmıştır. Şeyh Fevzi Efendi Mesnevi ile ilgili bazı incelemeler yaparak bir kısmını şerh etmiştir20.

Bosna Hersek’te Saraybosna ve Mostar tekkeleri dışında Belgradcık (Konjic)’ta da bir Mevlevi tekkesi olduğundan bahsedilmektedir21.

1878 yılında Avusturya işgalinden sonra Mevlevihaneler kapatılmış ise de birkaç yıl geçmeden sadece Saraybosna’daki Mevlevi tekkesi yeniden açılmış ve 1924 yılına kadar faaliyet göstermiştir22.

1924 yılında tekkenin kapatılmasından sonra da Mevlevilik tarikatı sadece bir dini tezahür olarak hayatını devam ettirmiştir. Günümüzde ise 1924 yılına kadar okunan ve açıklanan Mesnevi bu tarihlerden sonra özel mahallerde ve camilerde okunmaya devam etmiştir. Bu okumaların sonucunda da Mesnevi’nin ilk iki cildi Boşnakçaya tercüme edilmiştir23.

19. yüzyılın sonlarına kadar Kosova’da Prizren, Yakova ve İpek şehirlerinde Mevlevi zaviyeleri mevcuttu. Prizren’deki Mevlevi zaviyesi Halveti tarikatına devredilip Halveti zaviyesi olarak adını almıştır. Yakova’da Mevlevilerin özel bir evde 1955 yılına kadar faaliyet göstermişlerdir. İpek’teki zaviye ise 1930 yılına kadar faaliyet göstermiş ve zaviyenin şeyhi İsmail Efendi Konya’ya göç ettikten sonra kapanmıştır24.

Sırbistan’da Belgrad ve Niş şehirlerinde birer Mevlevi zaviyesi bulunduğu zikredilmektedir.

19. yüzyılın sonlarına kadar Belgrad kalesinin üst kısmında mevcut olan bir tekkenin 1961 yılında yıkılan bir türbeden bahsedilmektedir. Bu tekkenin Mevlevi tekkesi olduğu bildirilmektedir. Sırp isyanı hareketleri birçok şeyhin ve dervişlerin bölgeden uzaklaşmasına sebep olmuştur. Dolayısıyla Sırbistan’da Mevlevi tekkeleri ve Mevlevilik tarikatı son bulmuştur25.

Makedonya’da Mevlevi zaviyeleri, başta Üsküp olmak üzere Veles (Köprülü), Kriva Palanka, Manastır ve İştip’te faaliyet göstermiştir. Ancak Makedonya’da Mevlevilik tarikatı müritsizlikten veya şeyhin eksikliğinden dolayı kapatılmıştır. Dolayısıyla Mevlevi faaliyetlerin en revaçta olduğu şehir Üsküp olmuştur.

Manastır şehrinde ise Mevleviliğin var olduğunu bizlere aktaran Alman seyyahı John Karl Weyand’dır. Weyand, Yunanistan’dan Makedonya’ya geçtiğinde Manastır şehrine uğrayarak bir evde sema ayinine katıldığını ifade etmektedir. Bu sebeple onun verdiği bilgilerden anlaşılan Manastır şehrinde Mevlevilerin mevcut olduğu rahatlıkla söylenebilir.

Yine Üsküp’te Bitpazarı denilen çarşı yerinde 1955 yılına kadar Mevlevi tekkenin mevcut olduğunu görmekteyiz. Tekke 1955 yılında yıktırılmıştır. Bize bu tekke ile ilgili en doğru bilgiyi Evliya Çelebi vermektedir. O, Seyahatnâmesi’nde Üsküp’te 20 tekkenin var olduğunu ve bunların arasında önceden bir paşa konağının Mevlevi tekkesine dönüştürüldüğünden bahsetmektedir. Bu konak, Melek Ahmed Paşa’nın emriyle tekke olarak faaliyet göstermiştir. Tekkede her Cuma günü Mevlevi ayini icra edilmiştir ancak Üsküp Bulgarlar tarafından işgal edilince 1955 yılında yıktırılmıştır. Hatta 1909 yılında Osmanlı Devleti’nin 35. Padişahı olan Sultan Reşat Üsküp’ü ziyareti esnasında tekkeyi tamir ettirmiştir. Kaynaklarda Sultan’ın da Mevlevi tarikatına mensup olduğu ifade edilmektedir.

