KEÇECİ-ZADE İZZET MOLLA’NIN ESERLERİNDE MEVLEVÎLİK VE NA’T-İ MEVLÂNASI – Ebubekir Sıddk ŞAHİN

KEÇECİ-ZADE İZZET MOLLA’NIN ESERLERİNDE MEVLEVÎLİK VE ŞAİRİN YAYIMLANMAMIŞ BİR NA’T-İ MEVLÂNASI

* Ebubekir Sıddk ŞAHİN

ÖZET
Keçeci-zade İzzet Molla, Divan Edebiyatı”nın Şeyh Gâlib sonrası döneminin en büyük şairi olarak anılmaktadır. II. Mahmud dönemi şairlerinden biri olan İzzet Molla, biri tamamlanamamış üç mesnevî ve iki divan sahibidir. İzzet Molla”nın, şiirlerinde Mevlevî kültürünün izleri açık olarak görülür. Tertibettiği, Bahâr-ı Efkâr adlı ilk divanındaki gazellerin en önemli özelliği, büyük çoğunluğunun müzeyyel olması ve zeyllerinde mutlaka bir şekilde Mevlâna ve diğer Mevlevî büyüklerinin anılmasıdır.
İzzet Molla, bu gazeller dışında da Mevlevîlikle ilgili çok sayıda şiir yazmıştır. Şairin çeşitli Mevlevî büyüklerinin türbeleri ve dergâhlarda yapılan tamirler için yazdığı çok sayıda tarih manzumesi ile tahmis, muhammes, tesdis ve kıt”a biçimlerinde şiirleri vardır.
İzzet Molla”nın, Mevlâna hakkında yazdığı on üç beyitlik bir na”ti günümüze kadar hiçbir yerde yayımlanmamıştır. Şairin, yarım kalan Nâz u Niyâz adlı mesnevisinde bulunan bu şiir, söz konusu mesnevînin metni bulunamadığı için gün yüzüne çıkmamıştı. Tarafımızdan iki nüshası tespit edilen Nâz u Niyâz mesnevisindeki sözkonusu şiir bu bildiride ilk kez yayımlanmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Keçeci-zade İzzet Molla, Mevlâna, Mevlevî edebiyatı, Nâz u Niyâz, Na”t-i Mevlâna
 
MAWLAWI ORDER IN THE WORKS OF KEÇECI-ZADE IZZET MOLLA AND AN UNPUBLISHED NA”T-I MAWLANA OF THE POET
ABSTRACT
Keçeci-zade İzzet Molla is commemorated as the greatest poet of the Ottoman Poetry period after Şeyh Gâlib. İzzet Molla, one of the eminent poets of the time of Mahmut II, has three mathnawis, one remained uncompleted, and two divans. The mawlawi culture is seen clearly in his poems. The major feature of the ghazals he wrote in his first divan, Bahâr-ı Efkâr, is that in last couplet of all ghazals he mentioned Mawlana and Mawlawis.
İzzet Molla versified a good few verses relevant to Mawlawi Order besides these ghazals. The Poet has numerous history-poems and poems in tahmis, muhammes, tesdis and qit”a style.
İzzet Molla”s thirteen-versed-na”t about Mawlana has not published until today and has not subject to any research. This verse of the poet exists in his uncompleted Nâz u Niyâz mathnawi, did not come into the light, since the text of the mathnawi could not found until recent days. This verse in Nâz u Niyâz will be first time published in this lecture.
Key Words: Keçeci-zade İzzet Molla, Mawlana, Mawlawi literature, Nâz u Niyâz, Na”t-I Mawlana
 
 
Keçeci-zade İzzet Molla”nın eserlerinde Mevlevîlik ve şairin yayımlanmamış bir na”t-i Mevlâna’sı başlıklı bu tebliğimde başlıca üç husus üzerinde durmaya çalışacağım:

  1. İzzet Molla’nındivan ve mesnevîlerinde Mevlevîlik ve Mevlâna ile ilgilişiir malzemesi,
  2. Devlet-tarikat-şair ilişkisiçerçevesinde İzzet Molla’nın konumu,
  3. ŞairinNâz u Niyaz adlı mesnevîsinde yer alan 13 beyitlik “Der-Sitâyiş-i Hazret-i Pîr” başlıklı şiiri.

