Mücâhidîn-i Mevleviyye Alayı – Sezai Küçük

“ERENLER GÖNÜLLÜSÜ”

Mücâhidîn-i Mevleviyye Alayı

Osmanlı Devleti Balkan Savaşı’nın ardından kendisini Birinci Dünya Savaşı’nın tarafları arasında bulmuş, Balkan Savaşı’nın yaralarını sarmadan yeni bir savaşa girmişti. Orduyu yeniden teçhiz etmek ve elde kalan toprakları savunmak için de tabiî olarak seferberlik ilan etmişti. Ardından, 14 Kasım 1914’te “Cihâd-ı Mukaddes” ilan edildi. Osmanlı Padişahı V. Sultan Reşad askerî ve maddî tedbirlerin yanı sıra, ordunun ve halkın maneviyatını canlı tutmak ve Osmanlı topraklarına dört bir tarafından hücum eden düşmanı durdurmak için bazı manevî tedbirlere başvurdu.

Bu manevî tedbirlerden biri de Osmanlı devlet geleneğinde var olan tasavvuf erbabından dua ve manevî destek almaktı. Osman Gazi-Şeyh Edebalı, Fatih Sultan Mehmet-Akşemseddin, III. Selim-Şeyh Gâlib gibi örnekler Osmanlı devlet nizamında devlet-tekke münasebetinin bu anlamda birer örnekleri idi. Özellikle III. Selim ve II. Abdülhamid zamanlarında bu ilişki en üst seviyeye ulaşmış, III. Selim Nizâm-ı Cedîd hareketinde Mevlevîlerden destek almış, II. Abdülhamid ise; İslamcılık siyaseti doğrultusunda tekke ve tarikatlarla yakın ilişkiler kurmuş, bu ilişkileri savaş zamanlarında daha da ilerletmişti.

Kendisi de bir Mevlevi olan ve tahta çıktığında Abdülhalim Çelebi’nin kılıç kuşattığı Sultan Reşad, bu savaşta Mevlevîlerin manevî desteklerini önemsemekle birlikte, bizzat savaşa iştiraklerinin Osmanlı ordusunun başarıya ulaşmasına önemli katkı sağlayacağını düşünerek, Filistin cephesine gönderilmek üzere bir “Mücâhidîn-i Mevleviyye Alayı”, Kafkas cephesine gönderilmek üzere de “Mücâhidîn-i Bektâşiyye Alayı” kurulmasını arzu etmiştir. Bu düşüncesini gerçekleştirmek için İstanbul’daki Mevlevîlere bir alay sancağı ile bir kılıç göndermiş, kurulacak alaya bütün Mevlevîlerin kayıt olmasının arzusu olduğunu bildirmiştir.

O tarihlerde cereyan eden olaylar dikkatle incelendiğinde Mevlevi Alayı’nın kuruluşunun sadece padişahın arzusu üzerine teşkil etmediği anlaşılmaktadır. Daha önce buna benzer gönüllü birliklerin kurulma ve harbe iştirak eden Osmanlı ordusuna yardımcı olma fikrinin ve icraatının varlığı bilinmektedir. Balkan Savaşı yıllarında İttihatçılar tarafından kurulan Müdâfaa-i Milliye Cemiyeti vasıtasıyla bazı gönüllü birlikler oluşturulmaya çalışılmıştır. Buna benzer bir çalışma “Cihâd-ı Mukaddes” ilanını takip eden günlerde vuku bulmuş, bütün Mevlevîlerin kendisine bağlı olduğu Konya Mevlânâ Dergâhı Şeyhi Veled Çelebi, Konya’da gönüllüler toplamaya başlamıştı. Zamanın gazete haberlerinde; cihâd ilanının Konya halkı üzerinde çok tesirli olduğu, Konya’nın ileri gelenlerinin Müdafaa-i Milliye Cemiyeti’nde toplanıp gönüllü kayıtlarına başladıkları ve bu çalışmayı yapanların arasında da Veled Çelebi’nin olduğu kaydedilmektedir. Benzeri bir gelişme Bursa’da cereyan etmiş ve yine bu gayretin içinde Bursa Mevlevîhanesi şeyhi ve müntesipleri bulunmuştur.

