GÜL KOKUSUNDAN BAYILAN DEBBAĞ – Şaban Karaköse

Mesnevî-i Şerif’ten Hikayeler(2)

GÜL KOKUSUNDAN BAYILAN DEBBAĞ

Şaban Karaköse

Birisi, güzel koku satanların çarşısına gelince aklı başından gitti, büzülüp yere yıkıldı. Kerem sahibi attarlardan gelen güzel kokular onu çarptı, başını döndürdü ve yere düştü! O, gün ortasında geçiş yolunun üzerinde, hiçbir şeyden haberi olmaksızın, bir leş gibi yıkıldı kaldı.
Halk derhal başına üşüştü… Herkes “Lâ havle”[1] diyerek derdine derman aramaktaydı. Birisi, eliyle kalbini yokluyor, atıp atmadığını anlamak istiyordu; öbürü, yüzüne gül suyu serpiyordu. Gül suyunu serpen bilmiyordu ki o alanda onun başına ne geldiyse gül suyundan geldi. Biri, bileklerini, başını ovuyor; öbürü, (serinlesin, ateşi düşüp kendisine gelsin diye, göğsüne sürmek maksadıyla) samanlı ıslak balçık getiriyordu. Biri, öd ağacıyla şekeri karıştırıp tütsülüyor; başka biri, elbisesinin bir kısmını soyup üstündekileri hafifletiyordu. Birisi, nasıl atıyor diye nabzını yokluyor; öbürü, eğilmiş ağzını kokluyor, şarap mı içmiş, esrar mı çekmiş, yoksa afyon mu yutmuş, anlamak istiyordu. Halk, onun neden bayıldığını anlayamamış, şaşırıp kalmıştı.
Derhal akrabalarına haber verdiler, “Filan kişi, feşman yerde, perişan bir halde düşüp kaldı. Neden bayıldı, ne oldu da leğeni damdan düştü (rezil ve perişan oldu), kimse bilmiyor.”
O debbağın iri yarı, güçlü-kuvvetli, bilgili-anlayışlı bir erkek kardeşi vardı; hemencecik koşa koşa geldi. Yenine biraz köpek pisliği almıştı. Halkı yararak, feryat ederek kardeşinin başucuna geldi. “Ben onun neden hastalandığını biliyorum” dedi.
Hastalık teşhis edildi, sebebi bilindi mi tedavisi kolaydır. Sebebi bilinmezse tedavisi güçleşir. Hangi ilaç iyi gelecek?, yüz türlü ihtimal vardır. Fakat sebebi bilindi mi iş kolaylaşır. Sebeplerini bilmek, bilgisizliği giderir.
Kardeşi kendi kendine dedi ki, “Şu köpek pisliği onun beynine, damarına, iliğine kat kat sinmiştir. Çünkü o, rızkını elde etmek için her gün, akşamlara kadar pisliğe gömülmüş olarak, pis kokular içinde debbağlık yapmaktadır” demişti.
(Tıp ilminde üstad sayılan) Büyük Calinus da böyle demiştir: “Hastaya, neye alışkınsa onu ver! Aykırı olan şeylerden zahmet çeker. Onun için, hastalığının ilacını da alıştığı şeylerde ara!”
Pislik böceği, daima pislik taşır durur. Bu yüzden de gül suyundan bayılır. Onun ilâcı yine köpek pisliğidir. Çünkü ona alışmıştır, onunla uğraşmayı âdet ve huy edinmiştir. “Pisler, pislerindir.” (Nûr Sûresi, 26) âyetini[2] oku da bu sözün önünü, sonunu anla! Öğütçüler pis kişiyi, ona bir kapı açılması, iyileşmesi için amberle, gülsuyu ile tedavi etmek isterler. Fakat ey inanılır, itimat edilir kişiler! Pislere temiz şeyler lâyık değildir ki! Onlar, vahyin güzel kokusuyla eğrilmişler, sapıtmışlardır da, “Siz bize uğursuzsunuz. Biz, sizin yüzünüzden kötülüğe uğradık.” (Yâsin Sûresi, 18)[3] diye feryada başlamışlardır. (Onlar aslında şöyle demişlerdir:) “Bu söz, bize zahmet veriyor, bu sözden hastalanıyoruz. Sizin vaazınız iyi değil, bize iyi gelmiyor. Eğer yine susmaz da nasihate başlarsanız, derhal sizi taşlar, öldürürüz. Biz, oyun eğlenceyle, boş ve saçma şeylerle semirmişiz, öğüte hiç alışmamışız. Bizim gıdamız yalandır, asılsız lâftır, saçma sapan sözlerdir. Sizin tebliğ ettiğiniz (bildirdiğiniz) şeyler, midemizi bulandırıyor. Siz bu sözlerle hastalığımızı yüzlerce defa artırıyor, akla ilâç olarak afyon veriyorsunuz.”
