HZ.MEVLÂNÂ’NIN ESERLERİNDE AKIL – Celâleddin Bâkır Çelebi

HZ.MEVLÂNÂ’NIN ESERLERİNDE AKIL

Dr. Celâleddin Bâkır Çelebi

Muhterem Dinleyenlerim,
“İnsan ruh, akıl ve sevgi üçgenidir”; diyen Hz. Mevlânâ’nın, bize mîras olarak bıraktığı zengin kültür hazinesi üzerinde, asırlardır ruh ve sevgi hakkında sayısız çalışmalar yapıldı ve yapılmaya da devam edilecektir. Ancak akıl üzerinde fazla durulmadığını görmekteyiz. Gerçekleştirmeğe çalıştığım Mesnevî Şerif Lügatı’nı hazırlarken akıl hakkında yaptığım araştırmadan sizlere kısa seçmeler arzedeceğim.
Önce konumuzu aydınlatmaya yarayacak Mevlânâ’mızın Mektûbâtı’ndan iki bölümü birlikte tetkik edelim: “Yüce Yaratan, Melekleri yarattı, onlara akıl verdi; hayvanları yarattı onlara şehveti verdi, insanlara ise hem aklı hem şehveti verdi. Aklı şehvetten üstün olan, meleklerden de üstündür; şehvet aklından üstün olan, hayvanlardan daha aşağıdır.”  (Mekt. 97)
Peygamber (A.S.) buyurdu ki: “Gerçekten de Yüce Allah’­tan, aklı yaratınca, “gel” dedi ona, geldi. Sonra “git” dedi, gitti. Sonra “kalk” dedi; kalktı. Sonra “otur” dedi, oturdu. Sonra “konuş” dedi, konuştu. Sonra “sus” dedi, sustu. Sonra, “üstünlüğüme, ululuğuma andolsun, senden daha üstün bir yaratık yaratmadım, seninle hitabederim, seninle yadigarım, senin yüzünden sevâb veririm, senin yüzünden azabederim”..(Mekt.50).
Muhterem dinleyenlerim, bu kısa açıklamadan sonra, Mesnevî-i Şerîf’de akıl hakkında Mevlânâ’mız tarafından söylenenlerden birkaç misali birlikte tetkik edelim :
Mesnevîden seçmeler :
–   Akıl, aşkı anlatmada, eşek gibi balçığa saplandı da yal kaldı; aşkı da aşıklığı da gene aşk anlattı.    (Mesn: C: l/B:115)
–  Akıl önce ona muallimdi, ondan sonra akıl ona bir şa
–  Akıl Cibril gibidir, “Ahmed der, bir adım daha atarsam, yakar-yandırır bu adım beni.”
– Aklın karartısında ne âlemler vardır; şu akıl denizi ne de engindir.
Bizim şekillerimiz şu tatlı denizde, suyun üstünde yüzen kâseler gibi yüzer durur.
İçi suyla dolu olmadıkça, denizin üstündeki kab gibi yüzer; fakat kab suyla doldu mu, kab denize batar gider.
Akıl gizlidir; görünense başka bir alemdir, şeklimiz de o de­nizin bir dalgası, yahut bir ıslaklığıdır.
Şekil, deniz olmak için neye başvurursa vursun, deniz o başvurduğu şeyden de uzağa atar onu.
Gönül, kendisine sır söyleyeni; ok kendisini uzağa atanı, görmedikçe… A at arayan tek binici kendine gel.
Can apaçık ortadadır, yakın mı yakındır da, o yüzden yit­miş, gitmiştir. Hani küpün karnı suyla doludur da, dudakları kupkurudur ya, onun gibi…
Senin gözündeki ışığın da gönül ışığıdır; göz ışığı, gönüllerin ışığından, meydana gelir.
Sonra gönül ışığının ışığı da Allah ışığıdır ki o ışık, akıl ışığından, duygu ışığından tamamıyla ayrıdır…
Demek ki sen, ışığın zıddıysan ışığı bildin; zıd belirdi mi, zıddını gösteriyor.
Varlık âleminde Allah ışığına bir zıd yok ki, zıddıyla O da meydana çıksın, görünsün.
Hâsılı” Gözler O’nu kavrayamaz. O gözleri kavrar” , bunu Musa’ya, Tur dağına bak da gör, anla.  (Mesn: C l/B: 1114)
–   İstek üzerine istek olmasa, yarı-buçuk akıl tümden bahsetmezdi.
Fakat istek üstüne istek geliyor da, o denizin dalgalan buraya dek vuruyor.  (Mesn:C:l/B:2223)
-Peygamber, kanâat nedir? Definedir dedi; sense bu defineyi zahmetten, meşakkatten ayırd edemezsin bile… Bu kanâat, yürüyüp giden bir definedir ancak; sense yürüyüp giden gamsın, zahmetsin, boşuna laf etme…
Çünkü aklın, insanlara ayakbağı kesilmiş. Ona akıl demezler; yılandır, akreptir o.  (Mesn: C: l/B: 2330)
–   Hayvanlık mertebesi, nasıl insanlığa tutsaksa, nasıl insan­lığa susamışsa, insanlık mertebesini de a ulu kişi, hayvanlık mertebesi gibi, erenlerin elinde tutsak bil. Ahmet, kulları doğru yola çağırırken, Allah   “Ey kullarım de.” buyurdu.