Alay sancağının Mevlevîlere teslimiyle birlikte, alaya katılan gönüllü dervişlere çavuş, onbaşı; şeyhlere de muhtelif rütbeler verilmiştir. Alaya Mevlevîlerin yanında diğer tarikat mensupları ve herhangi bir tarikata mensup olmayanlar da kabul edilmiş ve her birinin başına birer Mevlevi sikkesi giydirilmiştir.

İstanbul’da teşkil olunan alayın komutanlığına Konya Mevlânâ Dergâhı Şeyhi Veled Çelebi (İzbudak) tayin edilmiş fakat Veled Çelebi Konya’da bulunduğu için yerine, alay Konya’ya ulaşıncaya kadar Yenikapı Mevlevîhanesi Şeyhi Abdülbâki Efendi vekâleten tayin olunmuştur. Teşkil olunan alaya askerî anlamda müşavirlik yapmaları için Harbiye Nezareti tarafından Kolağası Hüseyin Hüsnü ve Doktor Kıdemli Yüzbaşı Behçet ve Eczacı Zühdi Beyler görevlendirilmiştir.

Bu gönül erleri, başlarında Mevlevi sikkesi, sırtlarında derviş cübbesi, elleri kılıçlarının kabzalarında olduğu hâlde Harbiye Nezâreti (Beyazıt Meydanı İstanbul Üniversitesi merkez binası) önünde toplandılar. Burada yapılan tören ve dualardan sonra Mevlevi alayı, Şeyh Abdülbâki Efendi başkanlığında Haydarpaşa tren istasyonundan Konya’ya uğurlandı. Ankara Mevlevîhanesi Şeyhi Mustafa Nureddin Dede (Nuri Dede), alayın sancaktarı idi. Yol boyunca diğer tekke ve zaviyelerden de katılımlar oldu ve uğranılan istasyonlarda bu gönüllülere büyük ilgi gösterildi. İzmit istasyonunda karşılama töreni düzenlendi.

Alay, Afyon’a geldiğinde Mevlevihane’ye misafir oldu ve burada bir iki gün kaldı. Dergâhta Mevlevi mukabelesi düzenlenerek âyin yapıldı. Hatta çok kalabalık olduğu için semahane, semazenleri almadı ve bu yüzden sırayla semâ edildi. Mukabele sonrasında vatan mücadelesinin hayırla ve başarıyla bitmesi dileğiyle Musullu Âyinhan Hafız Osman Efendi caminin müezzinler bölümünde dua etti. Bu merasimden sonra topluluk Belediye Parkı karşısındaki hükümet binasına gitti ve burada da büyük bir tören yapıldı. Çok sayıda Afyonlunun iştirak ettiği ve oradakileri coşturup heyecanlandıran şiirlerin okunduğu bu törenden sonra Konya’ya gitmek üzere Afyon’dan ayrılan Mevlevi Alayı 8 Şubat 1915 gecesi Konya’ya ulaştı. Alayı, Konya tren istasyonunda dervişler ve halk, ellerinde meşalelerle coşkulu bir şekilde karşıladı. Daha önce Çelebi Efendi ve maiyetinde bulunan birkaç kişi alayı Akşehir’de karşılamış ve onlar da alayla birlikte Konya’ya gelmişlerdi.

Konya’ya ulaşan alaya birkaç gün içinde diğer Mevlevîhanelerden gelen Mevlevi şeyhleri ve maiyetlerindeki dervişler de katıldılar. Mevlevi Alayı mensupları Konya’da uygun yerlere yerleştirildikten sonra alayın teçhiz işlemleri başladı. Harbiye Nezâreti tarafından organize edilen teçhiz işlemlerinde; alayın komutanı olan Veled Çelebi için komutan çadırı, şeyhlere subay çadırları, er sıfatındaki dervişler için de yine çadırlar, kaput, karavana, matara, fıçı vb. malzemeler temin edildi. Bu arada Konya Valisi Azmi Bey, civar kazalara alayın ihtiyaçları ile ilgili telgraflar gönderdi. Telgraflar neticesinde hemen hemen bütün kazalardan aynî ve nakdî yardımlar Konya’ya ulaştırıldı.