Tekkenin son şeyhi Şeyh Hakkı Efendi 1954 yılında İstanbul’a göç ederek tamamen pasif duruma düşerek 1955 yılında yıktırılmıştır. Tekkede şeyhlik görevinde bulunanlardan Sahih Ahmed Dede ve İlbasanlı Mustafa Dede olduğundan bahsetmektedir. Günümüzde Makedonya ve Kosova’da Mevlevi tekkeleri mevcut olmayıp sadece Mesnevi sevgisi ve Mevlâna aşkı entelektüel boyutta birçok alanda görülmektedir26.

Diğer Balkan ülkelerinde olduğu gibi Arnavutluk’ta da Mevlâna ve Mesnevi’nin özel bir yeri vardır. Arnavutluk’ta Mevleviliğin mevcudiyetini anlatan elimizde kesin bir kaynak bulunmamaktadır. Ancak Arnavutluk’ta Ziya Şkodra’nın Esnafet Shqipatare adlı kitabında Evliya Çelebi’nin XVII. yüzyılda Elbasan (İlbasan) şehrini zikrederken bir Mevlevi tekkesinin bulunduğunu ifade etmektedir. Tekkenin adı da İbrahim ve Mustafa Dede Zaviyesi diye geçmektedir. I. Dünya Savaşı’nda Sırplar tarafından yakılarak yıktırılmıştır. Hatta Üsküp’teki Mevlevi tekkesinin dervişleri ve şeyhleri Elbasan tekkesinden gelmiştir. Örneğin, Elbasanlı Niyazi Efendi bunlardan biridir27.

Bulgaristan’da kurulmuş önemli Mevlevi tekkelerinden biri Filibe Mevlevihanesi’dir. Dergâhın ilk şeyhi Peçevî Ahmed Dede’dir. Filibe Mevlevihanesi ile ilgili bilgiler kısıtlı olduğu için Başbakanlık Osmanlı Arşivi belgelerinden yola çıkarak tespit edilen şeyhler şu şekildedir: Şeyh Mustafa Dede, İbrahim Dede, Şeyh Hasan Dede, Mehmet Şakir Dede ve Ali Dede gibi28.

Balkanlar’da Mevlevihanelerden biri de Selanik Mevlevihanesi’dir. Mevlevilik tarikatının Osmanlı Devleti sınırları içerisinde yaygınlaşmaya başlamasından sonra, 1615 yılında Emekçizade Ahmed Paşa tarafından inşa edilmiştir. Tekkenin şeyhi Abdülkerim Dede olduğu gibi tekke de bu zat adına inşa edilmiştir. Abdülkerim Dede’nin vefatından sonra yerinde müridi olan Ramazan Dede geçmiştir. Ramazan Dede’den sonra kimin şeyh olduğuyla ilgili hakkında bilgi bulunmamaktadır. Ancak 1762 tarihli bir belgeden, dergâhın o tarihteki şeyhin Şeyh Hasan Efendi olduğunu görmekteyiz. Selanik Mevlevihanesi’nde şeyhlik yapan isimleri sıralayacak olursak: Şeyh Ahmed Efendi, Şeyh Hasan Efendi, Şeyh Mehmed Ali Dede, Şeyh Eşref Efendi ve Şeyh İbrahim Ethem Efendi29.

Balkanlar’daki Mevlevi tekkelerinden biri de Yunanistan’ın Yenişehir (Larissa) veya Yenişehir-i Fener şehridir. XVII. yüzyıl başlarında Ekmekçizade Ahmed Paşa tarafından yaptırıldığı söylenmektedir. Yenişehir tekkesinde Mustafa Vecdi Dede, Esrar Dede, Abdullah Dede, Şeyh Nazif Dede, Mehmed Keleş Efendi ve Ahmed Dede şeyhlik görevinde bulunmuşlardır30.