–   Aklın deveciye benzer, sense devesin, seni emrine râ eder; ister istemez, dilediği yere çeker götürür.
–   Erenler de aklın aklıdır; akıllar, tâ sona dek, hep devele re benzerler. (Mesn: C:l/B: 2504)
–   Nefisle akıldan ibaret olan bu kadınla erkek, iyinin kötü­nün ayırdedilmesi için gerek mi, gerek.
–   Ikisi’de şu toprak yurtta gereklidir; gece-gündüz savaşta­dır, ikisi de olaylar içindedir.
–   Kadın, durmadan evin ihtiyaçlarını diler-durur; yani sere ister, ekmek ister, sofra ister, mevkî ister.
–   Nefis, kadın gibi herşeye bir çâre bulmak peşindedir; ki mi toprağa döşenir, kimi yücelik arar.
–   Aklınsa bu düşüncelerden haberi bile yoktur; aklında fik rinde ancak Allah’ın gamı vardır.
–   Hikâyenin iç yüzü bu yemdir, bu tuzaktır; ama dış yüzün de şimdi toptan işit.
–   Mâ’nayı anlatmak yeter olsaydı dünya halkı, işten-güçten kalırdı, düzen bozulurdu.
–   Sevgi yalnız düşünce, tamamıyla mâ’na olsaydı, namazı­nın orucunun şekilleri de yok olur-giderdi.
–   Dostların birbirlerine sundukları armağanlar bile, dostluğu belirten şeylerdir.  (Mesn: C:1/B:2629)
– Aklı koca bil, şu nefis de, şu tamah da kadın. Bu ikisi karanlıktandır inkârdır, akılsa ışıktır, mumdur. (Mesn: C:l/B:2915)
– Gönül aynasının bil ki sınırı yoktur. Burada akıl ya susar ya yol azıtır, yiter-gider. Çünkü gönül ya o’dur, yahut da o’dur gönül… (Mesn:C:l/B:3501)
– Akıl, akıl olduğundandır ki işlerin sonunu görür; sonu görmeyen akıl nefis kesilir.
– Nefse alt olan akıl, nefis olmuştur. Müşteri Zühal’e mat oldu mu, yomsuz olur gider.  (Mesn:C:2/B:l55l)
– Akıl, bir başka akılla çift oldu mu, ışık çoğaldı, yol belirdi demektir.
Fakat nefis, bir başka nefisle sevindi mi, karanlık artar, yol belirsiz olur.  (Mesn:C:2/B: 26}
– Akıl bir başka akıldan güç-kuvvet kazanır. Şeker kamışı, şeker kamışından olgunlaşır. (Mesn:C: 2/B:2280)
–  Akıl, kendini renk renk gösterir ama, bu şekillerden peri gibi fersahlarca uzaktır o
Perinin de yeri mi? Meleklerden bile yücedir o. Sen sinek kanatlısın da o yüzden alçaklarda uçuyorsun.
Aklın yücelere doğru uçuyor ama, taklit kuşun aşağılarda yemleniyor.  (Mesn:C:2/B :2328)
–  Aklı ben de çok denedim; bundan böyle bir tarla arayacağım da oraya delilik tohumu saçacağım. (Mesn:C:2/B :234l)
–  Aklım bir definedir, onun yıkık yeriyim ben. Defineyi gösterirsem asıl o vakit deliyim, divaneyim. (Mesn:C:2/B:2429)
– Beden görünür, can gizli; bu böyle olmuş. Beden yem gibidir, cansa el gibi.
Akılsa candan da, daha gizli uçar; duygu cana da daha çabuk yol bulur.
Bir hareket gördün mü, anlarsın ki, o hareket eden diridir, fakat akıllı mıdır, bunu bilemezsin.
Fakat uygun hareketlere başlarsa, bakırın kimya ile altın oluşu gibi, o uygun hareketlerden anlarsın ki aklı vardır.
Kendisine vahiy gelen can, akıldan daha gizlidir; çünkü o, görünmez âlemdedir, o yandadır, o baştandır.
Ahmed’in aklı, kimseye gizli kalmadı; fakat vahyindeki ruhu, her can anlıyamadı.
Vahiy ruhuna münasip şeyler de var, fakat onları akıl anlayamaz. Çünkü o ruh pek yücedir.
Kimi delilik gibi görür, kimi şaşırır kalır; çünkü anlaması için onun, o olması gerek
Hızır’a uygun gelen işleri, Mûsâ görünce aklı kabul etmedi de bulandı. (Mesn:C:2/B: 3253)
Akılda,   şüphede olan   kişi,   perde  ardındadır.   Bazan perde kapanır.
Cüz’i akıl, bazen şaşırır baş aşağı düşer…Akl-ı külse zamane olaylarından amandadır.
Aklı, hüneri sat, hayreti satın al, horluğa yürü, ey oğul, Buhara’ya değil. (Mesn: C:3/B:l M4)
–   Parça buçuk aklın ağrısı sızısı, vehimdir zandır; çünkü o karanlıklarda yurt edinmiştir.