 
Sühan oldur ki ola âyet-i kübrâ-yı sühan
Yazıla safha-i i’câzda a’lâ-yı sühan
 
Şâir oldur ki anın kalbine Hassân gibi
Nefha-i Rûh-ı Emîn eyleye ilkâ-yı sühan
 
Sünbülzâde Vehbî, ünlü Sühan Kasidesi’ne bu mısralarla başlar. Sözün, yani şiirin değerini anlatırken Allah kelâmı olan “söz”ü hatırlatır. Söz âyettir der. Hazret-i Muhammed’in en büyük mucizesinin Kur’an olduğunu ve Kur’an nâzil olunca zamanın en seçkin şiirlerini gölgede bıraktığını telmih eder. “İ’caz sayfasında en tepeye yazılandır söz” der. Şair modeli olarak da, Peygamber tarafından tekrarlanarak, sözü/şiiri adeta hadis-i şerif olmuş olan Hassân bin Sâbit’i zikreder. Onun kalbine şiiri, peygamberlere vahiy getiren Cebrail’in yerleştirdiğini söyler.
Ben de söze Vehbî’nin bu mısralarıyla başlamayı uygun buldum. Çünkü bu mısralardaki tanıma uyan ender şairlerdendir Mevlâna. Onun şiiri, söze yeni bir can katmıştır. Şairler onun sözleriyle süslemişlerdir şiirlerini. Şiirinde onun adını zikretmeyi, divanının başında ona en az bir medhiye söylemeyi, şairliğin gereği saymışlardır. Hatta her ne kadar Vehbî,
 
Sirkat-i şi’r edene kat’-ı zebân lâzımdır
Böyledir şer’-i belâgatde fetâvâ-yı sühan
 
dese de ondan “sirkat-i şi’r” etmeyi (şiir çalmayı) mîrî malı çalmak gibi ka­bul etmişler ve bunda bir sakınca görmemişlerdir.
Şairlerin tavrı konusunda dikkat çekici bir nokta da şudur: Şairler, özellikle kasidelerinin fahriyye bölümlerinde kendilerilerini hep eski büyük şairlerle kıyaslarlar ve hep onlardan üstün olduklarını öne sürerler. Ancak Mevlâna’nın adı hiçbir zaman böyle bir mukayesede anılmamıştır. Şairler, onun yolundan gitmekle övünürler. Hiçbiri onu geçtiğini iddia etmez.
Kendi ifadesiyle “ced-be-ced Mevlevî” olan Konyalı İzzet Molla da bu şairlerdendir. O, kırk yaşına kadar yazdığı şiirleri bir araya getirdiği Bahâr-ı Efkâradlı divanının her köşesini Mevlâna’nın adıyla süslemiştir. Divandaki beş yüz kırk küsur gazelinin sonunda hep Mevlâna’yı zikretmiştir. O, Mevlâna adını ikinci bir mahlâs gibi anmıştır gazellerinde. Tıpkı, Mevlâna’nın Dîvân-ı Kebîr’de “Şems” adını andığı gibi.
Konya’da keçecilikle uğraşan Süleyman Efendi adlı bir zatın soyundan gelen Keçeci-zade İzzet Molla (1786–1829), Divan Edebiyatı”nın Şeyh Gâlib”den sonraki en büyük şairi olarak anılmaktadır. II. Mahmud döneminin önde gelen şairlerinden biri olan İzzet Molla, kaynaklara göre “Klasik nazmın Tanzimat’tan evvelki son üstadı”1, “Büyük şairler içerisinde en büyüklere en yakın olanlarından”dır. 2 O, kırk beş yıllık kısa ömrüne biri yarım kalmış üç mesnevî (Gülşen-i Aşk, Mihnet-keşân, Nâz u Niyâz) ve iki divan (Bahâr-ı Efkâr, Hazân-ı Âsâr) sığdırmış üretken bir şairdir.
 