Konya’da bir taraftan askerî teçhizat hazırlıkları sürerken bir taraftan da Konya’nın ileri gelen yönetici ve eşrafı Mevlevi Alayı mensubu şeyhlere yemek ziyafetleri tertip ediyorlar, millî heyecanı karşılıklı olarak canlı tutmaya çalışıyorlardı. Konya’da yayınlanan, dönemin Babalık Gazetesi de sayfalarının büyük bir kısmını Mevlevi Alayı’na ayırıyor, günlük olarak gelişmeleri, alaya iştirak etmek üzere Konya’ya gelen Mevlevi ve diğer tarikat mensuplarını, okuyucularına isim isim naklediyordu.

8 Şubatta Konya’ya gelen Mevlevi Alayı 26 Şubat Cuma gününe kadar gerekli tüm hazırlıklarını tamamladı. Aynı gün Cuma namazını müteakip Mevlânâ Dergâhı önünde uğurlama merasimi yapıldı. Mevlânâ Dergâhı’nın hemen yanında bulunan Selimiye Camii’nde eda edilen Cuma namazından sonra, asker, yönetici, öğrenci ve Konya halkı bu merasimde hazır bulundu. Daha önce Mevlânâ Dergâhı mescidine konulan sancak dualarla çıkartıldı. Dergâhın Ser-tarîki Âdil Çelebi dua etti ve Mevlevi gülbânkı okudu. Burada gönüllülere silahları dağıtıldı. Resimler çektirildi ve gönüllü alayı; Kumandan Çelebi Efendi; ellerinde silahları, başlarında sikkeleriyle Mevlevi şeyhleri, binlerce ahâli ile birlikte kışlaya doğru yola çıktı.

Mevlevi Alayı kışlada askerî heyet tarafından karşılandı, burada da yapılan heyecanlı konuşmalardan sonra vilayet önüne hareket edildi. Mülkî erkânla vedalaşıldı ve alay, Konya’dan ayrılmak üzere tren istasyonuna hareket etti. Burada Mevlevi Alayı’na askeriye tarafından yemekler ikram edildi. Alay, yemeği müteakip alkışlar ve gözyaşları arasında, trenle cepheye ulaşmak üzere Şam’a hareket etti.

Şam’a hareket eden Mevlevi Alayı yol güzergâhı üzerindeki istasyonlarda törenlerle karşılanıyor, ikramlar yapılıyor ve alaya katılacaklar bu esnada gönüllüler arasında yerlerini alıyorlardı. Bu arada bazı gönüllü Mevleviler de doğrudan Şam’a hareket etmişler, Mevlevi Alayı’na burada katılmayı bekliyorlardı. Yurdun her bir köşesinden Mevlevi Alayı’na katılmak üzere Şam’a hareket eden Mevleviler, bulundukları şehir veya kasabalardan Konya’daki merasime benzer törenlerle uğurlanıyorlardı.

Şam’a ulaşan Mevlevi Alayı, daha önce gelen diğer gönüllü Mevlevîlerle birleşerek yolculuğunu tamamlamıştır. Böylece Şam’da toplanan alay, Cebel-i Lübnan’da karargâh kurmuş olan dördüncü ordunun emrine verilmiş ve hemen talimlere başlamıştır. Süheyl Ünver’in tespitlerine göre; alay, 1026 kişiden oluşmaktaydı. Alaya çok yaşlı olması sebebiyle Konya’ya Çelebi Efendi makamına vekâlet etmesi için bırakılan Bursa şeyhi dahil olmak üzere, şeyhleriyle birlikte kırk yedi Mevlevihane iştirak etmiştir.