–   Şeyh dostun oldu mu, o vakit akıl, köpek nefsine avca üst olur. (Mesn:C:3/B: 2548}
–  Akıl, ışıklı iyi bir isteklidir. Karanlıklar ilindeki nefis ona nasıl üst olabilir?  (Mesn:C:3/B: 2558}
-Nasıl mı? Çünkü nefis kendi evindedir, akılsa gariptir. Köpek bile kendi kapısında arslan kesilir.  (Mesn:C:3/B :2559)
–  Akıl, canla anlayış elde etmiştir, canla aydınlanmıştır; artık can nasıl olurda aklın buyruğuna girer (uyar).
Can akla tesir eder de, o yüzden akıl, bir karara varır. (Mesn:C:3/B:3585}
– Herşeyi anlayan akıl, dostların aynlığıyla yayı kırık okçuya döner. (Mesn:C:3/B:3694)
– Padişah cana benzer, vezir akla. Bozuk akıl canı kötülüklere götürür.
Akıl meleği Hârût olunca, yüzlerce kötüye büyü öğretmeye girişir. Cüz’i aklı kendine vezir yapma. A padişah, akl-ı küll’ü vezir yap.
– Kendi havanı, kendi dileğini vezir yaparsan, tertemiz canı-ı namazdan da alı kor niyazdan da. Çünkü bu nevanın, bu hevesin, gözü açtır; içinde bulunduğu çağı görür ancak; akılsa din gününü düşünür.
Aklın iki gözü de işin sonundadır; o gül için dikene katlanır, onun zahmetini çeker. (Mesn:C:4/B:l256)
–  Aklın varsa, bir başka akılla dost ol da, işlerini danışarak yap….
İki akılla pek çok belâlardan kurtulursun; ayağını göklerin yücesine basarsın. (Mesn:C:4/B:l263)
–  Bu yıldız bilgisi, bu hekimlik, peygamberlerin vahiyleridir; onlar kılavuz olmasalardı, akılla duygu nereden bunlara yol bulacak?
Cüz’i akıl, birşeyden hüküm çıkaracak akıl değildir ki; ancak fen sahibinden bilgi alır buna muhtaçtır.
Bu akıl beller, anlar, bu gücü vardır, ama bunu da vahiy sahibi belletir ona.
Bütün san’atlar iyice bilki, vahiyden meydana gelmiştir; önce böyledir, sonra akıl birşeyler katar ona.
Bak da gör, bu işler, şu aklımızla olsaydı, san’at ustasız öğrenilebilirdi.
Düzenle kılı kırk yarar akıl, ama hiç bir san’at da ustasız öğrenilemez. (Mesn:C:4/B: 1294)
–    En bayağı bir san’at olan mezar kazmak san’atı var ya; nerden akla fikre gelirdi; nerden düzenle, düşünceyle elde edilirdi. Kabil de bu düşünce olsaydı, Hâbil’i başında mı taşırdı?
– Karga, Allah’ın ilhamıyla bilgi sahibi olmuştu. Kabil, “tuh aklıma,” dedi san’atta bir karga bile benden üstünmüş.
Allah, Akl-ı Küll’e, “Gözü ne kaydı, ne yanıldı” dedi: cüz’i akılsa her yana bakar durur.
Hasların ışığı, kaymayan yanılmayan akıldır; karga aklıysa ölülerin mezar ustasıdır…
Kargaya benziyen nefsin ardından koşma, kendine gel. Çünkü o seni mezarlığa götürür.  (Mesn:C:4/B: 1301)
–  Aklı dostun aşkıyla kurban et; zaten akıllar dost ne yandaysa o yandadır.
Akıllar, akıllarını o yana yollamışlardır; bu yanda kalan akılsa, sevilmeyen ahmak olan akıldır.
Şu aklın şaşkınlıkla başından giderse, saçının her teli bir baş olur, bir akıl kesilir.
O yanda, beyin düşünce zahmetini çekmez; ova da bahçe de beyinler bitirir, akıl fikir yetiştirir. {M«n:C:4/B: 1424)
–  Bu yüzden Allah Peygamberler’e, “Ey elbisesine bürünen, ey ürken, kilimden dışarı çık.”  (Kur’ân-ı Kerim 73)
Kilime başını bürüme, yüzünü örtme, çünkü dünya başı dönmüş bir bedendir, sense akılsın… Akıllara bir yol gösteren gerek…   (Mesn:C:4/B: 1453)
–  Akıllılığı sat da hayranlığı al; çünkü akıllılık bir zandı hayranlıksa görüş.
Mustafa’nın huzurunda aklı kurban et; Allah’ım yeter banı de, Allah’ım yeter.
Ken’an gibi gemiden baş çekme, ona da her şeyi bilirim diyen aklı ululuk vermişti. (Mesn:C:4/B: 1407)
Akıllılar benim ışığımla aydınlanır, nurlanır; düzenleri, belim düzenimden öğrenirler. (Mesn:C:4/B: 1475)
– Senin aklın da vezirdir, o da havasına olt olmuştur da varlığında, bedeninde Allah yolunu kesip durmadadır,
Bir öğütçü, bir Allah eri, sana öğüt verir, fakat o, onun sözlerini tesirsiz bırakır… aklını başına al, deli olma der. (Mesn:C:4/B: 1246)
– Kölenin aklı kıttı, hırsı fazla; parasını, geçimini az görünce öfkelendi; başını dikti.
