SELÇUKLULAR DEVRİNDEKİ İLME GENEL BİR BAKIŞ – Ramazan ŞEŞEN

III. ULUSLARARASI MEVLÂNA KONGRESİ

SELÇUKLULAR DEVRİNDEKİ İLME GENEL BİR BAKIŞ

Prof. Dr. Ramazan ŞEŞEN*

İslamiyetin doğuşuyla yeni bir toplum doğdu. Zamanındaki diğer toplumlar gibi, dine dayalı olan bu toplum kendisini organize etmek, ihtiyaçlarını karşılamak için ilmî çalışmalar başlattı. Önce Kur”ân-ı Kerîm ve Hz. Peygamber”in sünneti üzerinde yoğunlaşan bu çalışmalar kısa zamanda diğer alanlara yayıldı. Üç asır geçmeden Müslümanlar”a has din, dil, hukuk, tarih, edebiyat alanlarını kapsayan bir ilimler sistemi doğdu. Bunların her birinde “imam” denen ve otorite sayılan ilim adamları çıktı.
Bu ilimlerin yanında, eskiden beri Ortadoğu”daki ve Akdeniz dünyasındaki önemli merkezlerde faaliyet gösteren tıp-felsefe mekteplerinde okutulan felsefe, tıp, matematik, astronomi, kimya, fizik gibi ilimler vardı. Müslümanlar bu ilimlerin eğitimi yapılan mekteplere de sahip olmuşlardı. Kısa bir zaman içinde bu ilimlerin de önemini kavradılar. Bu ilimlerin eğitimini yapan topluluklarla yardımlaşarak, bu konularda yazılmış eserleri tercüme etmeye başladılar. Abbâsîlerin ilk devrinde Yunanca”dan, Süryanice”den, Pehlevîce ve Sanskritçe”den bu konulardaki pek çok eseri Arapça”ya tercüme ettiler. Kendileri de bu konularda değerli eserler yazdılar. İslam tarihinin ilk üç asrı sonunda bu konulardaki ilimler de İslâm dünyasında teşekkül etti. Bu ilimlere “eskilerin ilimleri = ulum el-evâil”, “eski ilimler = el-ulum el-kadime”, “ulûm el-kavm” gibi adlar verdiler. Felsefe konusunda Eflatun, Aristo, matematik konusunda Öklid, Arşimed, tıp konusunda Hipokrat, Galinos, astronomi, coğrafya konusunda Batlamyus gibi eski yunandan beri kabul edilen otoriteler vardı. Tercüme-telif faaliyeti sonucu, bunlara el-Harezmî, el-Kindi, Huneyn b. İshak, Sabit b. Kurra, el-Battânî, Ebû Bekr el-Râzî, el-Fârâbî, İhvan el-Safâ, İbn Sinâ gibi yeni otoriteler eklendi.
İslâm tarihinin ilk dört asrında yani 1000 tarihlerine kadar, gerek Müslümanlara has din, dil, edebiyat, tarih ilimlerinde, gerek eski milletlerden tercüme yoluyla devralınan ilimlerde İslâm dünyası yüksek bir seviyeye ulaşmıştı, bu konulardaki otoriteler oluşmuştu. İslâm dünyası bu konuda bir doyum noktasına gelmişti. Toplum durağan olduğu, fazla değişmediği için yeni ihtiyaçlar çıkmıyordu. Buna paralel olarak ilk asırlarda ilimlerde görülen hızlı gelişme çok yavaşlamıştı.
İşte Selçuklular İslâm tarihinin böyle bir devresinde ortaya çıktılar. Ortaçağ toplumlarını iyi tanımayan bazı doğulu ve batılı ilim adamları bahsettiğimiz ilimlerdeki duraklamayı Selçuklular”ın çıkışına bağlarlar. İlimden anlamayan Türkler”in hakimiyeti sonucu İslâm dünyasında ilimlerin gelişmesinin durduğunu söylerler. Halbuki, bahsedilen duraklama Selçuklular”dan önce başlamıştı. Selçuklular”ın hakim olmadığı bölgelerde de görülmüştür.
