MEVLEVÎ ŞAİRLERİNDEN ‘ABÎRÎ VE İKİ ESERİ – Abdülbaki ÇETİN

XVII. YÜZYIL MEVLEVΠŞAİRLERİNDEN “ABÎRÎ VE İKİ ESERİ

Abîrî, a Mevlevi Poet, lived in the 17th Century, and His Two Works

Dr. Abdülbaki ÇETİN*

ÖZET
Bu makalede Mevlevî şairlerden Abîrî ve iki eseri tanıtılmıştır. Abîrî hakkındāa pek bilgimiz yoktur. Abîrî”den kısaca bahseden bazı kaynaklar ve çalışmalar, onun 15. yüzyıl Mevlevî şairlerinden olduğunu ve Kenzü”l-esrâr adlı bir eserinin bulunduğunu bildirirler. Kenzü”l-esrâr“ından Abîrî”nin, Medh-i Resûlu”llâh adlı bir eserinin daha olduğunu anlıyoruz.
Eserlerinden hareketle Abiri”nin 17. yüzyıl Mevlevî şairlerinden olduğu tespit edilmiştir.
Anahtar SözcüklerAbîrî, Kenzü”l-esrâr, Mesnevi, Mevlevî, Türkçe yazmalar
ABSTRACT
In this study, Abiri, a Mevlevi poet, and his two works, have been introduced. We haven”t information about Abiri sufficiently. He has two Works, Kanz al-asrar and Madh-i Rasul-Allah.
According to his works, Abiri is a Mevlevi poet, lived in the 17th century.
Key Words: Abiri, Kenz el-esrar, Mesnevi, Mevlevi, Turkish manuscripts.
Giriş
Mevlevîliğin Türk düşüncesi, musıkisi ve edebiyatında önemli bir yeri vardır. Osmanlılarda en çok rağbet edilen tarikat şüphesiz   Mevlevîliktir.   Mevlevîlik   sadece   geniş   halk kitlelerinin değil yöneticilerin, aydınların, şair ve yazarların da ilgisini çekmiştir.
Müntesipleri arasında Divan şairlerinin en çok olduğu tarikat Mevlevîliktir. Divan şairleri arasında üç yüz otuz Mevlevî şair tespit edilmiştir.Yurt içi ve yurt dışındaki kütüphanelerde bulunan yazma eserler incelendikçe bu sayının artacağından şüphe yoktur. Mevlevî şairlerin çokluğu Divan edebiyatı içinde Mevlevî edebiyatının oluşmasına ve müstakil tezkirelerin yazılmasına vesile olmuştur.
Sâkıb Dede (öl. 1148/1735)”nin Sefîne-i Mevleviyye“si, Esrâr Dede (öl. 1211/1897)”nin Tezkire-i Şu”arâ-yı Mevleviyye“si ve Ali Enver”in Esrar Dede”nin tezkiresinin kısaltılmış ve sadeleştirilmiş hâli olan Semâhâne-i Edeb“i (basımı: İstanbul, 1309/1891) Mevlevî şairleri bir araya toplayan tezkirelerdir.2
Biz, bu makalemizde pek tanınmayan ve tezkirelerde de ismi geçmeyen, Mevlevî bir şair ile iki eseri üzerinde duracağız.
‘Abîrî
Abîrî mahlasını kullanan şairimizin ismi Feyzullah”tır. Abîrî hakkında kaynaklarda pek bilgi yoktur. Abîrî”ye Mecelletü”n-nisâbKeşfu”z-zunûn Zeyli ve Tuhfe-i Nâilî“de birer cümleyle yer verilmiştir.
Mecelletü”n-nisâb (telifi: 1762): “ “Abîrî: Murat Han zamanında yaşamış Feyzullah el-Mevlevî”nin mahlasıdır. Manzum Kenzü”l-esrâr”ı vardır.”3
Keşfu”z-zunûn Zeyli: “Kenzü”l-esrâr: Sultan Murat Han devrinden “Abîrî mahlaslı Feyz[ullah] el-Mevlevî er-Rûmî”nin Türkçe manzumesidir.”4
Tuhfe-i Nâilî: “ “Abîrî: Feyzu”llâh “Abîrî Dede, Mevlevî, Kenzü”l-esrâr müellifi, Sultân Murâd-ı sânî devri şâirlerindendir. Mecelle 312”5
Kaynaklar Abîrî”nin Kenzü”l-esrâr adında Türkçe manzum bir eserinin olduğunu bildirirler. 6 Kenzü”l-esrâr“ın bir nüshası bugün Millî Kütüphanede Cebeci İlçe Halk Kütüphanesi yazmaları koleksiyonu A 6 numarada kayıtlıdır (06 Ceb A 6). Bu yazmadan Abîrî”nin “Medh-i Resûlu”llâh” adlı bir eserinin daha olduğunu öğreniyoruz (vr. 196b). Bugün, Süleymaniye Kütüphanesi Hacı Mahmud Ef. Nr. 4489″da “Efdaliyyet-i Nebiyyina Muhammed (s.a.s.) ala Sairi”l-Enbiya” adıyla kayıtlı olduğunu tespit ettiğimiz bu eserin telif kaydı (vr. 11b, bk. EK I) Abîrî”nin Sultan IV. Murat döneminde (1623-1640) yaşadığını yani 17. yüzyıl Mevlevî şairlerinden olduğunu kesin olarak ortaya koyar.
Abîrî”nin doğum ve ölüm tarihleri ile nerede yaşadığını bilmiyoruz. Keşfu”z-zunûn Zeyli“nde, Abîrî”nin “Rumî” (=Anadolulu) olduğu kayıtlıdır.7
“Abîrî”nin Eserleri
Yaptığımız araştırmalarda Abîrî”nin iki eserini tespit edebildik. Bunlardan biri Mecelletü”n-nisâbKeşfu”z-zunûn Zeyli ve Tuhfe-i Nâilî“de varlığı haber verilen Kenzü”l-esrâr, diğeri ise Abîrî”nin Kenzü”l-esrâr“ında (vr. 196b, 197a) varlığını haber verdiği Peygamberimizi medheden eseridir.