Aklı olsaydı bu işi ölçer, biçerdi de suçunu görür, kendini bağışlatmaya uğraşırdı. (Mesn:C:4/B: 1493}
–  Selam olsun, Mustafa’ya, “gerçekten de Allah melekleri yarattı, onlara akıl verdi; hayvanları yarattı, onlara şehvet verdi; Ademoğullarını yarattı Onlara akıl verdi, şehvet de; kimin aklı şehvetine üst olursa meleklerden yücedir o; şehveti aklından üst olursa hayvanlardan daha aşağıdır,” buyurdu. (Mesn:C:4/B: 1497)
– Firavun’un aklı, padişahların akıllarından üstündü, fazlaydı; fakat Allah buyruğu, akıldan etmişti, kör etmişti onu Can gözüne, can kulağına Allah mührü vuruldu mu insan isterse Eflatun olsun, hayvan eder gider adamı. (Mesn:C:4/B: 1497)
– Peygamber, “ahmak kişi düşmanımızdır, yol kesen gulyabânîdir” dedi. “Akıllı olansa canımızdır, onun soluğu onun esintisi, bize fesleğendir.
Akıllı bana sövse bile razıyım, çünkü onda feyiz vericiliğinden bir feyiz vardır.
–  Fayda dediğim akıldır; ekmek, kebap değil. Ey oğul, can gıdası, akıl ışığıdır.  (Mesn:C:4/B :1954)
–  Akıl ikidir : Birincisi çalışarak kazanılan akıldır; onu mektepteki çocuk, nasıl bilgi bellerse o çeşit beliler, öğrenir elde edersin. (Mesn:C:4/B:1960)
–  Öbür akılsa Allah ihsanıdır; onun kaynağı can içindedir. (Mesn:C:4/B:1964)
–  Tahsille elde edilen akıl, ırmaklara benzer, yataklarında akar da eve öyle varır, ulaşır.
Aktığı yol bağlandı mı akamaz. Sen kaynağı kendi içinde ara. (Mesn:C:4/B: 1967)
–  Akıl, akıllı kişinin iyi kötü her şeyini ayarlıyan bir bekçidir.
İnanan akıl, adelet sahibi bir bekçiye benzer; gönül şehrinin bekçisidir, hakimidir.
Onun aklı, kendi gibi uyanıktır, hırsız onun yüzünden fa gibi delikte kalakalır…
Kedi de nedir ki, bedendeki inanan akıl arslandır; hem de arslanları bile yıkan, alt eden arslan.  (Mesn:C:4/B: 1985)
–  Akıl şahneye benzer; padişah gelince çaresiz şahne bir ucağa siner, kalır.
Akıl Allah gölgesidir, Allah ise güneşe benzer; O’nun güneşe karşı, gölgesinin parlaklığı mı otur, O’na karşı dayanabilir mi?  (Mesn:C4/B 2110)
–  Kendinden geçiş devlet kuşu uçunca Bâyezid, gene o sözü söylemeye başladı.
Aklı şaşkınlık seli kaptı, daha önce söylediğinden de güçlü söyledi. Cübbemin içinde ancak Allah var… (Mesn:C:4/B: 2123)
– Nice siyah sakallı adam vardır ki, ihtiyardır; nice de ak sakallı vardır ki gönlü zift gibi kapkaradır.
O gencin aklını defalarca denedim, işlerde pîrlik gösterdi.
Oğul pîr akıl pîridir. Pîrlik, saçın sakalın ağarmasıyla elde edilemez.
İblis’ten ihtiyar kim var? Ama değil mi ki aklı yok, hiçbir şey değildir o? (Mes:C:4/B: 2162)
– Güzelim akıl, yokluktan çıkıp yüz gösterince, Allah ona elbise giydirdi, binlerce ad taktı. (Mesn:C:4/B: 2178)
–  O soluğu güzel aklın en aşağılık adı şu: hiç kimseye muhtaç değil.
–  Çalış çabala da,akıl ve din pîri ol. Akl-ı küll gibi herkesin, herşeyin iç yüzünü gör.
–  Olgun bir aklın yoksa, özü-sözü diri bir akıllının karşısında kendini ölü say, ona sığın. (Mesn:C:4/B: 2199)
– Ahdini unutmayan, hatırlayan akıldır. Unutuş perdesini kıl yırtar.(Mcsn:C:4/B: 2289)
A yiğit, akıl şehvetin tersidir. Şehvetin çevresinde dönüp dolaşanda akıl var deme… (Mesn:C:4/B:  2301)
– Bir testere aklı ikiye bölse, gene ateş içinde altın gibi güler akıl.
–  Firavun’a, Mûsâ ben akılını dedi; ululuk sahibi Allah’ın elçisiyim, Allah deliliyim, insana sapıklıktan aman veririm. (Mesn:C:4/B:  2306)
–  A töhmetli kişi, akıl altının kırık-dökük; altın kesintisinin üstüne nasıl damga vurayım?
Aklın yüzlerce önemli işe dağılmış; binlerce isteğe, binlerce mal-mülk kaygısına bölünmüş.
Cüz’îleri aşkla toplamak gerek ki, Semerkand gibi Şam gibi hoş bir hale gelesin.
Aklını arpa-arpa zanlardan, şüphelerden derler toplarsan sana, padişahın damgası vurulabilir. (Mesn:C:4/B:3287)
–  Bu aklın ileriyi görüşü, mezara kadardır; fakat gönül sahibinin aklı, sûr üfürülünceye kadar ne olacaksa görür.