Mevlevîhanelerden gelen gönüllü sayısı da muhteliftir. Alaya en fazla gönüllü 138 Mevlevi ile İstanbul Yenikapı Mevlevîhanesi’nden katılmıştır. Kıbrıs gibi intikali zor veya düşman işgaline uğramış Mevlevîhaneler dışında Anadolu’nun hemen hemen her tarafından Mevlevi şeyhleri önderliğinde birer ikişer kişi de olsa alaya katılmıştır.

Mevlevi Alayı’na katılan Mevlevîhaneler, şeyhleri ve katılım sayısı şöyledir:

Mevlevihane İsmi Mevlevihane Postnişini  Katılan Mevlevi Sayısı
Konya Veled Çelebi Efendi 110
Karahisar Celaleddin Çelebi 63
Manisa Celaleddin Efendi 15
Halep Ahmed Remzi Dede 28
Bursa Şemseddin Efendi 67
Yenikapı Abdülbâki Efendi 138
Kasımpaşa Seyfeddin Efendi 5
Gelibolu Burhaneddin Efendi 7
Kastamonu Amil Çelebi Efendi 29
Edirne Selahaddin Efendi 38
Ankara Nuri Efendi 25
Denizli Hasan Ali Efendi 11
Tire Hayrullah Efendi 46
İzmir Nuri Efendi 40
Eskişehir Şemseddin Efendi 15
Bahariye Nazif Efendi 9
Aydın Sakıb Efendi 2
Bilecik Bahauddin Efendi 2
Karaman Veled Çelebi 9
Beyşehir Arif Çelebi 4
Sivas Reşid Çelebi 15
Antep İsmail Hakkı Çelebi 9
Kilis Ahmed Sabuhi Efendi 31
Erzincan İbrahim Efendi 32
Samsun Hacı Emin Efendi 38
Maraş Selim Efendi 13
Antakya Mehmet Şah Efendi 8
Çankırı Hasib Efendi 33
Üsküdar ? Çelebi Efendi 4
Muğla Cemaleddin Efendi 13
Burdur Fehmi Efendi 2
Amasya Hüsameddin Efendi 2
Kütühya Sakıb Efendi 11
Lazkiye Ragıb Efendi 1
Çorum Hüsameddin Efendi 5
Eğridir Osman Nuri Efendi 2
Kayseri Hüsameddin Efendi 3
Urfa Hüsameddin Efendi 5
Trabluşşam Şefik Efendi 3
Humus Abdurrauf Kamil Efendi 4
Niğde Hüsameddin Efendi 10
Kudüs Adil Efendi 5
Galata Ahmed Efendi 9
Islahiye  ? 10
Şam Said Efendi 32
Ulukışla  ? 4
Mevlevî Olmayanlar Şeyhler 8
Sıhhiye Efradı 8

Şam’da bulunan Dördüncü Ordu emrine verilen alay mensuplarına zaman zaman yürüyüş ve atış talimleri yaptırılmış fakat tam bir savaş eğitimi almadıkları ve tabiatlarının da buna uygun olmadığı düşünülerek cepheye gönderilmemişlerdir. Cepheye gitmeyen Mevlevi gönüllüleri hem merkez karargâhta hem de bazı birliklerde çeşitli görevler yapmışlardır. Bu görevlerden belki de en mühimi gönüllü Mevlevîlerin lojistik ve sıhhiye hizmetleri yanında askerlere moral desteği vermeleridir. Mevleviler Şam’da kaldıkları yaklaşık üç sene zarfında, dergâhlarında olduğu gibi semâ törenlerine ve mûsikî ziyafetlerine devam etmişler, halkın ve askerlerin maneviyatlarını yüksek tutmaya çalışmışlardır.