  1. Kenzü”l-esrâr

Kenzü”l-esrâr“ın bugün için tek nüshası Millî Kütüphane”de Cebeci İlçe Halk Kütüphanesi koleksiyonu A 6 numarada kayıtlıdır. Söz konusu nüsha, elektronik ortamdaki (www.yazmalar.org) katalogda “Ubeydî Feyz-Allâh Dede”ye mal edilerek şöyle tavsif edilmiştir:
“06 Ceb A 6
Kenzu’l-Esrâr
Ubeydî Feyz-Allâh Dede (öl. 981/1573)
Türkçe, 145×88-195×135 mm. 213 varak. Her sayfada 13 satır. Harekeli Rik’a. Filigranlı Avrupa kâğıt.
…Baştan üç yaprakta yine aynı şaire ait manzumeler ve Meşarık’dan bir nakil vardır. Eser girişle başlayıp na’t-i Resul ve medhiye ve hikayetlerle devam eder ve son ek yapraklardaki gazeli ile biter. Şair Ubeyri’ye genel kaynaklarda rastlanamadı. XV. YY’da yaşadığı 13. yapraktaki “medh-i padişah” başlıklı manzumesinde Sultan II. Murad Han (1421-1451) medhiyesinden anlaşılmaktadır. Tuhfe-i Naili (I. 2741)”de de sadece II. Murad devri şairlerinden ve “Kenzü”l-esrar” [adlı bir eseri] olduğu ayrıca kaydedilmiş, kaynak gösterilmemiştir. Başta ve sonda Maarif Vekaleti Umumi Kütüphanesi mühürleri ve damgası basılıdır.”8
Kenzü”l-esrâr“da, sairin mahlasının geçtigi ilk beyit sudur:

Çâr yâr u dahı âline selâm
Kıl “Abîrî aña sen subhıla sâm 153
Kenzü”l-esrâr, yazmanın 1b-206b yaprakları arasında yer alır. Yazmanın bastan üç ve sondan dört yaprağında yine Abîrî”ye ait aynı kalemden çıkmış müfret, rubaî ve gazeller vardır. Gazellerden biri:
“Abîrî
Fe “i lâ tün / Fe “i lâ tün / Fe “i lâ tün / Fe “i lün
(Fâ “i lâ tün)                                     (Fa” lün)
Her dü âlemde dilerseñ olasın berhûr-dâr
Dürr-i Monlâ”yı bütün “âleme virme zînhâr
Çesm-i ma”nî aça gör dilde safâ kesb eyle
Gör ne dürler ola bu bahr-ı ma”ânîde kenâr
“Âlem-i vahdete ir “ışkıla cevlân eyle
Bil hakâyıkda hakîkat neyimiş âhir-i kâr
Kîl ü kâl itme bu ma”nîde sakın münkirle
İstimâ” itmez o dürr olsa sözüñ itme nisâr
Seni her dem gözedür pîrüñ “Abîrî yime gam
İlde neñ var çek el Hakkıla ol leyl ü nehâr
Kenzü”l-esrâr, yaklaşık 5.500 beyitten oluşmuş dinî-tasavvufî bir mesnevidir.
Kenzü”l-esrâr“ın Sunulduğu Padişah
Mecelletü”n-nisâb ve Keşfu”z-zunûn Zeyli“nde Abîrî”nin, “Murat Han” devri şairlerinden olduğu kaydedilmiş fakat bu Murat Han”ın kaçıncı Murat olduğu belirtilmemiştir.9
Tuhfe-i Nâilî“de ise Mecelletü”n-nisâb kaynak gösterilerek “Sultân Murâd-ı sânî devri şâirlerinden” olduğu kaydedilmiştir.10 Nail Tuman”ın Mecelletü”n-nisâb“daki “Murat Han”ı Sultan II. Murat (1421-44, 1446-51) olarak kabul ettiği anlaşılıyor.11
Elektronik ortamdaki yazmalar kataloğunda ise Kenzü”l-esrâr tavsif edilirken “XV. YY’da yaşadığı 13. yapraktaki “medh-i padişah” başlıklı manzumesinde Sultan II. Murad Han (1421-1451) medhiyesinden anlaşılmaktadır. Tuhfe-i Naili (I. 2741)”de de sadece II. Murad devri şairlerinden ve “Kenzü”l-esrar” [adlı bir eseri] olduğu ayrıca kaydedilmiş, kaynak gösterilmemiştir” 12 cümleleriyle Abîrî”nin II. Murat (1421-1451) devrinde yaşadığı belirtilmiştir.
Abîrî, Kenzü”l-esrâr“ında padişaha övgü bölümünde (Medh-i Pâdişâh-ı Zıllu”llâh) memduhunu “zıllu”llâh” sıfatıyla övmüştür.
Medh-i Pâdişâh-ı Zıllu”llâh
Hamduli”lâhi Hudây-ı müte”âl Lutfını “âleme kıldı îsâl
Eyledi cümle-i mahlûka nazar
Zıllını kıldı “adâlet-güster (236-237)

Berr ü bahruñ şehi sultân Murâd
Oldı anuñla cihân halkına dâd
Âl-i “Osmân”a şeref virdi o şâh
Halka lutf itdi o yüzden Allâh
Kadre irişdi zamânında cihân
Yeñiden irdi kemâl ehline cân
Ehl-i dil zâr u zebûn iken o şâh
Dest-gîr oldı nazar kıldı İlâh
Hâke düşmiş gühere kıldı nazar
Eyledi her birinüñ kadrini zer
Yandı her yirde çerâg-ı rûşen
Haşre dek medh okur ol dergehden
Mislini görmedi devvâr-ı felek
N”ola ol zâta dinilseydi melek (243-249)

Rabbenâ lutfıla kıl aña nazar
“Ömr-i Nûh ile cihânda bula fer
“Azmi her kanda ise mansûr it
Cümle a”dâlarını makhûr it
“Adl u dâdını dahı eyle ziyâd
Aña vir asl-ı murâdınca murâd
İy “Abîrî dün ü gün eyle du”â
Sözüñi muhtasar it icmâlâ
Birlige irgüre ol şâhı Hudâ
Hayr-hâhı ola âlem ser ü pâ (265-269)
Buradaki “zıllu”llâh” ifadesi memduhunun halife olduğuna delalet edebilir.13Abîrî”nin, varlığını Kenzü”l-esrâr“ında bildirdiği Medh-i Resûlu”llâh adlı mesnevisinin telif tarihi (1032/1622-3, bk. EK I) Kenzü”l-esrâr“da “pâdişâh-ı zıllu”llâh” olarak övülen “Sultân Murâd”ın IV. Murat (saltanatı: 1623-1640) olduğunu kesinleştirir.
Kenzü”l-esrâr“ın Başlıca Dil Özellikleri
Kenzü”l-esrâr“da şimdiki zaman için -ayor/-eyor eki kullanılmıştır. dog-ayor 1000; gel-eyor 556, 560, 738, 998-1000, 1001(2); gör-eyor 740…
O hicâbıla aña didi o mâh Geleyor ardumuza eyle nigâh 556
Didi senden n”ola havfum el-ân
Göreyor fi”lümüzi ol Rahmân 738