Sâ’il-i der-gâh-ı Pîr”em İzzetâ ben ced-be-ced
Müntakildir bâb-ı lutfı vâlidim mağfûrdan
(VII / CDXXII / 9)*
 
diyen şairin Bahâr-ı Efkâr adlı ilk divanındaki gazelleri hakkında, dibâcede kaydettiği şu “Tenbih” oldukça önemlidir:
“Devlet-i “aliyye-i “Osmâniyye dâmet fî-vikâyeti’r-Rabbâniyyede “İzzet-mahlas bir nice şâ”ir-i mâhir bu “İzzet-i zillet-karîne mu”âsır ve gayr-ı mu”âsır “alâ-haddihim nakş-perdâz-ı safha-i me”âsir olmışlardır. Benim anlardan mâ-bihi’l-imtiyâzım ancak sultânü’l-evliyâ bürhânü’l-asfiyâ cenâb-ı Mevlâna Efendimiz hizmetleriniñ hâk-rûbî-i âstân-ı intisâbları olup binâ-berîn nukre-i gazeliyyât-ı bendegânem nâm-ı nâmî-i hümâyûn ve ba”z-ı esâmî-i müntesibîn-i feyz-makrûnları ile sikke-tırâz-ı iftihâr kılınmışdır ve bu mahtûbe-i bî-vesme vü gâze ve mahrûm-ı tütuk-ı zerrîn-şîrâzeyi hacle-pîrâ-yı istinsâh etmege tâlib meşşâtegân-ı ruhsâre-i me”âyib olan hoş-nüvîsân-ı zamâneden mes”ûl-i “abd-i fakîrdir ki ism-i sâmî-i hazret-i Pîr ile tamğâ-pezîr-i i”tibâr olmayan nukûd-ı gazeliyyât-ı sâ”ire kendi hatt-ı destüm ise de bu keckûl-i iftikâra idhâl buyurmayalar…”
Yani İzzet Molla, kendisi gibi “İzzet” mahlası ile şiir yazan eski ve çağdaşı şairlerden ayırt edilmek için her gazelin sonunda Mevlâna ya da diğer Mevlevî büyüklerinden birini3 andığını belirterek müstensihleri, makta” beytinde Mevlâna adı ile damgalanmamış gazelleri -kendi el yazısı bile olsa- divanına almamaları konusunda uyarmaktadır.
Bilindiği gibi bu uygulama önceki şairlerde de kısmen görülür. Örneğin Şeyh Galib”in müzeyyel gazellerinde zeyller Mevlâna ve Mevlevî ulularının övgüsüne ayrılmıştır.4 Yine İzzet Molla”dan sonraki Mevlevî şairlerin de bu yolu izlediklerini görüyoruz. Şairin yeğeni Leylâ Hanım (ö. 1850-51) ve Mevlevî Senîh (ö. 1900) 5 bu şairlerdendir. Ancak İzzet Molla”yı bu anlamda özel kılan şey, bunu divanındaki, ikisi dışında6, bütün gazellerinde yapmış olmasıdır. Ayrıca bu gazeller içerisindeki “semâ””(VII/CCLIV) ve “ney” (VII/DVI) redifli örneklerde olduğu gibi bütünüyle Mevlevîlik konusunda olan şiirler de vardır.
Şair, ikinci divanı olan Hazân-ı Âsâr‘ı ise, Bahâeddin-i Nakşbend’e ithaf etmiş ve bu divandaki gazellerinin zeylinde Nakşbendî tarikatı büyüklerini medhetmiştir.
İzzet Molla”nın Bahâr-ı Efkâr“daki gazeller dışında da Mevlevîlikle ilgili tarih manzumesi, tahmîs, tesdîs, muhammes, kıt’a, nazm, müfred ve mısra biçimlerinde şiirler söylediği görülür.
Çeşitli Mevlevî büyüklerinin türbelerinde ve Mevlevîhanelerde yapılan yapım onarım işleri ve şeyhlik makamına yükselenler ile vefat edenler için yazdığı tarihler, şairin tarih manzumeleri içerisinde önemli bir yer tutar.
Şair, Kubbe-i Hadrâ, Yenikapı Mevlevîhanesi ve bu Mevlevîhanenin semahanesinde yapılan onarım faaliyetleri ve Kule Kapısı Mevlevîhanesinde yapılan mahfil için birer, Halet Efendi”nin yaptırdığı Aşçı Dede Türbesi için 3, Hüsnî Dede’nin (ö. 1245/1830) Yenikapı Mevlevîhanesine şeyh oluşu (1236/1820-21) hakkında 1 tarih kıt’ası yazmıştır. Yine, Halet Efendi (ö. 1238/1822-23), Mesnevî şârihi Yusuf Efendi (ö.1232/1817-18), Halet Efendi’nin kardeşi Ömer Tahir Dede (ö. 1231/1816-17), Aşçı Dede (ö. 1232/1817-18), Şeyh Abdulbakî (ö. 1236/ 1820-21), Şeyh Ubeydullah (ö. 1241/1825-26), Şeyh Mes’ud (ö. 1240/1824-25) gibi tasavvuf ehli kişilerin ölümleri için de birer tarih kıt’ası yazmıştır.
Bugünlerde restorasyonu tamamlanan Yenikapı Mevlevîhanesi bundan yaklaşık iki yüz yıl önce de Sultan II. Mahmud tarafından restore edilmiş ve bu onarım, İzzet Molla’nın yazdığı şu güzel tarih kıt’asıyla belgelenmişti:
 