Mısır’daki İngiliz ordusuna karşı Filistin’i ve Kudüs’ü savunmak ve aynı zamanda Kanal Harekâtı’na da komuta etmek üzere Dördüncü Ordu Kumandanlığına atanan Cemal Paşa hatıralarında Mevlevi Alayı hakkında şunları yazmaktadır:

“İstanbul’dan hareketimizden otuz altı saat sonra Konya’ya varmıştık. Veled Çelebi Hazretleri ile tanıştım. Bir gönüllü müfrezesi ile Mısır seferine iştirak edecek olurlarsa ordunun, Hazret-i Mevlânâ’nın ruhaniyetinden istifade edeceğini söz arasında söylemiştim. Benim hareketimden bir müddet sonra kendisi “Mevlevi Gönüllü Alayı” adlı askerî bir birlik tertip ederek Suriye’ye geldi. Uzun süre Suriye’de bana refakat etmekten geri durmadığı gibi, maiyetine aldığı Türk gençlerinden meydana gelen ordu, muhtelif hususlarda pek çok hizmet gördü. Çeşitli kolordularımı ve diğer birliklerimi Çanakkale, Bağdat ve Bitlis bölgelerine gönderdikten sonra nihayet öyle bir hâle geldim ki, elimde Türk birliği olarak Şam’da bulunan Mevlevi Alayı ile ordu karargâhı için Dobruca gönüllülerinden teşkil ettiğim bir piyade bölüğünden başka hiçbir şey bulunmuyordu.”

Kurmay Binbaşı Vecihi Bey de Filistin Cephesi ile ilgili anılarında Mevlevi Alayı’ndan şöyle bahseder:

“…Halep’te bulunan İkinci Ordu’nun Yıldırım Orduları Grubu’nun imdadına yetişebilmesi için yeterli kuvveti yoktu, birkaç yerli jandarma taburundan başka elinin altında iki taburu ve bir Mevlevi Alayı vardı. Fakat alayın Şam’da kalan mensupları askerî ve savaşçı bir birlik olmaktan çok müzisyenlerden oluşan bir zevk ve eğlence kıtası idi. Şam’da bulunduğum zaman birkaç ziyafette dedelerin ney ve tambur âhenklerini dinlemek bana da nasip olmuştu.”

Yedek subay Gönenli Abdullah Cevdet ise Şam’da bulunan Mevlevîlerle ilgili şunları nakleder:

“Hicaz’a sevk olan askerlerle 14 Temmuz 1916 akşamı Şam’a geldik. Hamidiye Çarşısı içinde bulunan Mevlevi Alayının 2. bölüğüne misafir olduk. Şam’dan ayrılıncaya kadar burada ikamet ettik. Şam’ı gezip dolaştıktan sonra tekkeye gelen askerler, burada ücretsiz olarak yemek yiyorlar ve akşamlan yatmaya geliyorlardı. İsteyenler binanın avlusunda bulunan havuzda banyo yapıyorlardı. Misafirliğimizin on beşinci gününde 29 Temmuz Cumartesi günü Mevlevi Mülâzım-ı sânî (teğmen) Arif Efendi tekkeye gelerek sevk olunacaklarını söyledi fakat iki gün sonra Ramazan Bayramı olduğu için Cemal Paşa’nın emri ile şevkleri ertelenmişti.”

Mevlevi Alayı Şam’da kaldığı süre içinde her ne kadar harbe iştirak etmemiş ise de yukarıda ifade ettiğimiz gibi ordunun maneviyatını canlı tutmak hususunda aktardığımız hatıralardan da anlaşılacağı üzere önemli bir vazife ifa etmiştir.