Geleyor her dü cihâna rahmet
Dogayor üstüñe şems-i devlet 1000
Gelecek zaman eki olarak daha çok -ısar/-iser, nadiren de -acak eki kullanılmıştır:
kâdir olısardur 938; mütehayyir olısar 468; n”idiserdür 620; n”eyleyiser 720; n”olısar 666, 778, 1042.
n”olacaksın n”olduñ 615
-acak eki eserde daha çok sıfat-fiil eki olarak karşımıza çıkar:
mürde ihyâ ol-acak yirdür bu 284; kâm al-acak gicedür 1002 Belirli geçmiş zaman eki -°pdur metnimizde kullanılmıştır:
al-updur 62; ol-updur mes”ûd 148; kal-ıpdur 710.
Kenzü”l-esrâr“da iyelik birinci teklik şahıs ekinden sonra /+süz/ ekinin kullanıldığı şu örnek dikkat çekicidir:14
Varak emrümsüz ider mi harekât
Benüm emrümle bulur kevn sebât 433 Krş.
Emr-i Haksuz varak itmez hareket 31
Bu iki örnekte /+sUz/ eki +lA (<ile) i=”” <=””>vasıta hâli ekinin karşıtı olarak kullanılmıştır:</ile)>
emrümsüz          X      emrümle (<emrÜm <i=””>ile</emrÜm>)
emr-i Haksuz      X      emr-i Hakla (emr-i Hak ile)
Zarf-fiil eki –ıcak ve genişletilmiş şekli –ıcagaz da kullanılmıştır:
Bas-ıcak “arş berrin üzre kadem 75
Rahmetüñ taş-ıcagaz deryâsı 219
Yüz yire koy-ıcagaz iy gâfil 489
Gör-icek yolda Kelîmu”llâh”ı Çekdi derdile göñülden âhı 372
Bî-“amel ol-ıcak itmez te”sîr 344
Yüzüni gör-icegez mihr-i münîr Girdi ebr-i siyehe bulmadı yir 78
Zarf-fiil eki –Up yanında -UbAn genişletilmiş şekli de kullanılmıştır:
Ayrıl-up 447; dur-up 450; koy-up 190; uy-up 392; var-up 466; çek-üp 51; düş-üp 409; gör-üp 289; vir-üp 18, 24.
Ayrıl-uban 663; dur-uban 98; koy-uban 418; uy-uban 471; var-uban 411; çek-üben 687; düş-üben 458; gör-üben 278; vir-üben 684.