TÂRÎH-İ MUSAMMAT BERÂY-I TA”MÎR-İ SEM”-HÂNE DER-HÂNKÂH-I BÂB-I CEDÎD
 
Olmuşdı bundan akdem vîran bu âsitâne
Tecdîdi oldı mülhem kalb-i şeh-i cihâna
 
Der-gâh-ı “Ârif-i Rûm olsun mı lâne-i bûm
Etmişdi çerh-i meş”ûm mürgâna âşiyâne
 
Monlâ’ya hürmet etdi tevsî”a himmet etdi
Hakkâ kerâmet etdi ol Hüsrev-i yegâne
 
Mahmûd Hân-ı âgâh oldur halîfetu’llâh
Devrinde bunca dergâh feth oldı “âşıkâna
 
Tevsî”-i mülk-i devlet etmekdür anda hikmet
Zîrâ hümâ-yı himmet “ahdinde buldı lâne
 
Aldı semâ”-zenler meydânını erenler
Pervâne der görenler döndükçe yana yana
 
Hurşîd kaldı bî-tâb yandı yanında meh-tâb
Kandîl-i bâb u mihrâb fer virdi ferkadâna
 
Şems anda Mevlevîdür tennûre pertevidür
Bir sırr-ı ma”nevîdür kim çıkmış âsumâna
 
Bahre dönüp bu meydân mevc urdı Mağz-ı Kur’ân
Daldı neheng-i “irfân deryâ-yı bî-kerâna
 
Mutrib çalıp nevâyı yâd eyle Pîr-i nâyı
Peyveste kıl du”âyı âmîn-i kudsiyâna
 
Döndükce çerh-i gerdân dönsün anunla devrân
Mazhar olup o hâkân eltâf-ı Müste”ân’a
 
Envâr-ı Şems-i Tebrîz târîhim etdi leb-rîz
Devr-i semâya döndi bâb-ı semâ”-hâne (1232)7
 
İzzet Molla, divanın Musammatlar bölümünde Şeyh Galib”in Mevlâna ve Mevlevîlikle ilgili dört şiirini tahmis etmiştir.
Şeyh Galib’in tahmis edilen şiirlerinin matla” beyitleri şöyledir:
 
Hoş çalınup nevbet-i Monlâ-yı Rûm
Oldı ‘ayân savlet-i Monlâ-yı Rûm (VIII/IX)
 
Mazhar-ı ‘aşk-ı Hudâ hazret-i Mevlâna”dur
Menba’-ı sıdk u safâ hazret-i Mevlâna”dur (VIII/X)
 
Düşdüm yine kaldur beni yâ hazret-i Monlâ-yı Rûm
Bakmaz diyü bildüm seni yâ hazret-i Monlâ-yı Rûm (VIII/XI)
 
Mu’allâ dûd-mân-ı evliyâdur matbah-ı Monlâ
Dil ü câna ocag-ı kîmyâdur matbah-ı Monlâ (VIII/XII)
 
Şair yine, Dîdâr”ın (ö. 1256/1840-41) Mevlâna ile ilgili bir beytini 7 bent halinde (VIII/XIII) tesdîs etmiştir:
 
Urûc-ı evc-i bâtın eylemekdür hâl-i Mevlâna
Görünmezse n’ola zâhirde perr ü bâl-i Mevlâna
 
Dokuz bentlik “İstirhâm ez-Hazret-i Şems-i Felek-gulâm” başlıklı muhammesi ise şöyle başlar:
 