Mevlevi Alayı Komutanı Veled Çelebi’nin “Erenler Gönüllüsü” dediği alayı hakkında yazdığı ve Halep Maarif Müdürü Nezih Bey tarafından Acemaşiran makamında bestelenen, on yedi dörtlükten oluşan şu manzume, hem Mevlevi Alayı’nın hâlet-i rûhiyesini yansıtması hem de diğer askerlere moral olması açısından dikkat çekicidir:

Tanrının askerleri
Erenler gönüllüsü
Molla Hünkâr erleri
Erenler gönüllüsü
Bunlar cunûdullahtır
Bunlar işe agâhtır
Nucûm u şems u mûhtır
Erenler gönüllüsü
Düşmüşler cümle yola
Bakmazlar sağa sola
Nasib olmaz her kula
Erenler gönüllüsü
Allah dedikçe birden
Ses gelir gökten yerden
Öcün alır kâfirden
Erenler gönüllüsü
Hakk’tan Hakk’a giderler
Hakk’tan gayri niderler
Gönüller fethederler
Erenler gönüllüsü
Çalınsın ney ü kudüm
Anlasın ehl-i rüsum
Toplansın bil’umum
Erenler gönüllüsü
Çoktan ikrar vermişler
Bunlar Hakk’a ermişler
Uzun yola girmişler
Erenler gönüllüsü
Şam’a kılmışlar sefer
Şems hakkı isterler
Elbet murada ererler
Erenler gönüllüsü
Kelâmın kes Veled
Bilindi sırr-ı Ahad
Oldu Hakk’tan müeyyed
Erenler gönüllüsü

Mevlevi Alayı mensuplarından Hüseyin Hüsnü Efendi bir kısmını aşağıya aldığımız, “Mevlevi Ordusu İçin Marş” başlığı ile, Mevlevi Alayı’na bir marş dahi yazmıştır:

Hep Celaleddin Rum (i) evlâdıyız vecd âveriz
Biz zafer ahengini tasvir-i neyden dinleriz
Azmimiz semt-i cenuba Mevlevi askerleriz
Korkmayız kol kuvvetinden manevî cengâveriz
Arş nusratta bütün âvize-ipûr lemâdır
Nisbet aldık şah-ı mânâdan fedai erleriz.

Başlarında sikkeleri ellerinde silahlarıyla cepheye koşan Mevlevi dervişleri, harbe katılmamakla birlikte, geri hizmetlerde ve askerin maneviyatının artırılmasında önemli bir görevi yerine getirmişler, bu esnada alay mensuplarından bazı yaşlı ve hasta dervişler vefat etmiştir. Suriye bozgunundan sonra ordunun kuzeye çekilmesi ile birlikte üç seneye yakın kaldıkları Şam’dan ayrılan alay mensubu Mevlevi şeyhleri ve dervişleri tekrar Mevlevîhanelerine dönmüşlerdir.

Dergâhlarına dönen Mevleviler Birinci Dünya Savaşı’nı müteakib Anadolu’yu işgale çalışan düşmanlara karşı Kurtuluş Savaşı’nda da vatan savunmasında gerek maddî gerekse manevî katkılarını ortaya koymuşlar, zaman zaman bulundukları bölgelerden topladıkları nakdî yardımları Ankara’ya göndermişler, başta Mevlânâ Dergâhı Postnişini Abdülhalim Çelebi olmak üzere birçok Mevlevî şeyhi Atatürk’ün yanında bulunmuşlardır.

KAYNAKLAR:

Rusuhi BAYKARA, “Birinci Harb-i Umumî’de Mücâhidîn-i Mevlevîyye Alayı”

Yeni Tarih Dünyası, Ekim 1953, C. 1, Sayı: 3.

Nuri KÖSTÜKLÜ, “Vatan Savunmasında Gönül Erleri: Mücâhidîn-i Mevlevîyye Alayı”, X. Milli Mevlânâ Kongresi (Tebliğler), 2-3 Mayıs 2002, Konya 2002, s. 213-226.

CEMAL PAŞA, Hatıralar, Çağdaş Yayınları, İstanbul 1997.

Veled Çelebi İZBUDAK, Hatıralarım, Türkiye Yayınevi, İstanbul 1946.

Sezai KÜÇÜK, Mevlevîliğin Son Yüzyılı, Simurg Yayınları, İstanbul 2003.

KONYA MEVLÂNÂ MÜZESİ ARŞİVİ.