O genç, bayılan kardeşine vereceği ilâcı kimse görmesin diye halkı uzaklaştırdı. Gizli bir şeyler söylüyormuş gibi ağzını debbağın kulağına götürdü, sonra da elindeki pislikten bir parçayı onun burnuna sürdü. O, köpek pisliğini avucuna sürtmüştü. Pis beynin ilâcını bu pislikle görmüştü.
Kısa bir süre sonra adam kımıldamaya başladı. Halk, “Bu şaşılacak bir efsun! Şu, efsunu okuyup baygının kulağına üfürdü. Adam âdetâ ölmüştü, efsun imdadına yetişti!” dediler.
Mayası bozuk kişilerin kımıldanması, kötülük, günah yüzündendir. Zina, bakışla, göz süzüşten, kaş oynatıştan harekete gelir.
Kime öğüt miski fayda vermezse, muhakkak o, kötü kokulara alışmıştır. Allah, müşrikler tâ ezelden pislik içinde doğduklarından onlara “Necis=pis”(Tevbe Sûresi, 28)[4] demiştir. Tâ önceden pislik içinde doğan pislik kurdu, ebediyen huyundan dönmez, amber kokusuna alışamaz. Ona nur serpintisi isabet etmemiştir. O, içsiz kabuk gibidir. Gönülden mahrumdur. O, tamamıyla bedeni ile yaşamaktadır. Hak Teâlâ, eğer ona nur serpintisinden nasib ettiyse, bu nur ona da değmişse, pisliğe düşse bile, Mısır”da olduğu gibi, o gübre içine gömülen yumurtadan çıkan civciv gibi olur. Hem de kümeste beslenen, pis tavuk gibi değil, bilakis bilgi, anlayış, irfan tavuğu olur.[5]
Dipnotlar
[1] “Lâ-havle ve lâ-kuvvete illâ billâhil-aliyyil azim” cümlesinin kısaltılmışı ki, “Güç ve kuvvet ancak Yüce ve Güçlü olan Allah’tadır” meâlinde olup, bir belâ ve tehlike esnasında veya sabrın tükendiğini açıklamak için söylenir.
[2] “Kötü (habîs) kadınlar kötü erkeklere, kötü erkekler ise kötü kadınlara; temiz (tayyib) kadınlar temiz erkeklere, temiz erkekler de temiz kadınlara yaraşır…” (24/Nûr Sûresi, 26)
[3] “(Bunun üzerine onlar:) Doğrusu siz bize uğursuz geldiniz. Eğer bu işten vazgeçmezseniz, andolsun sizi taşlarız. Ve bizden size mutlaka fena bir kötülük dokunur, dediler.”
[4] “Ey iman edenler! Müşrikler ancak bir pisliktir…” (9/Tevbe Sûresi, 28)
[5] Mesnevî, cilt: IV, beyit nu: 257-300
AÇIKLAMALAR
1- DEBBAĞLIK
Arapça”da Debbağ, hayvan postunu işleyen kimseye denir. Debbağlık, dericilik demektir.
Debbağ kelimesi zaman içerisinde “Dabak”, sonra “Tabak”, Debbağ (Arapça) + hane (Farsça) kelimesi ise “Dabakhane”, “Tabakhane” olmuştur.
Eski zamanlarda, ham deri, kıllardan, et ve yağ tabakalarından temizlendikten sonra, o deriyi en iyi bir şekilde, sıcak köpek pisliğindeki kimyasal enzimler kıl köklerinden arındırır ve parlatırmış. İki kişi sabahın erken saatlerinde (ki köpekler özellikle o vakitlerde pislerlermiş) acelece o pislikleri toplar, tabakhaneye yetiştirmeye çalışırlarmış. Bundan dolayı halk arasında “Tabakhaneye b.k mu yetiştiriyorsun!” sözü darb-ı mesel olmuş. Sonraları tabakhanelerde yaygın olarak köpek beslenmeye başlanmış.
2- GÜNAHKAR KALBİN MANEVİYATA TEPKİSİ