Bu akıl, mezardan topraktan ileriye geçemez; bu ayak şaşılacak şeyler alanına basamaz.
Bu ayaktan da bez, bu akıl’dan da; gizli âlemi gören bir göz ara da dileğini elde et… {Mesn:C:4/B:3309)
– Cüz’î akıl şimşeğe benzer, şimşek yalımına. Şimşek yalımı ile, ışığıyla Vahş’e erişebilir misin hiç?
Şimşek ışığı, kılavuzluk etmeye yaramaz, o ancak, ağla diye buluta buyruktur.
Bİzim aklımızın şimşeği de ağlamak içindir; yokluğun varlık iştiyâkîle ağlamasına yarar.
Çocuğun aklı, beden kâtiplerinin çevresinde dolan der, ama İnsan kendine bir şey öğretemez ki.
Hastanın aklı onu hekime çeker, götürür; ama aklı kendisine İlaç olamaz. (Mesn.C:4/B:3319)
–  Allah da, görünüşte böyle kul sıfatlarından münezzehtir; ama senin kıldığın kulluğa karşılık, içine öyle bir zevk verir ki;
Yüzlerce baş sallamağa değer; İşte, akılla can da, böyle baş sallar.
Çalışır, çabalar akla kulluk edersen, aklın vereceği şudur: seni daha fazla doğru yola götürür… (Mesn:C:4/B:3484)
– İnsan, akar su bile olsa, onu bağlar; zamanın en akıllısı bile olsa, onu bağlar; aldatır da güler ona.
Aklı bir dostun aklına dost et de, “İşleri, danışarak yaparlar” âyetini oku, ona göre iş yap. (Mesn:C:5/B:l66)
– Yüzlerce akla-fikre bir fitne olan kaş “nun”unu, göz “sad”ını, kulak “cim”ini yazdın.
Senin yazdığın o harfler yüzünden, akıl ince eleyip sık dokumaya koyuldu; a inşada eşi olmayan yazısı güzel, sil o yazıyı.
– Akla o yazıyı okuttu, o resimleri belletti de böylece o tedbirlerin dürülüp devşirilmesİni diledi. (Mesn: C:5/B:3il)
– Levh-i Mahfûz’un örneği, herkesin günlük payı ne kadarsa, o Levh’e aklının o kadar ermesi, o Levh-i Cebrâîl’in her gün, daha başka anlamasına benzer.
Akıl Cebrâîl gibidir, o gizlilik âlemini düşünmeye dalar, huyu budur çünkü.
– Aklın da, dışardaki geçim düşüncesi, günlük işlere bakması, Cebrail’in Levh’e bakmasına ne kadar mümkünse, o kadar anlamasına benzer. (Mesn:C:5/B:3l6)
– İyi bil ki, akıllardaki bu ayrılık, mertebe ve derece bakımından, yeryüzünden gökyüzüne denktir.
Akıl vardır, güneş değirmisine benzer; akıl vardır Zühre yıldızından da aşağıdır, akan yıldızdan da aşağı.
Önünden bulut kalktı mı, Allah tecellisini gören bir ışık kesilir; akıllara faydalar verir. (Mesn:C:5/B:459)
Hiç şüphe yok ki, akıllarla gönüller Arştandır; perde ardında, Arş ışığıyla yaşarlar. (Mesn:C:5/B:9l6)
– Aklım olsaydı, kötülüğe engel kesilseydi, kılıç elimde üstünlük âleti olurdu.
Güneş gibi ışık saçan bir akıl gerek ki, ancak doğru yolda, gerçek olarak kılıç çalsın. (Mesn:C:5/B:657)
– Hırsızın aklı pılı-pırtıdadır, kilitte kapıdadır; şahneden seher çağında ah edeceğinden, eyvah deyip hayıflanacağından haberi bile yoktur. (Mesn:C:5/B:722)
– Senin kocalmış aklın, çocukluğu huy edinmiştir; nefis yanında bulunduğundan bu huyu kazanmıştır, perde ardındadır.
Olgun bir aklı, aklına eş-dost edin de aklın, kötü huydan geçsin. (Mesn:C:5/B:737)
– Fakat Allah’ın hükmü, Allah’ın takdiri gelip çattı mı, görüp-gözeten aklın başı döner, sersemleşir yok olur gider.
Durup dinlenmeyi bilmeyen Allah takdiri geliverince, akılda kim oluyor? Ay bile tutulur-gider. (Mesn:C:5/B:2166)
-….Akıllar bu sırra eremez; bu sır vehmin ödünü patlatırsa, ko’ patlasın. (Mesn:C:5/B:2183)
– Zuhal yıldızının hükmettiği saatte meydana gelen aklın, .kl-ı Kül karşısında hükmü olamaz, esâmîsi okunamaz. O akıl, Utarit’ten bilgi belledi, ,Zuhal’den bilgi sahibi oldu; bizim bılgimizse, huyu-husu lütfetmek olan, işleri onarıp düzelten Allah’tandır. (Mesn:C:5/B:2586)
– …. Ne mutlu aklı erkek, çirkin nefsi kadın olana, nefsini alt edene. Parça-buçuk aklı er olur üst çıkarsa dişi nefsini, akıl alt eder… (Mesn:C:5/B:2464)
– Aklın bir ejderha bile olsa, bil ki, kötü dost zümrüttür. Aklının gözlerini kamaştırır; onun kınaması, seni tâûn illetine uğratır. (Mesn.C:5/B:2639)
– Bütün Kur’ân buyruktur, yapma demektir, korkutmaktır. Mermer taşa emredildiğini kim görmüştür.