Şu hususa işaret etmek gerekir ki, Türklerin ilimden anlamadığı hakkındaki peşin hüküm Selçuklular”la ortaya çıkmış değildir. Daha 950 yılı civarında yaşayan Endülüslü alîm İbn Cülcül Tabakât el-etıbbâ adlı eserinin sonunda “Bildiğim kadar meşhur filozoflar ve tabibler hakkında bilgi verdim. Şimdi, artık doğu ülkelerinde böyle değerli kişiler yetişmiyor. Zira, o ülkeler Deylemlerin ve Türkler”in idâresi altındadır. Onların yanında ilmin değeri yoktur. Hakîmler hükümdarı hikmeti seven devletlerin ortaya çıkmasıyla yetişirler” der.1 İbn el-Esîr (ölm. 1233), Kutalmış b. Arslan Yabgu b. Selçuk”un ölümünden bahsederken “Hayrettir ki, bu Kutalmış Türk olmasına rağmen astronomi – astroloji ilmini, eski ilimleri iyi bilirdi. Sonra, çocukları da bu eski ilimleri tahsil etmişler, bu ilimlerle uğraşanları himaye etmişlerdir. Bundan dolayı dinlerinde töhmete uğramışlardır.” der.2 İmadeddin el-Kâtib el-Isfahânî (ö. 1201) de Mısır”daki Fatımî Hilâfet Sarayı”ndan miras kalan kitapların satılmasından sözederken, Kahire valisi ve sarayağası Bahâeddin Karakuş el-Esedî için “O Türktü. Kitaplardan anlamazdı.” ifadesini kullanır3.
Bizce bu iddialar peşin hüküm sonucu söylenmiştir. İbn el-Esîr”in ifadesi bir dereceye kadar İbn Cülcül”ün iddiasını geçersiz kılmaktadır. İbn Cülcül zamanında Tükler arasından el-Fârâbî gibi büyük bir filozof çıkmış, Aristo”dan sonra en büyük filozof kabul edildiği için, kendisine İkinci Muallim” unvanı verilmişti.
Gerçekte İslâm dünyasındaki ilmî gelenek bir devamlılık göstermiştir. Zaman zaman siyasî krizler, göçebelerin hareketleri geçici olarak ilimde ve ilmî kurumlarda kriz devreleri yaşanmasına sebep olmuş, fakat, pek geçmeden ilmî ve kültürel yeni atılımlar başlamıştır.
Bir toplumun ilmî ve medenî atılım yapabilmesi için başlıca dört şeyin gerçekleşmesi gerekir. Birincisi şehir hayatının gelişmesi lazımdır. Gelişmiş şehir hayatı olmayan yerde ilim ve medeniyetten bahsedilemez. İkincisi uzunca iç barış olmalı. İç barış olmayan yerde umran meydana gelmez. Üçüncüsü toplum dışa açık olmalı. Kapalı toplumda gelişme olmaz. Dördüncüsü ilmin gelişebilmesine hizmet edecek devamlı kurumlar olmalı.
Selçuklular”ın Ortadoğu”ya geldiği ilk sıralarda İran, Irak, Şam bölgelerinde, Güneydoğu Anadolu”da gelişmiş şehir hayatı vardı. Anadolu”da ise şehir hayatı gelişmemişti. Halkın çoğu göçebe Türkmen kabilelerinden meydana geliyordu. Bunların önemli bir kısmının yerleşik hayata geçmesi için bir asır geçmesi gerekti. Ancak, II. Kılıç Arslan zamanında Anadolu şehirleri gelişti.
Selçuklular”da uzun iç barış dönemi hiç yaşanmadı. Melikşah, II. Kılıç Arslan, Alâeddin Keykubad, oğlu Keykavus dönemleri dışında ülke iç kavgalarla çalkalandı. Buna dışta, batıda Bizans”ın ve Haçlılar”ın, Kafkasya”da Gürcüler”in, Orta Asya-Horasan”da Karahitaylar”ın, müslüman olmamış Oğuzlar”ın, devletin içinde Batınîlerin (İsmaililerin) Selçuklularla devamlı mücadelesi eklendi. Zaman zaman göçebeler isyan ettiler.