İşlenen günahlar, kalbin manevi sağlığını etkiler. Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur: “İnsan bir günah işlediği zaman, kalbinde siyah bir nokta oluşur. Günahından tevbe edip uzaklaşırsa, siyah nokta silinir. Eğer tevbe etmeyip günah işlemeye devam ederse, o siyah noktalar kalbi istila edip karartır. Yüce Allah”ın Kur”an”da “Hayır, onların yaptıkları şeyler, kalplerini paslandırmıştır.” (81/Mutaffifin, 14) ayetinde bahsedilen budur.” (İbn Mace, Zühd 29)
Kalbi günah ile kararan bir insan, dinî ve manevî konulardan ve Allah’ı zikredişten rahatsız olur.
Hikmetli Kur’an’da konuya şöyle dikkat çekilmektedir:
“Sadece Allah anıldığı zaman, ahirete inanmayanların kalbi öfkeyle kabarır. Oysa Allah”tan başkası anıldığı zaman hemen sevince kapılırlar.” (3/Zümer, 45)
Yine Hikmetli Kur’an’da, peygamberlerin tebliğ ve davetleri karşısında “(müşrikler) parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, direndiler” (71/Nuh, 7) denilmektedir. Kalbi küfür, şirk ve günah ile kararmışların dine tepkisi işte böyledir.
Diğer taraftan müminler ise “öyle kimselerdir ki Allah anıldığı zaman kalpleri titrer…” (22/Hac, 35)
3- ARKADAŞ ÇEVRESİNİN ETKİSİ

Bir insanın dinî ve manevî konulara vereceği tepkide arkadaş çevresinin de büyük etkisi vardır.
Peygamber Efendimiz (sav), arkadaş çevresinin etkisini şu benzetme ile açıklamıştır: “İyi ve kötü arkadaşın hali, güzel koku satanla körük çekenin haline benzer: Misk satan, ya sana güzel kokusundan bir miktar meccanen verir ya sen satın alırsın, ya da (hiç değilse onunla beraber olduğun sürece) güzel koku koklamış olursun. Körük çeken kimse ise, ya elbiseni yakar ya da (en azından) körüğün kötü kokusundan rahatsız olursun.” (Buhârî, Zebâih 31, Büyû” 38; Müslim, Birr 146. Hadis için bkz. Nevevî, Riyâzu”s-Sâlihin, hadis nu: 364)
Peygamberimizin aynı konudaki diğer bir hadis-i şerifi ise şöyledir: “İnsan, dostunun yaşayış tarzından etkilenir. O halde her biriniz dost edineceği kişiye dikkat etsin.” (Ebu Davud, Edeb 16; Tirmizi, Zühd 45)
Atasözlerinde de arkadaş çevresinin etkisi vurgulanmıştır:
“Körle yatan şaşı kalkar.”
“İtle yatan, bitle kalkar.”
“Üzüm üzüme baka baka kararır.”