SABAH DUASI

Şiir ve Din-2

SABAH DUASI

Kur’an-ı Kerim’de bir surenin adı “şâirler” suresidir. 26. sure Şuarâ suresi olarak bilinir. Burada şâirlere pek olumlu gözle bakılmaz. Her sınıf insan gibi, elbette şâirlerin de iyisi vardır, kötüsü vardır. Burada iyilik ve kötülüğün ölçüsü şudur: İslâm dinine, Allah imancına, Hz. Peygamber’e duyulan saygı ve sevgi veya onlara gösterilen düşmanlıktır. Ayrıca ahlâka uygunluk durumudur.

Şuara suresinin 224- 226. ayetlerinin meali şöyledir:

“Şeytana uyan şâirlere, yoldan sapmışlar uyarlar / Bu şâirler her vadide boş hayaller içinde şaşkın şaşkın dolaşırlar. / Onlar, yapmadıkları şeyleri söylerler, her şeyi abartarak anlatırlar.”

Bu ayetlerde şâirlerin kötülendiği görülür. Bunun sebebi, câhiliye devrinde şâirlerin çoğunun olmayan şeyleri söylemeleri, bir gerçeğe bin yalan katmalarıdır. Aşırılığa ve abartıya kaçmalarıdır.

Nitekim bir sonraki ayette bu olumsuzlukların dışında kalan şâirler istisna edilir ve denilir ki:

Ancak iman edip iyi ve yararlı işler yapan, Allah’ı çokça anan, haksızlığa uğrayıp hicve maruz kaldıkları zaman kendilerini savunan şâirler bunun dışındadır.” (Şuara, 26/227)

Kimdir bu istisna tutulan şâirler? Bunlar İslâm’ı savunan, bu dine yöneltilen hicivlere, sövgülere şiirleriyle cevap veren inanmış şâirlerdir. Abdullah b. Revâha, Hassan b. Sâbit, Kâ’b b. Malik, ve Kâ’b bin Züheyr gibi.

O Ka’b bin Züheyr ki önceleri Peygamberimize düşmandı. Sonra Müslüman olup Hz. Peygamber’i öven bir kasîde yazdı. “Bânet süâdü” diye başlayan bu şiir “Kasîde-i Bürde “ adıyla meşhurdur. İsmini de şuradan alır: Ka’b bu bu şiirini okurken Resulüllah Efendimiz çok duygulanmış ve üzerindeki yemen hırkasını, yani bürdeyi çıkarıp Ka’b’ın omuzlarına atmıştır.

Ka’b bu hırkayı şiirinin gücü, hikmeti ve büyüsüyle kazandı. Bu değerli hâtıra elden ele dolaştı. Nihâyet Topkapı sarayındaki Mukaddes emânetler bölümündeki yerini aldı. Buraya aynı zamanda Hırka-i Saâdet denir.

Demek ki kötülenen bizzat şiirin kendisi değildir. Hikmet dolu şiirler de vardır. Sevgili Peygamberimiz: “Şiirin bir kısmı hikmettir” buyurur.

*

Cahit Sıtkı Tarancı’nın “Sabah Duası” başlıklı bir şiiri var. Bu dua öyle bildiğimiz, süslü kelimelerden oluşmuyor. Gayet sade, samimi, içten geldiği gibi bir sesleniştir. Sıradan, inanmış bir insanın duyguları şeklindedir. Özentiden uzaktır ve yaşama sevinci ile doludur. Cahit Sıtkı şöyle diyor:

Sen doğmana bak güzel gün
Gözümü alan aydınlık
Dağlar seninle heybetli
Ovalar seninle sonsuz.

Şükür sayabildiğime
Şehrimin bacalarını
Duası anacığımın:
Her bacada duman gerek.

Bir neşedir ağaçlarda
Yaprak yaprak ışıldayan
Uçan kuşa güle güle
Gönlüm kanatlarındadır.

Artık ayırd ediyorum
Fabrikayı mezardan
Meydan şimdi meydan oldu
Yollar şimdi yola benzer.

Kulak ver ne mûsikidir
Her doğan günle beraber
Şehirden gelen uğultu
Dinlemeye doyamadığım.

Dilerim Ulu Tanrı’dan
Bu mübârek sabah vakti
Okula giden çocuğa
Zihin açıklığı versin.

İşçisine memuruna
Cümlesine cesâret sabır
Açılan pencerelere
Kalkan kepeneklere selam.
Sen doğmana bak güzel gün

Gözümü alan aydınlık
Trenler seninle gider
Vapurlar seninle gelir
Senden her beklediğimiz.

Ziya Osman Saba’nın “Sebil ve Güvercinler” isimli bir şiiri var. İsmi de çok hoş.

Sebil: Burada “selsebil” anlamındadır. Selsebil: Yekpare mermerden ince bir işçilikle oyularak yapılan çeşme aynasıdır. Bir duvara yerleştirilir. Üzerinde küçük, zarif çıkıntılar şeklinde su yalakları bulunur. Sebilde sürekli akan su, en üstteki yalaktan aşağıdakilere döküle döküle iner. Bu sırada tatlı ve dinlendirici bir ses çıkarır. Ayrıca çevreye serinlik verir.

Güvercin, sevimli bir kuş türüdür. Hz. Peygamber’in hicret yolculuğu malûm. O sırada saklandığı mağaranın önüne bir güvercinin yuva yaptığı hikâye edilir. Bu yüzden güvercin yarı kutsal sayılır.

Bir su kaynağı düşünün; güvercinler oraya topluca su içmeye geliyorlar. Bu sırada süzülmeleri, çırpınmaları, takla atmaları hoş bir görüntü oluşturur. Hele bu hadise bir sebilin şakırdayan sularında olursa, daha da hoş bir görünüm verir.

Ziya Osman Saba’yı dinleyelim:

Çözülen bir demetten indiler birer birer,
Bırak, yorgun başları bu taşlarda uyusun.
Tutuşmuş ruhlarına bir damla gözyaşı sun,
Bir sebile döküldü bembeyaz güvercinler…

Nihayetsiz çöllerin üstünden hep beraber
Geçerken bulmadılar ne bir ot ne bir yosun,
Ürkmeden su içsinler yavaşça, susun, susun!
Bir sebile döküldü bembeyaz güvercinler…

En son şarkılarını dağıtarak rüzgâra,
Beyaz boyunlarını uzattılar taslara…
Bir damla suya hasret gideceklermiş meğer.

Şimdi bomboş sebilden selviler bir şey sorar,
Hatırlatır uzayan dem çekişleri rüzgâr
Mermer basamaklarda uçuşur beyaz tüyler.