  1. Medh-i Resûlu”llâh(Medh-i Hazret-i Sultân)

Kenzü”l-esrâr“ındaki “Medh-i Resûlu’llâh ile rûhına (?) nâm risâle bi-emri”llâh îcâd olundukda makbûliyyetini rü”yâda görmekligini murâd idüp Hazret-i Allâh”a niyâz itdükde rü’yâda görinen esrâr-ı mâ fi”l-bâlı müş”irdür” (vr. 196b) ve “rü”yâmı müeyyid bir sâlik-i Hak medhimüñ makbûliyyetini aynıyla rü”yâda ne vechile görüp ve Hazret-i Sultân-ı Enbiyânun lisân-ı pâkinden ne tarîkile istimâ” itdügi esrârı iş”ârdur” (vr. 197a) başlıklarından ve bu başlıklar altında anlattıklarından Abîrî”nin “Medh-i Resûlu’llâh…” adlı bir eserinin daha olduğunu anlıyoruz.
Abîrî kudreti nisbetince yazdığı (Kudretümce idüben medhe heves/Kalbe lâyıh olanı yazdum bes (Kenzü”l-esrâr, vr. 197b) eserinin makbul olup olmadığını (Makbûl oldı-mı bu medhum yâ Rab/Bana bâtından “ayân it anı hep (Kenzü”l-esrâr, vr. 197b) merak eder ve sonunda makbuliyetinin bir işaretini alır:
Görürem bir gice bâtında “ayân Cem” olınmış oturur pîr ü cüvân
Gösterüp bir birine halk beni
Diridi işte o meddâh-ı nebî (Kenzü”l-esrâr, vr. 197b)
Nitekim Ahmed isimli (Kenzü”l-esrâr, vr. 197a) bir ehl-i hâl kişi (Ehl-i hâlün biri rü”yâda o şeb/Ne görür diñle acâyibden aceb (Kenzü”l-esrâr, vr. 198a) Hâsılı bir gice hâbında meger/Gör ana Hak nice ihsân eyler; Hilyenün medhini sırrıyla Hudâ/Gör ne yüzden ana keşf itdi dilâ (Kenzü”l-esrâr, vr. 198b) rüyasında peygamberimizin Hz. Ayşe”ye bir medhiye okuduğunu görür (Kenzü”l-esrâr, vr. 199a) Hz. Ayşe, “-Yâ Resulallah, okuduğun medhiye Abîrî”nin şiirine benziyor” (Yâ resûl okudugun dürr ü güher/Ol “Abîrî sözine hoş benzer (Kenzü”l-esrâr, vr. 199a) der. Peygamberimiz de Hz. Ayşe”yi onaylar, okuduğu medhiyenin Abîrî”ye ait olduğunu söyler:
Bu sözi işidip ol kân-ı güher Didi yâ “Âyişe bildüñ ne haber
Eyledür didi iki kerre resûl
“Âyişe fehmini kıldı makbûl (Kenzü”l-esrâr, vr. 199b)
Abîrî, medhiyesinin Peygamberimiz tarafından Hz. Ayşe”ye okunmasının (“bu devlet ve izzetin”) kendisine yettiğini ve bunun medhiyesinin makbuliyetine delalet ettiğini söyler. (“oldugın medh-i “Abîrî makbûl”). (Kenzü”l-esrâr, vr. 200a).
Bu eserin bir nüshası, bugün Süleymaniye Kütüphanesinde Hacı Mahmud Efendi 4489 numarada “Efdaliyyet-i Nebiyyina Muhammed (s.a.s.) ala Sairi”l-Enbiya” (http://www.suleymaniye.gov.tr (06.03.2007 Sail, 14:39) adıyla kayıtlıdır. Söz konusu eser, “Hazret-i Sultân-ı Enbiyâ ve Mazhar-ı “Kâbe kavseyni ev ednâ” Muhammed Mustafâ sallall”ahU aleyhi ve selem Sâyir Enbiyâdan Yedi Sıfatıla Mümtâz oldıgın Eş”ârıdur” (vr. lb) başlıklı bir mesnevidir. Mevcudu 11 varak olan bu mesnevinin lb-2a varakları arasmdan birkaç varak düşmüştür.
Abîrî,  “Medh-i Hazret-i Sultân” olarak da adlandırdığı (vr.  9a) bu mesnevisinde,
“Özr-hvâhem kerem it eyle kabûl Ola yâ Rab bu risâlem makbûl
Pîşvâ kıl anı âşıklara sen Anlara kıl bu risâlem gülşen
Lâyıh…. (silik) Abîrîye bu kâl Cân u dil aña idüp istikbâl (vr. 1 la)
dedikten sonra eserinin telif tarihini de şöyle verir (bk. EK I):
Tannin yazmaga itdiim niyyet Dilde fi”l-hâl irişüp cemiyyet
Bir ziyâd ile düşünce levha Didi târîhini ana ravza
Sene 1032
“  =afia ravza” kelimelerinden ebced hesabıyla toplarm 1033 eder. Bu sayı “bir ziyâd ile” (1 fazlasıyla)dır. Fazla olan “bir (1) … düşünce” geriye kalan 1032/1622-3 tarihi bu risâlenin telif tarihini verir.
Kenzü”l-esrâr’m sonundaki 1035 (=1625-6) tarihi de iki eserin telifleri arasmda fazla bir zaman geçmediğini gösterir. Kenzü”l-esrâf da istinsah kaydı yoktur. Eserin sonunda “sene 1035” (=1625-6) tarihi kayıthdır. (Kenzü’1-esrâr, vr. 206b, bk. EK II). Eserin başmdaki üç varak ile sonundaki dört varakta yine Abm’ye ait aynı kalemden çıkmış manzumeler vardır. Yazmada yer yer eserin aslmdan olan beyitler sayfa kenarlarma (Kenzü’1-esrâr, vr. 6a-b, lla-b, 33b, 52a, 61a, 81a, 86a, 96b, 97a, 203a-b, 206a) ve beyit aralarma (Kenzü’1-esrâr, vr. 10b, 39b, 52b, 61b, 74b, 81a, 84b, 85b, 86a, 94b, 95a, 99b, 100a… 196b…) aynı kalemle kaydedilmiştir. Büyük bir ihtimalle elimizdeki Kenzü”l-esrâr nüshası, müellif nüshasıdır.
Sonuç

  1. yüzyıl şairi olarak bilinen Abîrî, aslında 17. yüzyıl Mevlevî şairlerindendir. Abîrî”nin tespit edebildiğimiz iki eserinden ilki olanMedh-i Resûlu”llâh“ın telif tarihi (1032/1622-3) (vr. 11a, bk. EK-I), onun 17. yüzyılda yaşadığını veKenzü”l-esrâr“ında “pâdişah-ı zıllu”llâh” olarak övdüğü hükümdarın Sultan IV. Murat (saltanatı: 1623-1640) olduğunu kesinleştirir.