Ferâğat eyledük meyden bırakduk câm-ı leb-rîzi
Çıkarduk gül-şen-i endîşeden gîsû-yı gül-bîzi
Tüketdük ağlamakdan hâsılı çeşm-i güher-rîzi
Zer-i lutfuñ ümîdiyle unutduk Tibr ü İbrîz’i
Gedâ-yı kûy-ı Monlâ’yuz meded ey Şems-i Tebrîzî (VIII/XX)
 
Bahâr-ı Efkâr‘ın Musammatlar bölümünde Kulekapısı Dergâhı”nın meşayih silsilesi hakkında 52 beyitlik kaside (VIII/XXIV) ve Mevlevîleri anlatan 18 beyitlik kıt”a (VIII/XXV) ile “yâ hazret-i Mevlâna” redifli ve Mevlâna”dan istimdâd niteliğindeki 9 beyitlik nazm (VIII/XXVI) da konuyla ilgili önemli metinlerdir.
Divanda Mevlevîlikle ilgili şiirlerin beyit sayılarının çoğunlukla “nezr-i Mevlevîye” uygun olarak 9 ve katları biçiminde olduğu görülmektedir. İzzet Molla”nın, Şeyh Galib”in şiirlerine yazdığı tahmislerde de görüldüğü gibi Şeyh Galib ve diğer Mevlevî şairler de şiirlerinde bu sayıya özel bir önem vermişlerdir. Bahâr-ı Efkâr“daki tarih manzumeleri içerisinde Mevlâna”nın türbesinin onarımı için yazılan tarihin de (IV/III) 18 beyit olduğu dikkati çekmektedir.
Şair Mihnet-keşân ve Gülşen-i Aşk mesnevîlerinde de Mevlâna’yı hürmetle anar. Her iki mesnevînin sonunda Mevlâna’yı vasfeden birer manzume yer alır. Mihnet-keşân‘daki manzume de yine 18 beyittir.
Gülşen-i Aşk‘ta ise hikâyenin kahramanlarından biridir Mevlâna. İzzet Molla”nın 27 yaşında tamamladığı bu eser, Şeyh Galib”in Hüsn ü Aşk“ından ilhamla kaleme alımış 300 beyitlik sembolik bir mesnevîdir. Eseri orijinal kılan en önemli özelliği, baş kahramanın şairin kendisi olmasıdır. Böylece şair İzzet, aşkın efsanevî kahramanları Mecnûn, Ferhad, Vâmık gibi kişiler ile Mevlâna aynı zamanda ve olağanüstü bir mekânda bir araya getirilmiştir.
Aşk bahçesindeki (Gülşen-i Aşk) âşıklar meclisinde bulunan sevgilisinin yanına gitmeye çalışan İzzet, yolda büyük tehlikelerle karşılaşır. Sonunda yaşlı bir adama rastlar. Ona, Aşk adlı sevgilisine ulaşmanın yolunun çile çekmek olduğunu söyleyen bu yaşlı adam Mevlâna’dır.
 
İzzet Molla”nın Mevlevîlik ve Nakşbendîlikle İlişkisi

  1. Mahmud dönemi, Mevlevîliğin siyasî anlamda çok etkin olduğu bir dönemdir. Genelde bütün tarikatlere yakın davranan sultanın, Mevlevî tarikatine intisap etmiş olması ve onun yanında çok özel bir yeri olan HâletSaidEfendi”nin devlet içerisinde bu tarikat mensuplarını koruyup önemli mevkilere getirmiş olması Mevlevîliği bir “devlet tarikati” konumuna getirmişti.

Hâlet Efendi aynı zamanda İzzet Molla”nın, hâmisidir. Aslen Konyalı olan İzzet Molla”nın Mevlevîliği ise; az önce okuduğum beytinden de anlaşıldığı üzere ona ata yadigarıdır.
 