Selçuklu toplumu, bilhassa Anadolu Selçuklular”ı Horasan, İran, Irak, Şam bölgeleriyle devamlı ilişki içinde oldular. Anadolu Selçuklu dünyasını besleyen ilim, sanat, edebiyat adamlarının önemli bir kısmı bu bölgelerden geldiler. Anadolu”dan bu bölgelerdeki medreselere ilim tahsil etmek için talebeler gitti. Buna karşılık Bizans”la böyle bir ilim, edebiyat, sanat alış-verişi olmadı. Hemen hemen Bizanslılar”a ait hiçbir eser tercüme edilmedi.
Selçuklular devrindeki ilmî kurumlara gelince, Selçuklular”ın bu konudaki en büyük hizmetleri medrese ve hanikah kurumlarını geliştirmeleri, yaygın hale getirmeleri olmuştur. Bu iki kurum Selçuklular”dan önce ortaya çıkmıştı. Fakat, bunları Selçuklular yaygın hale getirdiler. Bu iki kurum daha çok din ilimleriyle, Arapça”nın öğretildiği yerlerdi. Asıl gayeleri din adamı yetiştirmekti. Diğer ilimlere ikinci derecede önem veriyorlardı. Hanikah (tekke) mutasavvıfların ve medreseler fakihlerin kaldıkları, eğitimlerini yaptıkları kurumlardı. Genellikle iki kurumda yapılan eğitim birbirine benziyordu.
Medrese ve hanikahın yaygınlaşmasına karşılık rasadhaneler Selçuklular zamanında sadece Melikşah tarafından Isfahan”da ve Sencer tarafından Merv”de kuruldu. Alamut”ta da bir rasadhane vardı. Hastahaneleri yaygın hale getiren ise Nureddin Mahmud b. Zengî (ölm. 1174)”dir. Bu kurum XIII. yüzyılda Anadolu”da da yaygınlaşmıştır.
Yukarıda, İbn Cülcül”ün Türkler hakkındaki sözünün hatalı olduğuna işaret etmiş, el-Fârâbî”yi örnek vermiştik. Deylemlerden olan Azudüddevle 368/978 yılında Bağdad”ta kendi adına nisbet edilen büyük bir hastahane tesis etmiştir. Bu hastahanede zamanın en ünlü ilim adamlarını görevlendirmiştir. Ebû Cafer el-Hâzin (ö. 960), el-Sûfî (ö. 986), Ebû Sehl el-Kûhî (ö. 988), Ebü”l-Vefâ el-Bûzcânî (ö. 988) bu devirde çalışmalarını yapmışlardır. İbn Sîna (ö. 1037), el-Bîrûnî (ö. 1040 civarı) bu devirde yetişmişlerdir.
Diğer taraftan, günümüze gelen yazmaların büyük kısmı Selçuklular devrinde ve daha sonraki asırlarda istinsah edilmiştir. X. asırdan önceye ait yazma çok azdır. XII. asırdan sonra ise yazma sayısı birden artar. XVII. asra kadar devamlı artış gösterir. Bu husus Selçukluların gelişiyle ilmi geleneğin kesilmediğini, hatta daha da artarak devam ettiğini gösterir. Ömer Hayyam ve arkadaşları, İbn Sînâ”nın talebeleri bu devirde yaşamıştır. Eserlerini bu devirde yazmışlardır. Yine bu devirde vezir Nizamülmülk taraffından Bağdad, Nisabur, Isfahan, Musul gibi önemli şehirlerde Nizamiye medreseleri açılmış, bunları başkaları takibetmiştir. Nisabur Nizamiye Medresesi”nde Ebü”l-Meâlî el-Cüveynî (ö. 1085), Bağdad Nizamiye Medresesi”nde Ebû İshak el-Şîrâzî (ölm. 1083) ile el-Gazzâlî (ö. 505/1111) ders vermişlerdir. Vezir Nizamülmülk de bir ilim adamıydı.
