EDEP DAİRESİNDE TAHAMMÜL

Mevlânâ, “En güzel edep, edepsiz insanın edepsizliğine tahammül etmektir” diyor. Yeri geldiğinde edebi olmayana da tahammül etmek gerekiyor. Çünkü orada da, tecellî eden Allah’ın biri vasıtasıyla sana attığı tokat var deniyor.

İnsan ilişkilerini sağlıklı kılan adabı muaşerettir. Bir anlamda karşılıklı haklara saygı duyarak ilişki içersinde olmak zorundayız. Ne yazık ki toplumda, edebe adaba mugayir bi takım davranışlara da rastlamaktayız. Bu hepimiz için rahatsız edici bir durumdur. Bize düşen karşımızdakini terbiyemiz ve seviyemiz mertebesinde edep dairesine çekebilmektir. Sıkıntılara, belalara sabrımızla imtihan oluyoruz. İmtihan olurken de olumsuzluklara sabrediyoruz. Bil vesile karşımızdakine de edep kapısı açıyoruz. Hazreti Mevlânâ, “En güzel edep, edepsiz insanın edepsizliğine tahammül etmektir” diyor. Yeri geldiğinde edebi olmayana da tahammül etmek gerekiyor. Çünkü orada da, tecellî eden Allah’ın biri vasıtasıyla sana attığı tokat var deniyor. Mesela, fitne kelimesi ne kadar korkunç bir kelimedir değil mi? Fitne kelimesinin hakîkati kimya bilminde bakırı altından ayıran ateşe verilen bir isimdir. Öyleyse fitne gelecek ki; biz altın mıyız, bakır mıyız ortaya çıksın. Öyleyse, edepsiz gelecek ki; beni terbiye etsin ve ben de onun edepsizliğine dayandığım ölçüde Allah’a yaklaşayım. Bu karşımızdaki kişinin seviyesine inmek değildir. Bilakis seviyesiz kişiyi daha üst seviyeye çekme gayretidir. Sabrımız, tahammülümüz ve buna karşın edepli duruşumuzu gösterebilmektir.

Harakanî Hazretleri’nin, karısının hareketlerine tahammülü, onu koskoca Sultan Harakanî yapmıştır. Bazıları bana soruyorlar: Eşim çok şöyle böyle, ayrılayım mı? Kur’ân’a uygun sebepler sayıldığında “Şeriata göre ayrılabilirsin ama evli kalırsan evliyâ olursun, kendin seç” diyorum. Onun için Allah’a yakınlaşmanın yolu sıkıntı ve tahammüldür. Buda Hakkı ve sabrı tavsiye etmenin bir usulüdür.

Bir de dualarımızda. “Senden sana sığınırım” deriz. “Senden sana sığınırım” ile neyi kastederiz? Yani O’nu önce halkta görmeye başlıyoruz. Harakanî Hazretleri: “Seccade bile, Kâbe’nin görüntüsü bile, beni senden alıkoyan şeydir” buyuruyorlar. Yani Senin tecellî ettiğin isim ve sıfatlardan Senin zâtına yönelmeyi bana nasip et diyorlar. Ben Seni evladıma olan sevgimde buldum, sevgilime olan sevgimde buldum. Şimdi bunlardan beni kurtar da zâtına yönlendir diyorlar. Hazreti Şems’in çok güzel bir hikayesi vardır: Adamın biri leğende Ay’ın aksini görmüş, bak Şems, ne güzel Ay demiş. Hazret de adamın ensesine tokatı vurmuş. Ay’ın hakikati oradayken sen niye hâlâ leğendeki aksi ile meşgulsun? diyerek kızmış. O halde isim ve sıfatlarından zâtına sığınırım demek: “Orada seni görüyorum ama beni ona takılıp kalmaktan koru” demektir. Hatta ilmimden, hatta bilgimden, mânevî bir mevki kazandığımı zannetmemden, hepsinden sana sığınırım. Çünkü sen o kadar büyüksün ve o kadar nihayetsizsin ki, böyle bir şeyde takılıp kalmam benim sonum olur, demektir.

“Senden sana sığınırım.” Dua cümlesini Allah’ın beni bir şeyle cezâlandırması gibi algılıyoruz ama, Harakanî örneği bunu bize çok güzel açıklıyor. Harakani hazretleri Allah’tan uzak kalmak istemiyor ve arada herhangi bir şey kalmasın istiyor.

Allahıazimüşşan’ın Zâtı çok önemli. Zâtında bütünlük var. O zaman her şeyi sevebiliyorsun. Zat nedir, isim nedir, sıfat nedir diye sorulacak olursa, Hocam bunu gül örneğinde çok güzel anlatmışlar; Gülün adı güldür. Yaprakları, renginin kırmızı, siyah oluşu, yapraklarının yumuşaklığı gibi bir sürü isim ve sıfatları vardır. Zâtı nedir? Gülün özü nedir? Mesela gözlerin kapalı bir odaya girdin. Orada gül olduğunu kokusundan anlarsın. İşte eğer sen isim ve

sıfatlarda o güzelliği seyreder ama âşık olduğun şey onun kokusu olursa o zaman sen zâtına yönelmiş oluyorsun. Yani her şeyi sev, ama hiçbir şeye takılıp kalma. Hocam Ken’an er-Rifâî Hazretleri’ne öğrencisi Semiha Cemâl Hanım “Hocam sizi çok seviyorum” demişler. Hocamın cevabı muazzam: “Beni seviyorsan benim sevdiğim her şeyi seveceksin. Benim de sevmediğim hiçbir şey yok.” Böylece her şeyi sevmek demek, zâtına yönelmektir. Bir tek şeyi sevmek değil. Birini öbürüne tercih etmek değil. Ken’an Rifâî Hazretleri kendi oğluna: “Sen ve bir arkadaşımın oğlu hasta olsa ben önce onu tercih ederim” buyurmuşlar. Çok manidar. Bu zâtına yönelmektir. Edebin hakîkatinde de bu vardır. Trafikte acelesi olan bir sürücüye yol vermek gibi. Başkasının yahlışlarını düzeltme fırsatı vermek, eksikliklerini tamamlama fırsatı bulma gibi. Edep aynı zamanda her şerden bir hayır çıkması, sağlam bir inanç, adaletli bir muamele ve ahlaklı bir yaşayış demektir vesselam.