Bezm-i hâsu”l-hâs-ı ‘aşka nutkı reh-berdür baña
Zâtıdır âyîn-i Mevlâna’da Pîr-i sohbetüm (VII/ CCCLX / 22. by.)
 
diyerek anlattığı Hâlet Efendi, padişahın sır katibi olduğu dönemde İzzet Molla hayatının en müreffeh günlerini yaşamıştır. Kaynakların sinsi ve kıskanç kişiliğinden söz ettiği Hâlet’in çevirdiği entrikaların anlaşılıp gözden düşmesi ve nihayet idam edilmesiyle hâmîsiz kalan şair için sıkıntılı günler başlamış ve sonunda Keşan’a sürülmek durumunda kalmıştır. Tam bir yıl süren Keşan sürgününün ardından ilk divanı Bahâr-ı Efkâr“ını tertib eden şairin Mevlevîlik konulu şiirlerini çoğunlukla Hâlet Efendi döneminde yazdığı anlaşılıyor.
Öte yandan şairin bu ilk divanını tertip etmesi Yeniçeri Ocağının kaldırıldığı yıla rastlar. Dolayısıyla şairin iki divanı, II. Mahmud’un saltanatının iki önemli dönemine denk düşer. Devlet idaresindeki bu önemli değişikliğin izdüşümlerini iki divanın içeriğinden gözlemlemek mümkündür.
İzzet Molla, Bahār-ı Efkār“ı Yeniçeri Ocağı kaldırılmadan kısa süre önce tertip etmiştir. O güne kadar meşru bir kurum olan Ocak için yapılan yapım ve onarım faaliyetleri dolayısıyla çeşitli tarihler yazan şair, bunları divanına almış ancak, Ocak kaldırılınca bu tarihleri de divanından kaldırmayı düşünmüş ve sonunda her tarihin başına “Ocag-ı makhûruñ küfrân-ı ni”metlerine delîl olmagla tahrîrden ictinâb olınmadı” ya da “Bu dahi küfrân-ı ni”met-i ocag-ı mülgâya delâlet etdiginden tahrîr olınmışdur” gibi açıklayıcı notlarla şiirlerini divanında tutmasının gerekçelerini yazma zorunluluğu duymuştur (IV/XXIV, XXX, XXXVI, LXXXIII, LXXXIV, LXXXV). Bektaşî dergâhının tamirine yazdığı tarih için de aynı kaygılarla “Bu dahi maslahat-ı mezkûreye binâen ibkâ olınmışdur” açıklamasını yapmıştır (IV/XXXVII).
Şairin divanları, sultanın tarikatlerle ilişkisini göstermesi açısından da önem arz eder. Gençlik yıllarında Mevlevîhanelere devam eden II. Mahmud”un daha sonraları diğer tarikat erbabı ile de konuşup görüştüğü bilinmektedir. Hatta onun Mevlevî olduğu, aynı zamanda Nakşî tarikatine de intisap ettiği rivayet edilmektedir.8
Aslen Mevlevî olan İzzet Molla”nın ikinci divanını Bahâeddin Şah-ı Nakşbend”e ithaf etmesinin nedeni padişahın bu tutumu olmalıdır. Ayrıca bu divanın Halet”in ölümünden sonra yazılan şiirlerden oluşmuş olması da dikkate değerdir.

  1. Mahmud”un Yeniçeri Ocağını kaldırdıktan sonra diğer tarikatlere yakın ilgi göstermiş olması, onun çeşitli tarikatlereaitdergâhları ziyaret etmesi ve dergâhların inşası ve tamirine yardım etmesi yanında özelikle 18. yüzyılda başlayan ve 19. yüzyılda gelişerek devam eden tarikatler arasındaki yakınlaşma sonucu diğer tarikatlerle olduğu gibi Mevlevîlik ile Nakşbendîlik arasında da ciddi bir kaynaşmadan söz edilebilir. Gölpınarlı, Mevlevî-Nakşî ilişkisinde pek çok Nakşî”nin Mevlevî yolunu benimsediğini ancak, Nakşî olan bir tek Mevlevî”nin bile bulunmadığını ifade etmektedir.9 Oysa Mevlevî olduğundan kuşku duyulmayan İzzet Molla”nın ikinci divanını Bahâeddin Nakşbend”e ithaf etmiş olması ve bu divanda dile getirdiği

İzzet oldum rîze-i ihsān-ı Şâh”uñ kâni”i
Dest-şûy-ı hānıyam artuk revâ mı kîn-i çerh (HA. IV/ XVI/7. by.)
Bilmez idüm tarîk-i hafâya sülûke dek
Ne yana açılur der-i devlet-sarây-ı dil (HA. IV/ XXXVI/10. by.)
 
gibi beyitler bu ilişkinin tek yönlü olmadığını açık olarak ortaya koymaktadır.
Şairin Hazân-ı Âsâr“daki son gazelinin makta” beyti onun XIX. yüzyılda yaygın olan sahibü”t-turuk kimliğini ortaya koymaktadır:
 
Kapudan geçmiş idüm der-geh-i Mevlâna”da
Açılır ol da reh-i Hakk”a der-i Pîr gibi  (HA. IV/ XLI/15. by.)
 