Yunanistan’ın bir diğer Mevlevi tekkesi ise Midilli tekkesidir. Kaynaklarda Midilli Mevlevihanesi olarak da geçmektedir. Tekke, II. Bayezid döneminde Divane Mehmed Çelebi’nin himmetleriyle kurulmuş ve varlığını 1913 yılında Osmanlı hakimiyetinden çıkmasından sonra faaliyetlerine son verilmiştir31.

Yunanistan’ın önemli Mevlevi tekkelerinden Siroz Mevlevihanesi, Hanya Mevlevihanesi ve Atina Mevlevihanesi takip etmektedir32.

Sonuç

Türkler Anadolu’da olduğu gibi Balkanlar’da da tasavvuf erbabıyla halkın gönüllerini fethetmiş ve buralara İslam medeniyetinin temellerini kurmuşlardır. Türkler Balkanlar’da ilk yerleşme döneminde tarikatların önemli roller üstlendiklerini, Osmanlı Devleti döneminde de din, dil, ırk farkı gözetmeksizin halka dini, sosyal ve kültürel hizmetlerde bulunmuşlardır. Osmanlı Türklerin 1912 yılında Balkan coğrafyasını terk etmesiyle burada yaşamlarını sürdüren Müslümanların dini ihtiyaçlarına tarikat, tekke ve zaviyeler tarafından cevap verilmeye çalışılmıştır.

Balkanlar’da Mevlevi tekkeleri XIV. Yüzyılın başlarından itibaren bölgede sosyal yaşamı şekillendirmeye başlamıştır. Başta Saraybosna Mevlevihanesi olmak üzere diğer Mevlevi tekkelerinde görev yapan şeyhler ve mesnevihanlar gerek Mevlevi ayinler ve Mesnevi sohbetleri vesilesiyle Mevlâna’nın görüş ve öğretilerinin Balkanlar’da yayılmasına etkili olmuştur. Dolayısıyla Mevlevilik Bosna’da en revaçta olan tarikatlardan biri olmuş ve Türklerin Bosna kültürüne katkıda bulunan birçok mutasavvıf âlim ve düşünürün yetişmesinde müthiş etkili olmuştur. Diğer Balkan şehirlerinde de kurulan Mevlevihanaler, aynı kültür ortamının tesis edilmesinde çok önemli bir görev ifa etmiştir. Kurulan Mevlevi tekkeleri kendilerine tahsis edilen vakıf gelirleri sayesinde hem tekkede kalan dervişleri hem de seyahat halinde olan misafirler için bir barınma yeri olmuştur. Evliya Çelebi’nin de ifadesine göre Saraybosna Mevlevihanesi bu hususa verilecek en muazzam örnektir.

Balkanlar’daki Mevlevihaneler Osmanlı Devleti’nin çekilmesiyle beraber yerel hükümetlerin Türk- İslam kültürünün izlerini tamamen silmek amacıyla yaptıkları taarruzlarla nasibini alarak yıkılmış ve farklı amaçlar için kullanılmaya başlanmıştır. Her ne kadar bu yıkımlar yapılmış olsa da

Balkanlar tarihte olduğu gibi günümüzde de buram buram Türklerin inşa etmiş olduğu eserlere kokmaktadır. Üsküp’ün meşhur şairi Yahya Kemal Beyatlı’nın da dediği gibi “Türkler bir deniz gibi Balkanlar’dan çekilmiş lakin tuzunu bırakmış bütün o topraklar hala Türklük korkuyor”.

Kaynakça

BALAT, Gülçin, “Mevleviliğin Balkan Müslümanları Edebiyatına Etkisi”, Balkanlar’da Türk Kültürü, Kültür-Tarih-Aktüel- Dergisi, S. 95 (2018), s. 12-15.

