Galib Dede

Galib Dede

Refi’ Cevad Ulunay

17.12.1961

     Malum olduğu üzere Mevlevî tarikatı “aşk” esası üzerine kurulmuş olduğuna göre ruha en kısa yoldan giden mûsikî ve edebiyata büyük hizmet etmiştir. Nâyi Osman Dedeler, Hamamîzâde İsmail Dedeler, Köçek Mustafa Dervişler, Üçüncü Selimler, Zekâi Dedeler ve daha pek çokları besteledikleri âyinlerle Türk mûsikîsine âbideler dikmişler, hal tercümeleri kitaplar dolduran Mevlevî şairleri de Türk edebiyatını alabildiğine zenginleştirmişler. Zaten Divan şairlerinin çoğu Mevlevîdir. Rûhî:

                      Bulmaya rehgüzer-i memleket-i ma’nâyı

                      Pîşrev idinelim Hazret-i Mevlânâyı

Koca Nef’î de:

                      Merhabâ ey hazret-i sahib kırân-ı manevî

                      Nâzım-ı manzûme-i silk-i leâl-i mesnevî

derler.

     Şeyh Galib, İstanbulludur. 1757 de Mevlâne kapısında doğmuş, hususî tahsil ile yetiştikten sonra Bâb-ı âliye çerağ edilmiş, pek kısa bir zamanda memuriyeti terk ederek Konya’ya gitmiş, çilekeş derviş olarak dergâha girmiş, çilesini tamamladıktan sonra İstanbul’a dönüp Yenikapı Mevlevîhânesi’nde hücrenişin olmuş, oradan Galata Mevlevîhânesine şeyh tâyin edilmiştir.

     Şeyh Galibin yetiştiği devirde edebiyat, (hezl) vâdisine dökülmüştü. Sürurinin, Sünbülzâde Vehbinin karşılıklı ettikleri mevzun küfürlerin çirkef sıçramasından o bile vareste kalmıştır. Süruri:

                      Söyle ey menhûs adın Es’ad mıdır, Gâlib midir

diye târiz eylemiş, Şeyh Galib bu Edebî inhitata evvelâ 24 yaşında vücûde getirdiği mükemmel bir divanla cevap vermiş, ondan sonra da 26 yaşında (Hüsn ü Aşk) ı yazmıştır.

     Devrin şairleri lisandaki sadeliğe, ifade kudretine hayran oldular. Hocam, Rıza Tevfik merhûm, o devri anlatırken:

     -Edebiyat gülistanı bir gübreliğe dönmüştü, bu gübrelikten bir lâle çıktı: Şeyh Galib.

derdi.

     Şeyh Galib, Konyadan döndükten sonra Sütlücede (Yusuf Sîneçak)ın türbesi yanında edindiği bir evde oturmuş ve Galata Mevlevîhânesi şeyhliğine tâyin edilinceye kadar orada mühim eserler yazmıştır.

     (Hüsn ü Aşk)a yazdığı fahriyyede lisanda yaptığı inkılâbı:

                      Tarz-ı selefe takaddüm etdim

                      Bir başka lügat tekellüm etdim

diye söyledikten sonra:

                      Engüşt-ü hata uzatma öyle

                      Beş beytine bir nazîre söyle

der ve Farsça:

                      An dem ki zı şâirî eser nîst

                      Sultân-ı suhan menem diğer nîst

(O zaman ki şairlikten eser yoktur. Söz sultanı benim, başkası değildir) beyti ile iddiasını te’kid eder.

     Şeyh Galib, büyük bestekâr İsmail Dede ile muasırdır. Dede, eserlerine güfte olarak onun şiirlerini almıştır.

                      Yine zevrak-i derûnum kırılıp kenâra düşdü

                      Dayanır mı şîşedir bu, reh-i sengsâra düşdü

                      Reh-i Mevlevîde Gâlib bu sıfatla kaldı hayrân

                      Kimi terk-i nâm ü şâne kimi i’tibâra düşdü.

mısralarını (Mahur) makamından bir Nakış Semaî olarak öyle bestelemiştir ki dinlemeğe doyulmaz.

     Şeyh Galibin en yakını, murîdi (Esrar Dede) dir. Onun vefatı Galib Dedeyi çok müteessir etti. Refikinin vefatı üzerine yazdığı uzun mersiyede:

                      Eyvâh! O gül-i handânım aldı mevt

                      Esrârım aldı, cümle dil ü cânım aldı mevt.

diye feryat eder.

     Üçüncü Selim, Şeyh Galibi çok severdi. Kendisi de şair olduğu için onun divanını en namlı hattatlara yazdırmış ve yalnız cilt ve tezhibine üç bin altın sarf etmiştir.

     Hükümdar Mevlevî olduğu cihetle ekseriya Şeyh Galibi saraya çağırtır ve huzuruna kabul ederek uzun uzun Hazret-i Mevlânâ’dan bahseder ve ettirirdi.

     Üçüncü Selim, Şeyh Galible bulunduğu zaman Padişahla tebaa arasındaki merasimi tamamen kaldırtmıştı. Hattâ bâzan başını Şeyh Galibin dizine koyarak iki akran gibi sohbet ederdi. Bir gün yine başı şeyhin dizinde olarak görüşürken:

     -Şeyhim, demiş, bana Hazret-i Mevlânâ’nın bâzı kerametlerinden bahseder misin?

     Şeyh Galib gülmüş:

     -Padişahım!demiş, koskoca Osmanlı saltanatının sahibi, bir irade ile orduları, donanmaları harekete getiren sizin gibi bir hükümdarın Mevlânâ bendesi fakir, âciz bir dervişin dizine mübarek başını koyup onunla hasbihâl etmesinden daha büyük ne keramet olabilir?

     Şeyh Galib 42 yaşında Hakka yürüdü. Gasl olunurken babası Mustafa Reşid efendinin:

     -Ah oğul! Teneşire bu kara sakal yakışmıyor!

feryadı yalnız Mevlânâ kubbesinde değil edebiyat semasının kubbesinde dahi aksetmektedir.

     Geçdi Galib Dede candan yâ hu!

mısraı vefat tarihidir.