İzzet Molla, şiiriyle tasavvuf propagandası ve tebliğ yapan bir şair değildir. Onun, her birini bir tasavvuf büyüğüne (Mevlâna ve Bahâ”üd-din Nakşbend) adadığı divanlarında tasavvuf çoğunlukla gazellerin son beytinde, adı geçen büyükleri anmaktan ibaret kalır. Hatta şair, yer yer rindâ ne beyitler içeren gazellerinin sonunda da dönüp Mevlâna”ya iltica eder ve ondan feyz ister.
Şairin sıkıntılı günlerine tesadüf eden ve Bahâ”üd-din Nakşbend”e adananHazân-ı Âsâr“ında daha temkinli bir dil kullandığı ve rindâne şiirlere neredeyse hiç yer vermediği görülür. Bu divanında bulunan “kadeh” redifli gazelin sonunda da Şâh-ı Nakşbend’den özür diler:
 
Dehân-ı şüsteye ‘İzzet degülse de lâyık
Biraz sühan var imiş söyledük berây-ı kadeh
 
Huzûr-ı Şâh”da şâyân degül egerçi bu söz
Füsûs gitmedi dilden dahi safâ-yı kadeh (HA. IV/XIV/7-8)
 
Şairin tasavvufî kişiliği ve tasavvufun şiirindeki yansıması konusunda Ahmet Hamdi Tanpınar’ın görüşleri dikkate değerdir. Tanpınar, birçok şair gibi İzzet Molla”nın da tasavvufu çeşitli safhalarıyla yaşamaktan çok, onu kabul ettiğini belirtir. Bununla birlikte şairin her iki divanını tasavvufî ilhama ithaf ettiğini söyleyen Tanpınar, onun Bahâr-ı Efkâr dibacesindeki “tenbih”ini hatırlatarak “eski şiirin bütün repertuvarını içine alan ve ayrıca II. Mahmud devrinin sanat hususiyetlerinden birini teşkil eden lâkayıt ve rindâne hayatın bütün şuhluklarına iştirakten çekinmeyen bu gazeller”in son beyitlerinde daima Mevlâna”ya döndüğünü ifade eder. “Bu suretle biraz yukarıda geçen bütün hayal ve mazmunlar, yaşanmış hayat serpintileri, bu son beyitle birdenbire âdeta mecazî bir ifade, “sırrî” bir derinlik kazanırlar, çok defa da, aydınlığın karşısında silinen gölgeler gibi, ezelî ve biricik hakikatin tecellisi ile kendiliklerinden kayboluverirler. İşte en maddî hazlarla “sırrî” bağlanış arasındaki bu gidip gelme, İzzet Molla”da dikkat edilecek taraftır.”10
 
Şairin Nâz u Niyâz Mesnevisinde Yeralan Na”t-i Mevlânası
İzzet Molla”nın Nâz u Niyâz Mesnevîsi, 44 yaşında vefat eden şairin tamamlayamadığı bir eseri olup henüz sebeb-i te’lif bölümüne kadar yazılabilmiş ve asıl konuya geçilememiştir. Yakın zamana kadar metni hakkında hiçbir bilgiye ulaşılamayan mesnevînin iki nüshası, İzzet Molla’nın divanları ile ilgili doktora çalışmam sırasında şairin Hazân-ı Âsâr yazmaları içerisinde bulunmuştur. Metnini de yayına hazırlamış olduğum bu mesnevînde yer alan “Der-Sitāyiş-i Hazret-i Pîr”başlıklı manzumesini şairin Mevlâna hakkında yazdığı son şiir olması ve henüz bir yerde yayınlanmamış olması dolayısıyla arz ediyorum:
 