Hiçbir bilen, hiçbir akıllı bunu yapar mı? Kerpice, taşa ki zar da kin güder mi?
A cansızlar, a ellerinden bir şey gelmeyenler, böyle yapın, şöyle edin, dedim, neye yapmadınız der mi?
Akıl tahtaya, taşa nasıl olur da hükmeder? Akıllı kişi, nasıl olur da resimle savaşır. (Mesn:C:5/B:302)
– ..Şu aklın yettiği şeylerden başka akıl edilecek şeyler var; onları parlak değerli oşkla bulabilirsin ancak.
Senin şu aklından başka akıllar da yaratmıştır Allah; gökyüzü, o akıllarla yola-yordama girer.
Şu akılla rızıklar elde edersin; öbür akılla da gökleri döşeme edinirsin.
Aklını hiç birşeye muhtaç olmayan,herkesin kendisine muhtaç olduğu Allah’ın aşkıyla oynar, ululatırsan, Allah on mislini yahut yedi yüz mislini verir sana. (Mesn:C:5/B:3234)
– Akıl ecelden titremede, aşksa sevinç içinde; taş, kerpiç gibi yağmurdan korkar mı hiç? (Mesn:C:5/B:4228)
– Akıllar keskindir ama ayağı gevşek; çünkü gönül yıkılmış tır da beden sağlamdır.
Halkın akılları, dünya işinde kıvranır-durur; ama şehvetten geçmek hususunda düşünceleri hiç mi hiç yoktur.(Mesn:C:6/B:119)
-Akıl diyor ki: onun illeti gönülden, gönül gamına beden ilâcı vermenin faydası yoktur. (Mesn.C:6/B:27l)
– Sen de aklını başına devşir, zenep noktasına gelme de, kazan gibi yüzün kararmasın…
A akîl adımını geri atma da, tutulmaya uğrama… (Mesn:C:6/B:934)
– Halkın aşk denizine batmış gemisine bak; sanki aşkın boğazı bir ejderhanın boğazı.
Gizli fakat gönüller kapan bir ejderha; dağ gibi akılları, kehribar gibi kapıvermede.
Hangi attâr’ın aklı, ondan haber aldıysa, tablalarını ırmağa döktü gitti. (Mesn:C:6/B:628)
– Akîl oldun mu, bütün olgunluğuyla aklı bilirsin, âşık oldun mu, yanıp kavrulmuş fitillerini anlarsın. (Mesn:C:6/B:761)
– ….Akıl cesede: a cansız der, dönüp varacağın denizden bir koku aldın mı hiç?
Beden de der ki: Gerçek olan şu ki ben, senin gölgenİm, a amcasının canı, gölgeden kim yardım ister?
Akıl der ki: Burda anlayan, anlamayandan daha âcizdir, öylesine bir şaşkınlık yeridir burası ki,
Burda apaydın güneş bile, zerreye bir kul gibi hizmet eder. (Mesn:C:6/B:1630)
-Aklı-fikri eren kişiler, bu yol yitirme yüzünden, burunlarının ahmaklıkla dağlandığını gördüler. (Mesn:C:6/B:1837)
– Akıl ümitsizlik yolunu tutar mı hiç? Aşk gerek ki, o yana başını ayak etsin, gitsin koşarak.
Hiçbir şeye aldırmayan aşktır, akıl değil… Akıl, fayda elde edeceği şeyi arar… (Mesn:C:6/B:1970)
-Feryâd, cinsimizden olmayan dosttan, feryâd… a ulular, sizinle düşüp kalkacak iyi dost arayın.
Akıl da, güzel bir yüzdeki çirkin bir burna benziyen, ayıplarla dopdolu olan nefisten feryâd eder.
Akıl ona derler ki, aynı cinsten oluş, anlam yolundadır; suyla toprak bakımından değil… (Mesn;C:6/B:2957)
– Kara bir karınca, kara bir kilimin üstünde… Karınca gizli ama, yol alıp giden tane meydanda.
Akıl der ki: Gözünü iyi aç ta bak, onu bir götüren olmadıkça kendi kendine gider mi hiç? (Mesn:C:6/B:2968)
-Aklımız nerde ki batıyı da görsün, doğuyu da; canlara yüz çeşit şimşekler çaksın. (Mesn:C:6/B:3329)
– Akıl, kadının da eminliğini, adaletle muamelesini ister, erkeğin de; ama akıl nerede? (Mesn:C:6/B:3872)
– İnsanın kolu kanadı akıldır, aklı yoksa, başka bir aklı kılavuz edinmesi gerek.
Ya üst ol, ya bir üstünü ara; ya görüş sahibi ol, ya bir görüş sahibini ara.
Akıl anahtarı olmadıkça bu kapıyı açmaya kalkışmak, boş emektir, doğru değildir de. (Mesn:C:6/B:4086)
-Yarı-buçuk akıl, akbabadır a müflis, onun kanadı leş yemekle bitmiştir.
