Mevlânâ Çağrısı – Feyzi HALICI

Mevlânâ Çağrısı

Feyzi HALICI

“Gel, yine gel .” Çağrısıyla gönül ve mana turizminin, ve en kutsal inancın ölümsüz mimarı Mevlânâ Celaleddin’in 734. vuslat yıldönümünü bu kış ayında, aralıkta, Konya da yeniden bir defa daha görüp yaşamanın canlılığını aynen muhafaza ediyoruz. Hemen yanı başımızda bu büyük şairin, bu büyük düşünce ve gönül erinin, ” Bir Nefes Sıhhat gibi” içtenliğini dile getiren mısralarını duyuyor, sınırsız bir yaşama sevinci içinde mutlu oluyoruz.
“Kulağın göz kesilirse ışığın tanıklığını duy fakat gözün kulak olmuş. Kulağına ise her harf bir gül bahçesi kesilir.” Ve manalar boyu seziş, takvimler boyu görüş, Mevlânâ ya has bir mısra ile gelecek çağların müjdecisi olur; ” Bir buğday tanesine binlerce harman sığmada.”
Yedi yüz yıl önce zamana atılan aşkın tohumu bu gün elle tutulur, gözle görülür bir mutluluğu alın yazısı olarak neyli, kudümlü bir tabloda Mevlânâ’nın ihtişamını aydınlık ufuklara çekip götürüyor.
“Seviyoruz ve hayatımızın iyiliği bu yüzden”
“İnanıyoruz ve yaşamımız güzelliği bu yüzden”.
Bu öylesine bir mutluluk ki, kutsal inancın ötesinde insanı yokluk ortasında un ufak ediyor, sınırsız, süresiz bir varlıkla karşı karşıya bırakıyor. Mevlânâ’nın asırları aşan sonsuzlaşan insan sevgisi o kadar yücedir ki şaşmamak, hayran olmamak elde değil… Mevlânâ büyük bir coşkunluk içinde; “Bir canım amma, yüz bin bedenim var” diyor. Ve ilave ediyor; ” Ey dost sevgiyle eşiz, dostuz seninle. Her nereye ayak basarsan yer yüzü kesiliriz sana” ebedi aşk duygusunu iman pergeli ile daireler halinde kutsallaştıran Mevlânâ, hırstan, günahtan, benlikten, bencillikten kurtulmuş, kendini insanların kurtuluşuna, huzuruna adamış bir mutlu insan. Mevlânâ, ” Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol!” düşüncesiyle dopdolu, insanlara can ve gönül dili ile şöyle sesleniyor: “Daha beri gel daha beri niceye bir yol kesicilik? Değimli ki sen bensin bende senim. Niceye bir bu senli, benlik? İnsan olunun eşrefi mahlukat oluşunu, yüceliği, en geniş bir hoşgörü içinde Mevlânâ ne kadar güzel bir şekilde anlatıyor; “İnsan bir hamur teknesi boyundadır amma gökten de üstündür, arştan da. İnsan düşünceye sığmayacak kadar yücedir. Bu paha biçilemeyen şeyin değerini söylesem bende yanarım, duyanda yanar.” Mevlânâ’nın ” gel çağrısına her yıl aşk yolunda çıra gibi eriyen, gerçek aşkı arayan milyonlarca insan Konya ya geliyor. 13. yüz yılın Konya’sında bütün insanlığa özlediği teselliyi, gerçeği bir gönül kılavuzu olarak sunan Mevlânâ, bu günde maddeye esir olmuş 20. yüzyıl insanına aradığı, özlediği şifayı ve huzuru sebil ediyor. Gözlerimiz her sabah aydınlık bir umutla, bir günaydın tazeliği ile, yalınca bir sevgiyle göğerir, sevgiyle büyür,sevgiyle çiçek açar , sevgiyle serpilir.Her güzelliğin,her gerçek güzelin alın yazısı,mayası,büyüsü sevgiyle ve gerçek aşkla yoğrulmuştur.”Gönülden gönüle pencere var.Bu sevgi daima çoğalsın,kükresin, coşsun, çünkü Allah katında en makbul olan şey , Allah rızası için insanları sevmektir.” Bu sevgiyi ten gözüyle değil, can gözüyle görmek, bu duyarlılığı canevinde yaşamak duymak, gerek. Gönül gözüyle görmek… Zamanların ve maddenin ötesini görmek… Mevlânâ’nın söylediği gibi, balıktan ay’a kadar bütün canlılar en yüce sevgiliyi hal ve gönül diliyle özlem özlem söyleşir, durur;” Can gözüyle görülen dünya hep ondan ibarettir. Alem ondan değil, tekmil O’dur.”
İnanç yolunda nice derdimizin devası Mesnevidedir. İmrendiğimiz, gıptayla izlediğimiz sonsuz lirizmin ve heyecanın özü Divan-ı Kebirdedir. Şiir dolu fikrin boy aynası Mecalis-i Sab’ adır. Ne güzeldir ki, Mevlânâ asırlar boyu her okuyanı yeniliyor. İnsanoğlunu gerçek düşüncesinin yeni ve aydınlık ufuklarına çekip götürüyor. Mevlânâ’nın zamanlar ötesi çizdiği ve gerçekleştirdiği bu tabloda yalınca bir aşk, haritalar ve takvimler ötesi tekmil insanlığın hidayete kavuşmasını arzulayan bir yalınca sevgi, tariflere sığmayan edebi ve ezeli bir Hakka vuslat özlemi var. Mevlânâ’nın kutsal mesaja, kutsal çağrıya gönül verenlere ne mutlu.
Tokat – Kümbet Dergisi