İZETİ, Metin, Balkanlar’da Tasavvuf, İnsan Yayınları, (Birinci Baskı), İstanbul 2013.

KARPUZ, Haşim, ‘‘Balkanlar’daki Mevlevihanelerden Günümüzde Kalanlar’’, Süman Yayınları, S. 2 (2010), s. 427-445.

ÖSEN, Serdar, “Balkanlar’da Mevleviliğin Yayılması ve Kurulan Mevlevihaneler”, Yeni Türkiye Rumeli-Balkanlar, II, S. 67 (2015), s. 1799-1814.

ÖZKÖSE, Kadir, “Balkanlar’da Tasavvuf ve Tarikatlar”, Osmanlı İlim, Düşünce ve Sanat Dünyasında Balkanlar, Milletlerarası Tartışmalı İlmi Toplantı (2014), s. 189-230.

RAMADAN, Atula, ‘‘Son Yüzyılda Makedonya’da Kur’an-ı Kerim ve Kıraat Öğretimi’’, (Necmeddin Erbakan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Konya 2017.

TANRIKORUR, Barihüda, “Mevleviyye”, DİA, XXIX, Ankara 2003, s. 468-475.


* Öğr. Gör., Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, rumskopje88@gmail.com ORCİD: 0000-0001-7126-9961. 1Atula Ramadan, “Son Yüzyılda Makedonya’da Kur’an-ı Kerim ve Kıraat Öğretimi”, (Necmeddin Erbakan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Konya 2017, s. 14.

2 Metin İzeti, Balkanlar’da Tasavvuf, İstanbul 2013, s. 47.

3 İzeti, aynı eser, s. 48.

4 İzeti, aynı eser, s. 49.

5 Ramadan, aynı tez, s. 34.

6 Kadir Özköse, “Balkanlar’da Tasavvuf ve Tarikatlar”, Osmanlı İlim, Düşünce ve Sanat Dünyasında Balkanlar, Milletlerarası Tartışmalı İlmi Toplantı, Edirne 2014, s. 191.

7 Özköse, aynı makale, s. 193.

8 Barihüda Tanrıkorur, “Mevleviyye”, DİA, XXIX, Ankara 2003, s. 468.

9 Gülçin Balat, “Mevleviliğin Balkan Müslümanları Edebiyatına Etkisi”, Balkanlar’da Türk Kültürü, Kültür-Tarih-Aktüel- Dergisi, S. 95 (Ankara 2018), s. 12.

10 Serdar Ösen, “Balkanlar’da Mevleviliğin Yayılması ve Kurulan Mevlevihaneler”, Yeni Türkiye Rumeli-Balkanlar, II, S. 67 (2015), s. 1799.

11 Balat, aynı makale, s. 12.

12 Özköse, aynı makale, s.193.

13 Özköse, aynı makale, s. 193.

14 Tanrıkorur, aynı madde, s. 469; Haşim Karpuz, “Balkanlar’daki Mevlevihanelerden Günümüzde Kalanlar”, S. 2 (2010) , s. 429.

15 Özköse, aynı makale, s. 192.

16 Ösen, aynı makale, s. 1799.

17 İzeti, aynı eser, s. 132; Ösen, aynı makale, s. 1800.

18 İzeti, aynı eser, s. 133; Ösen, aynı makale, s. 1801.

19 Ösen, aynı makale, s.1801.

20 Ösen, aynı makale, s.1801.

21 Ösen, aynı makale, s. 1801.

22 Ösen, aynı makale, s. 1801.

23 İzeti, aynı eser, s.132-33.

24 İzeti, aynı eser, s. 133-134.

25 İzeti, aynı eser, s. 173.

26 İzeti, aynı eser, s. 134-134.

27 İzeti, aynı eser,, s. 137.

28 Ösen, aynı makale, s. 1810.

29 Ösen, aynı makale, s 1803.

30 Ösen, aynı makale, s. 1806.

31 Ösen, aynı makale, s. 1808.

32 Ösen, aynı makale, s. 1811-1812.

 

Balkanlarda Mevlana Ve Mevlevilik