Abdal’ın aklı, Cebrail’in kanadına benzer; mil-mil tâ Sidre’nin gölgesine dek uçar. (Mesn:C:6/B:4l49)
Muhterem dinleyenler, Mevlâna’mızın sözleri İle aklın ehemmiyetini birlikte gördük; ancak akıl düşünce kaynağıdır.. Gelelim kısaca aklın ürünü olan düşünceye.
Mevlânâ’mız, Dîvân-ı Kebir’de:
“Her düşünce mezarının etrafında, hamile çocukları dolaşır…” buyurur.
Evet, bu söylediklerimden kimbilir ne düşünceler vâr olup, doğacaktır…
Zamanımızda üzerinde en çok durulan fikir hürriyeti hakkında, Mevlâna’mızın düşündükleriyse kısaca şöyle:
“İnananla inanmayan, bir arada olursa, fakat bir şey söylemese ikisi de birdir. Düşünce yüzünden hiç kimse sorumlu olamaz. Adamın içi hürlük dünyasıdır. Çünkü düşünceler göze görünmezler, düşüncelere göre hüküm verilmez. “Biz görünüşe, dışa göre hüküm veririz, gizli şeyleri ise Allah bilir”… Hani Allah’ın araca ihtiyacı yoktur derler ya; görmez misin, şu düşünceleri sen de, araçsız, kalemsiz, şekilsiz-renksiz nasıl belirtmede… Düşünceler, içte kaldıkça adsız sansız; onlara hüküm yürütemezsin; ne küfür diyebilirsin, ne müslümanlık. Kadı, içinden şunu ikrar ettin, bu çeşit bir satışta bulundun; gel, içinden şu düşünceyi geçirmediğine and iç der mi hiç? diyemez; çünkü hiçbir kimse gönülden geçene, hatıra gelene hüküm yürütemez… Söze geldi mi o anda, küfür yahut müslü-Imanlık olduğuna iyi yahut kötü bulunduğuna hükmedilebilir… (Fihi mâ fih, 6:23) Muhterem dinleyenlerim, konuşmamın başında söylediğim gibi Mevlânâ’mız, “İnsan; Ruh, akıl ve sevgi üçgenidir” buyuruyor. Evet, insan bu dünyada hayatta oldukça bu üçgende bütünleşen bir bütündür, bölünmez bir bütün. Anlaşılıyor ki, insanoğluna aşk da gerek, akıl da gerek.
İnsanoğlu, bezm-i ezelde, herhalde özündeki bu aşktan ötürü olacak, bütün ilâhî teklifleri teslimiyetle kabul etmiştir. Hz. Mevlânâ sözleriyle bu hakikatin ikrarını görüyoruz.
Ya Rabbî senin “göklere, yerlere, dağlara teklif edip de yüklenmekten çekindikleri hakikâti”, (Kur’ân-. Kerîm, Ahzab S: 34, A:72) sana olan sevgimden dolayı ben kabul ettim..
Muhterem dinleyenlerim, Allah’ın insanoğluna en büyük lutfu şübhesiz akıldır, fakat akla hoşgörüyü, birliği-beraberlik düşüncesini ihsan eden sevgidir, aşktır. Mevlânâ’mızın sözleriyle:
“Aşkı seç, aşkı ki, sen de seçilmiş bir insan olasın. Bilki sana en sağlam fikri aşk verir.” (Menûkıb’el Arifîn C:1/289)
 
 

  1. MEVLÂNA VE AKIL

 
Aşk konusunda belirtildiği gibi Mevlana, akıl-aşk mukayesesinde aşkın üstünlüğünden yanadır. bunun dışında aklı hem övdüğü, hem de yerdiği görülür. Bütün sofiler gibi Mevlana’ nın yerdiği ve karşı çıktığı akıl; hissi ve maddi alemle ilgili olan tecrübi ve tabii akıl değil, bu alemin ötesine ait hükümler veren ve İlahi hakikati idrak etme iddiasında olan nazari ve metafizik akıldır. Bu konudaki itirazların büyük bir kısmı da, bilginin tek kaynağı olarak aklı esas alan ve aklın mutlak bilgi kaynağı olduğunu iddia edenlere ve filozoflaradır.
Akıl genel olarak ikiye ayrılır: Akl-ı cüz’i ve Akl-ı Külli. Cüz-i Akıl, insan düşüncesi, yani ferdi akıldır. “Hakikat -i Muhammediye” de denilen Külli akıl ise yaratıcı kudretin faal olarak görülmesine denilir.
Akl-ı kül her şeyi ortaya koyan, bulan, meydana getirendir. Cüz-i akıl, her zaman öğrenmeye muhtaçtır, Küll-i akıl ise öğretmendir. Peygamberler Akl-ı Küldür. Cüz-i Aklı Küll-i Akla Peygamberler ve Veliler bağlar. (Fihi Mafih, 220)Yeryüzünde görülen her şey külli Aklın gölgesidir. Mevlana’nın Cüz-i akla değer vermesi; “Külli akıldan bir parça olmasından, kaynağını, gücünü ondan almış olmasından dolayıdır. Diğer yandan akıl; melek cinsindendir, ruh gibi latiftir:
“Akılla melek birdirler. Hikmet icabı iki surette göründü.
Hikmet icabı iki surette göründü.
Meleğin kuş gibi kanatları var. Akılsa, kanatsız uçmada.
Onlar birbirine yardım eden iki dost gibidir.