KAYNAKLAR
ABÎRÎ, Kenzü”l-esrâr, Millî Kütüphane Cebeci İlçe Halk Ktp. Koleksiyonu 06 Ceb A 6.
ABÎRÎ, “Efdaliyyet-i Nebiyyina Muhammed (s.a.s.) ala Sairi”l-Enbiya” Süleymaniye Ktp. Hacı Mahmud Ef. Nr. 4489.
AÇIK, Nilgün, Divan Edebiyatında Mevlevîlik Etkisi ve Mevlevî Şairler, Ankara, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü (Yayımlanmamış Doktora Tezi), Ankara 2002.
BAĞDATLI İSMAİL PAŞA, Îzâhu”l-meknûn fi”z-zeyl “alâ Keşfi”z-zunûn “an Esâmi”l-kutub ve”l-funûn. C. II, (Yayımlayan: Ş. Yaltkaya, R. Bilge), Millî Eğitim Bakanlığı Yay., İstanbul 1071, 2. Baskı.
CİN, Ali “Türkçede +sIz / +sUz Eki Üzerine”, TDAY-Belleten 2004/I, Ankara 2006, s. 19-43.
CUNBUR, Müjgan, Dursun KAYA, Niyazi ÜNVER, Millî Kütüphane Yazmalar Kataloğu(Türkçe Divanlar), C. V, Kültür Bakanlığı Yay., Ankara 2001.
İKTYDK: İstanbul Kütüphaneleri Türkçe Yazma Divanlar Kataloğu, C. I, Millî Eğitim Bakanlığı Yay., İstanbul 1947.
KORTANTAMER,Tunca, Eski Türk Edebiyatı -Makaleler-, Akçağ Yay., Ankara 1993.
Mecelle: Bk. Müstakîm-zâde Süleymân Sa”deddin Efendi.
Müstakîm-zâde Süleymân Sa”deddin Efendi, Mecelletü”n-nisâb fi”n-niseb ve”l-künâ ve”l-elkâb, [=Mecelle] Süleymaniye Ktp. Halet Ef. Nr. 628 (Tıpkıbasım: Kültür Bakanlığı, Ankara, 2000).
OTURAKÇI, Nigar, On Beşinci Yüzyıla Kadar Tarihi Türk Lehçelerinde +sIz / +sUz, Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Adana 2006, 406 s.
ÖZCAN, Azmi, “Hilâfet”/“Osmanlı Dönemi”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, C. XVII, Türkiye Diyanet Vakfı, İstanbul 1998, s. 546-553.
ÖZMEN, Mehmet, Ahmed-i Dâ”î Divanı, C. I (Metin-Gramer-Tıpkıbasım), TDK Yay., Ankara 2001.
TEKİN, Gönül A., Ahmed-i Dâ”î: Çengnâme, Cambridge 1992.
TUMAN, Mehmet Nail, Tuhfe-i Nâilî, (Hzl. Cemâl Kurnaz-Mustafa Tatçı), C. II, Bizim Büro Yay., Ankara 2001.
Türkiye Yazmaları Toplu Kataloğu, CD II (Hzl. Dursun KAYA, Niyazi ÜNVER, E. Selma KUTLU, Hasan SOYAK, Milli Kütüphane Başkanlığı Yayınları, Ankara 2004.
ÜSTÜNER, Ahat, “Eski Türkiye Türkçesinde –sUz Eki”, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Elazığ 2001, C. 11, S. 2, s. 177-184.
Web:
http://www.yazmalar.org/detay_goster.php?k=77152 (06.03.2007, 18:18).
http://www.yazmalar.org/detay_goster.php?k=687 (06.03.2007, 18:19).
http://www.suleymaniye.gov.tr (06.03.2007, 14:39).
https://www.yazmalar.gov.tr/detay_goster.php?k=77152 (02.08.2007, 15:19).
 