Der-Sitâyiş-i Hazret-i Pîr
– – . / . – . – / . – –
 
1 Yâ Hazret-i Pîr dest-gîr ol
Der-mânde-i vasfuñam zahîr ol
 
2 Feyzüñle zebânum oldı gûyâ
Sensin seni vasf iden de gûyâ
 
3 Tennûre-feşân-ı vasfuñ oldum
Boşdum nefes eyleyince toldum
 
4 İcrâ ide tâ ki cân bende
Âyînini hânekâ tende
 
5 Bu zerre ki hemçü mihr-i rahşân
Kıl şevk-i kudûmuñ ile raksân
 
6 Dil-hânemi hankâhuñ eyle
Ezkârumı âh u vâhuñ eyle
 
7 Destûr eyâ şeh-ı felek-câh
Kıl hâmemi râz-ı nâza âgâh
 
8 Neymiş bile kirn o râz-ı düşvâr
Tâ ola niyâzdan haberdâr
 
9 Matlûb degül bu nâz-nâme
Ancak sañâdur niyâz-nâme
 
10 Hâşâ kalem itse nâza âgâz
Elfâzum ider niyâza âgâz
 
11 Elfâz bilür ki hep senüñdür
Ol cevher-i müntehab senüñdür
 
12 Leb-rîz-i cevâhir gele kânum
Tâ agzına dak tolı dükânum
 
13 Bir câhile keşf ola hakîkat
‘İzzet yetişür saña kerâmet
 
 
* Araş. Gör., Kırıkkale Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü.
1 Köprülüzade Mehmet Fuat, Eski Şairlerimiz- Divan Edebiyatı Antolojisi, Muallim Ahmet Halit Kütüphanesi, İstanbul 1934, s. 643.
2 Vasfi Mahir Kocatürk: Büyük Türk Edebiyatı Tarihi (Başlangıçtan Bugüne Kadar Türk Edebiyatının Tarihi, Tahlili ve Tenkidi), Edebiyat Yay., Ankara 1964, s. 575.
* Bu bildiride verilen, şiir ve beyit numaraları için bkz: Ebubekir S. Şahin, Keçeci-zâde İzzet Molla’nın Divanları Bahâr-ı Efkâr ve Hazân-ı Âsâr, (Baslımamış Doktora Tezi), Ankara Üniversitesi SBE., Ankara 2005. Şiirlerin yerleri parantez içerisinde Romen rakamlarıyla önce bölüm sonra şiir numarası biçiminde gösterilmiştir.
3 Söz konusu beyitlerde adı geçen tarikat ulularından Şems (öl. 1247-48?), Salâhaddîn-i Zerkūb (ö. 1258), Muîneddîn Pervâne (öl. 1278), Çelebî Hüsâmeddîn (öl. 1284), Sultân Veled (öl. 1312), Ulu Ârif Çelebî (öl. 1320), Bostan Çelebî (öl. 1630) ve Şeyh Galib (öl. 1799) sayılabilir.
4 Bkz. Sedit Yüksel, Şeyh Galip Eserlerinin Dil ve Sanat Değeri, Türkiye İş Bankası Kültür Yay. Ankara.
5 Bkz: Dîvân-ı Leylâ Hanım, Nâşiri: Recâî, Takvîmhane-i Âmire, İstanbul 1267, 2. baskı; Divân-ı Senîh, İstanbul.
6 Söz konusu gazeller, “yā Resūla”llāh” redifli iki na”t gazeldir (VII/CDXL, CDXLI). Şair, Hz. Peygamber övgüsüne yer verdiği bu şiirlerde Mevlâna’yı anmayı uygun bulmamış olmalıdır.
7 Mehmet Ziya, İzzet Molla”nın bu şiirinin Semahane kapısı üzerinde yazılı olduğunu belirtiyor: Yenikapı Mevlevîhanesi, Haz. Yavuz Senemoğlu, Tercüman 1001 Temel Eser, s. 89–90.
8 Yücer, Hür Mahmut, Osmanlı Toplumunda Tasavvuf (19. Yüzyıl), İnsan Yay., İstanbul 2003, s. 679; (Bu yüzyılda tarikatler arası ilişkiler konusunda bkz. Yücer, s. 617-632).
9 Gölpınarlı, Abdulbâkî, Mevlâna”dan Sonra Mevlevîlik, İnkılâp ve Aka Yay., İstanbul 1983, s. 322.
10 A. Hamdi Tanpınar,19uncu Asır Türk Edebiyatı Tarihi, Çağlayan Kitabevi, İstanbul 1976, s. 91.