Hem melek, hem de akıl Hakkın keremi olup; Adem”e yardımda bulunmuşlar ve secde etmişlerdir.
Nefis ve şeytan, bu iki kafirse Adem’e hem düşman oldular hem de haset ettiler. ” (Mesnevi III, 3215-19)
Burada belirtildiği gibi aklın değerli olmasının bir diğere sebebi de nefsin zıddı oluşudur :
“Aklın hususiyeti neticeyi düşünmektir. Nefis ise akıbeti düşünmez. “(Mesnevi, II / 1569)
“Akıl galip olursa, nefsin zayıflar. Zira ağır biniciden eşek zayıf düşer. ” (Mesnevi, II / 1877)
Ayrıca;
“O yüce Peygamber ; ‘Akıl; oruçtan da , namazdan da yeğdir.” diye ne güzel buyurmuştur.
Çünkü akıl cevher, onlarsa arazdırlar. Namaz ve oruç akıllılar için farz olunmuştur. ” (Mesnevi, V / 456-457)
Diğer yandan Mevlana ; “Akıl; Hakk”a ulaşma yolu değildir. ” (Mesnevi I/ / 557) diyerek, aklın yetersizliğini dile getirir. Kastedilen Cüz-i Akıldır :
“Cüz-i akıl, keskin şimşek gibidir. Onun ışığı yolda rehber olamaz.
Şimşeğin nuru rehber olamaz, belki o buluta ağlamasını emreder.
Bil ki akıl şişeği de ağlamak içindir, ta ki yokluk, varlık için ağlasın !
Çocuk aklıyla mektepte bir şeyler öğrenir, yoksa kendi kendine bir şey öğrenemez.
Hatta, aklıyla hekime gider ama aklı tedavisinde işe yaramaz. ” ( Mesnevi, III / 342-346)
“Bu aklın görüşü mezara kadardır. Basiret ehlininki ise sur üfleninceye kadar .” (Mesnevi, III / 3334)
Zekilik taslamak denizlerdeki yüzücü gibidir. , ekseriya o sonunda boğulur gider.
Yüzücülükten vazgeç, kin tutma. Bunu ırmak veya Ceyhun sanma, deryadır bu !
Hem öyle uçsuz bucaksız ve derin bir derya ki yedi deniz ona nispetle saman çöpüdür.
Aşk, has erlerin gemisidir. Onun afete uğraması nadir, kurtuluş ihtimali fazladır.
Akıllılığı bırak da , hayrete itibar et. Akıllılık zan, hayranlıksa nazardır.
Aklı Mustafa (S.A.)’ nın yolunda kurban edip ; ‘Allah bana yeter’ le iktifa et”  ( Mesnevi, IV / 1424-1429)
Mevlana bu sözlerle cüz-i aklın, insanı Cenab-ı Hakka yaklaştırmada yetersiz olduğunu, bu konuda aşkın gerekliliğini dile getirir. Esasen insana mahsus cüz-i aklın derecesi herkeste değişiktir:
“İnsanların akılları birbirinden farklıdır. Nasıl ki güzellerin görünüşleri de başka başka . ” (Mesnevi, III / 1542)
“Bazı akıl güneş gibidir.. Bir diğeri Zühre’ye, kayan yıldıza benzer.
Bazı akıl ışıksız, yanmayan bir mum gibidir. Bir başkasıysa yıldız gibi parlar. ” (Mesnevi, V / 762-763)
“Bir çok akıl birleştiği zaman, tek akıldan daha üstün olur. ”
“Bu aydın akıllılar kandil gibidir. Elbette yirmi tanesi, bir tanesinden fazla aydınlık verir. ” (Mesnevi, VI / 26-38)
İnsanın mutlaka aklımı, aydın bir akılla birleştirmesi gerekir. Zira ancak yaratılışta aklı keskin olanlar eğitimle bu melekeyi geliştirirler. :
“Aklı, ilim ve tecrübe arttırır; böylece insanlar daha bilgili olur! derler.
Oysa bu batıldır. Zira küçük bir çocuk, herhangi bir tecrübeye sahip değildir.
O çocukken, hile ve tedbirlerle nice ihtiyarı aciz ve şaşkın bırakır.
Ancak yaratılıştan olan üstünlük, çalışıp çabalamakla artar. ” (Mesnevi III, 1546-1549)
Mademki akıl, ölçüsü herkese göre değişen nispi bir kavramdır ve birden çok akıl bir araya gelince üstünlük kazanır, o halde :
İnsanın aklı, kolu kanadı gibidir. Aklı olmayan başka bir aklı rehber edinmelidir. ” ( Mesnevi, VI/4109)
“Akıllılarla sohbet kuvvet verir. Şeker kamışı, şeker kamışından olgunlaşır. ” (Mesnevi, II / 2300)
Neticede; Mevlana’ya göre akıl hudutludur. Ancak bazı akıllar üstündür ki, bunlar da veliler ve peygamberlerdir. Yalnızca onlar insanın cüz-i aklını külli akla, yani Hakikat-ı Muhammedi’ye, yaradılış sırrına ulaştırabilir. Bu iki akıl arasındaki bağı teşkil edenler peygamberler ve veliler, onların yolları da aşktır. Öyleyse insan mahdut aklıyla yol almaya kalkışmamalı; aklın küçük adımlarını bırakıp, aşkın kanatlarıyla ilerlemelidir.