DİPNOTLAR
* Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Böl. Öğretim Üyesi.
1 Bk. Nilgün Açık, Divan Edebiyatında Mevlevîlik Etkisi ve Mevlevî Şâirler, Gazi Ün Sosyal Bilimler Enstitüsü (Yayımlanmamış Doktora Tezi), Ankara 2002, s. 118, 434.
Açık, age. s. 115.
Mecelle, vr. 312b.
Bağdatlı İsmail Paşa, Îzâhu”l-meknûn fi”z-zeyl “alâ Keşfi”z-zunûn “an Esâmi”l-kutub ve”l-funûn, (Yayımlayan: Ş. Yaltkaya, R. Bilge), Millî Eğitim Bakanlığı Yay., İstanbul 1971, 2. Baskı, C. II, s. 383.
Mehmet Nail Tuman, Tuhfe-i Nâilî, (Hzl. Cemâl Kurnaz-Mustafa Tatçı), Bizim Büro Yay., Ankara 2001, C. II, s. 648, nr. 2757. Tuhfe-i Nâilî”de verilen bilgi Mecelletü”n-nisâb“a dayanmaktadır. Ancak Nail Tuman, Mecelletü”n-nisâb“daki “Murâd Han”ı “Murâd-ı sânî” (Sultan II. Murat, saltanatı: 1421-44, 1446-51) olarak kabul etmiştir.
Mecelle, vr. 312b; Bağdatlı İsmail Paşa, age., C. II, s. 383; Tuman, age., C. II, s. 648, nr. 2757; Açık, age., s. 169.
Bağdatlı İsmail Paşa, age. C. II, s. 383.
http://www.yazmalar.org/detay_goster.php?k=77152 (06.03.2007, 18:18). Burada Abîrî (Tuman, age., C. II, s. 648, nr. 2757: “Abîrî, Feyzullah”) ile Ubeydî (İKTYDK, C. I, s. 158-159, nr. 66: “Ubeydî, Abdurrahman öl. 981/1573”)”ye ait bilgi birbirine karıştırılmıştır. Aynı karışıklık, Millî Kütüphane Yazmalar Kataloğ(Müjgan CUNBUR-Dursun KAYA-Niyazi ÜNVER, Millî Kütüphane Yazmalar Kataloğu(Türkçe Divanlar), C. V, Kültür Bakanlığı Yay. Ankara 2001, s. 65, nr. 130)”da da söz konusudur:
“06 Mil Yz FB 260/1 Gazeliyât
Ubeydî Feyz-Allâh Dede (öl. 981/1573)
Türkçe…. Fahri Bilge varislerinden satın alınmıştır. TN. I. 327 (2741); İKTYDK. I. 158-159.” Ayrıca bk. http://www.yazmalar.org/detay_goster.php?k=687 (06.03.2007, 18:19).
06 Ceb A 6 kayıt numaralı yazma sonradan ciltlenmiştir. Yazmaya sonradan yapıştırılmış etikette Latin harfleriyle “Eser: Kenzül Esrar. Müellif: Abîrî. 20/II/1947” kaydı bulunmaktadır. Bu kayıttaki “Müellif: Abîrî” yazısının altına sonradan farklı bir kalemle Latin Harfleriyle “Ubeyrî” yanında da Arap harfleriyle “Ubeyrî olacak” ifadesi eklenmiştir. Elektronik ortamdaki katalogda ise müellifin mahlası sehven “Ubeydî” ve “Ubeyrî” olarak iki farklı şekilde kaydedilmiştir:       “şair       Ubeyrî’ye      genel      kaynaklarda     rastlanamadı.” (http://www.yazmalar.org/detay_goster.php?k=77152 (06.03.2007, 18:18). Kenzü”l-esrâr“da şairin mahlası “ “Abîrî” okutacak şekilde harekelenmiştir (153. beyit). (Not: Bu makalenin hazırlık aşamasında Kenzü”l-esrâr, elektronik ortamdaki yazmalar kataloğunda, Millî Kütüphane Cebeci İlçe Halk Kütüphanesi yazmaları koleksiyonu A 6 numarada (06 Ceb A 6) kayıtlı idi. (http://www.yazmalar.org/detay_goster.php?k=77152(06.03.2007, 18:18). 2004 yapım tarihli Türkiye Yazmaları Toplu Kataloğ(Hzl. Dursun Kaya, Niyazi Ünver, E. Selma Kutlu, Hasan Soyak, Milli Kütüphane Başkanlığı Yayınları, Ankara, 2004) isimli CDlerin ikincisinde de aynı koleksiyon ve numarada (06 Ceb A 6) kayıtlıdır. Bugün ise elektronik ortamdaki yazmalar kataloğunda (http://www.yazmalar.org) aynı yazma, Millî Kütüphane Adnan Ötüken İl Halk Kütüphanesi koleksiyonunda 6 numarada (06 Hk 6) kayıtlı görünmektedir. (https://www.yazmalar.gov.tr/detay_goster.php?k=77152(02.08.2007, 15:19).
Bk. Mecelle, vr. 312b; Bağdatlı İsmail Paşa, age., C. II, s. 383.
10 Tuman, age., C. II, s. 648, nr. 2757.
11 Nilgün Açık da adı geçen Doktora tezinde Mecelletü”n-nisâb ile Tuhfe-i Nâilî“yi kaynak göstererek Abîrî”yi II. Murad devri/15. yüzyıl şairlerinden saymıştır. Bk. Açık, age., s. 169.
12 http://www.yazmalar.org/detay_goster.php?k=77152 (06.03.2007, 18:18). Bu tavsif için Tuhfe-i Nâilî”nin Millî Kütüphanedeki nüshası (06 Mil. Yz. B 611) kullanılmıştır. Daha kapsamlı olan MEB Yayımlar Dairesi (Türk Ansiklopedisi) Kütüphanesi nüshasında bu bilginin kaynağı belirtilmiştir: “Mecelle 312b”. Tuhfe-i Nâilî”nin MEB Yayımlar Dairesi (Türk Ansiklopedisi) Kütüphanesi nüshasının tıpkıbasımı -indeksi Latin harflerine aktarılarak- yapılmıştır. (Mehmet Nail TUMAN, Tuhfe-i Nâilî, (Hzl. Cemâl Kurnaz-Mustafa Tatçı), Bizim Büro Yay., Ankara, 2001, 2 C.). Bu Latin harfli indekste İbretî, Feyzullah İbretî Dede, Mevlevî, 2757” (I, 47) maddesi, Abîri Feyzullah Abîrî Dede Mevlevî 2757 olarak düzeltilmelidir.
13 Şüphesiz “zıllu”llâh”, “zıllu”llâhi fi”l-arz”, “zıll-ı İlâhî” gibi ifadeler, hakkında kullanıldığı padişahın her zaman “halife” olduğuna delalet etmez. Örneğin, Ahmed-i Daî, Emir Süleyman (1402-1411)”a sunduğu Çeng-nâmesi“sinde “Du”â-yı Hudâvendigâr” başlığı altında
Eyâ lutf-i Hudâ zıll-ı ilâhî
Kapuñdur pâdişehler secde-gâhı (200. beyit) (Gönül A.  TEKİN, Ahmed-i Dâ”î: Çengnâme, Cambridge 1992, s. 318)
Türkçe Divan”ında yine Emir Süleyman için,
Çü zıllu”llâh fi”l-arz oldı zâtı
Yüzinden nûr alur her gün metâli” (11/4) (Mehmet Özmen, Ahmed-i Dâ”î Divanı, C. I (Metin-Gramer-Tıpkıbasım), TDK Yay., Ankara, 2001, s. 28)
Mehmet b. Beyazıt (1413-1421) için
Çünki zıllu”llâhi fi”l-arz oldı zâtı adl ile
Hak aña tefvîz idüpdür hükm ile fermân bugün (5/4) (Özme, age., s. 10)
demesi halife olmasalar bile padişahlar için bu ifadenin kullanıldığını gösterir. İslâmiyetin geniş bir coğrafyaya yayılmasıyla birlikte değişik zamanlarda ve yerlerde bazı sultanlar kendi topraklarında halife unvanını kullanmışlardır. Bu anlamıyla hilâfet bir hükümranlık ifadesi olarak değerlendirilmiş” (Azmi Özcan, “Hilâfet”/“Osmanlı Dönemi”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, C. XVII, Türkiye Diyanet Vakfı, İstanbul 1998, s. 546) ve “dünyevî hükümranlığı din açısından meşrulaştırmak için kullanılmıştır.” (Tunca Kortantamer, Eski Türk Edebiyatı -Makaleler-, Akçağ Yay., Ankara 1993, s. 41) “Osmanlı sultanları da I. Murad”dan itibaren bu geleneğe uyarak halife unvanını kullanmışlardır” (Özcan, agm., s. 546). Şairler de “adil” ve “hükümran”lıklarını vurgulamak amacıyla memduhlarını “zıllu”llâh”, “zıllu”llâhi fi”l-arz”, “zıll-ı İlâhî” gibi ifadelerle övmüşlerdir.
14 Tarihî metinlerde /+sUz/ ekinin iyelik eklerinden sonra kullanıldığı örnekler için bk. Ahat Üstüner, “Eski Türkiye Türkçesinde –sUz Eki”, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, C. 11, S. 2, Elazığ 2001, s. 179-181; Ali Cin, “Türkçede +sIz / +sUz Eki Üzerine”, TDAY-Belleten 2004/I, Ankara 2006, s. 29-30; Nigar Oturakçı, On Beşinci Yüzyıla Kadar Tarihi Türk Lehçelerinde +sIz / +sUz, Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Adana 2006, 406 s. Bunların sonuncusunda XIV. Yüzyıla ait bir Kısasu”l-enbiyâ“dan (İsmet Cemiloğlu, 14. Yüzyıla Ait Bir Kısas-ı Enbiya Nüshası Üzerinde Sentaks İncelemesi, TDK Yayınları, Ankara 1994) alınmış /+sUz/ ekinin iyelik 1. Teklik şahıs ekinden sonra kullanıldığı aşağıdaki iki örnek bulunmaktadır:
“Ol benüm destûrumsuz …avmı arasından çı…dı, gitdi.
Allahu Ta”ala «ıtâb itdi balı… …arnında Yûnus”a ki, benüm destûrumsuz nireye giderdiñ.” (Oturakçı, age., s. 348.)
Bu iki örnekte de /+sUz/ eki +lA (<ile) i=”” <=””>vasıta hâli ekinin karşıtı olarak kullanılmıştır.</ile)>