Bundan başka, Melikşah 476/1083 yılında Isfahan”da büyük bir rasathane kurdu. Bu rasathanede Ömer el-Hayyam (ö. 1131), Ebû Hâtim el-İsfizârî (ö. 1115 civarı) ve arkadaşları gözlemler yaptılar. Zîc-i Melikşâhî ile Celâlî takvimini hazırladılar. Bu takvim güneş yılına göre hazırlanmıştı. En mükemmel takvimlerden biriydi.4 Hayyam ile İsfizârî çok değerli iki alimdi. İkisi de birer Arşimed terazisi yapmışlardır. Hayyam, İbn Sînâ gibi bir düşünür ve alim kabul edilirdi. İyi bir matematikçi, astronom, fizikçi ve felsefeciydi. Maalesef fazla eser yazmamıştır. Onun felsefesini Rubailer”i çok güzel yansıtır. Biz bundan önce, “Sultan Sencer”in Muhitinde Yaşayan Felsefeciler, Matematikçiler, Tabibler” adlı bir çalışma yapmıştık. O çalışmamızda Hayyam, İsfizârî, Ebü”l-Feth Abdurrahman el-Hazinî (ö. 1122″den sonra), el-Harakî (ö 1158), Omar b. Sehlan el-Sâvî (ö. 1145), el-Şehristânî (ö. 1153), Zeynüddin İsmâil el-Cürcânî (ö. 1136″dan sonra), Aynü”l-Kudat el-Hemedânî (ö. 1131), Zahîreddin el-Beyhakî (ö. 1170) gibi devrin önemli âlim ve felsefecilerinden bahsetmiştik. el-Hâzinî, Sultan Sencer adına el-Zîc el-muteber el-Sencerî”yi ve Mizan el-hikme adlı eserlerini yazmıştır. Mîzan el-hikme İslâm dünyasında teraziler üzerine ya-zılan en önemli eserdir. Zeynüddin el-Cürcânî tıp sahasında değerli eserler yazmıştır. Bunlar arasında farsça Zahîre-i Harezmşâhî adlı büyük tıp kitabı hak-lı bir şöhret kazanmıştır. Bu devrin önemli ilim adamları arasında Rağıb el-Isfahânî (ö. 1108), Selçuklu Sultanlarının tabibi Ebü”l-Berakât Hibetullah b. Malkâ (ö. 1165) vardır. İbn Melkâ, İbn Sînâ”nın Kitab el-Sifâ”sındaki pek çok görüşünü Kitab el-mu”teber adlı felsefe kitabında tenkit etmiştir.
Yine bu devirde Bağdad ve Isfahan”da yaşayan el-Bedî el-Usturlâbî (ö. 1139) İsfahan rasathanesinde gözlemler yapmış, el-Zîc el-Mahmûdî adlı eserini yazmıştır. Bu zat astronomi aletleri yapmayı iyi bilirdi. el-Hocendî”nin icadettiği “el-âlet el-şâmile”yi düzeltmiştir. Astronomi sahasında küçük, fakat değerli risaleleri vardır.5
Bu devirde Mağrib”ten gelen iki yahudi alim önemlidir. Bunlardan biri Samu”el b. Yahya”l-Mağribî (ö. 570/1175 civarı), diğeri Ebü”l-Hakem el-Mürsî”dir. Bunlar müslüman olmuştur. Samu”el Merağa”da Azerbaycan atabeyleri, Ebü”l-Hakem Bağdad”ta Selçuklu sultanları hizmetinde çalışmıştır.Samu”el cebir ve tıp sahasında değerli eserler yazmıştır. Bunlar arasında el-Minber fî misâhat ecsam el-cevâhir el-muhtalita, el-Bâhir fi”l-cebr, Dikaçılı üçgen adlı eserleri önemlidir. el-Bâhir cebir sahasında en değerli kitaplardandır. Bir başka önemli matematikçi Ebü”l-Hakem”in talebesi de olan Samsatlı Necmeddin b. el-Serî b. el-Salah (ö. 548/1153)”tir. Artuklulardan Hüsâmeddin Timurtaş b. İlgâzî ile Nûreddin Mahmud b. Zengî”nin himayesini görmüş, matematik sahasında değerli kitaplar yazmıştır.7
XII. asrın ikinci yarısı ile XIII. yüzyılın ilk çeyreğinde Selçuklular, Zengiler, Eyyûbiler, Harezmşahlar devletleri sahalarında çok sayıda ünlü alim, felsefeci yetişti. Bunların arasında felsefe, kelam sahalarında Şihâbeddin Yahyâ b. Habeş el-Suhraverdî (ö. 587/1191), Fahreddin el-Râzî (ö. 1209), Seyfeddin el-Amidî (ö. 1233) en önemlileridir. Matematik sahasında ise Şerefeddin el-Tûsî (ö. 1210″dan sonra), Bedî el-Zaman b. el-Razzaz el-Cezerî (ö. 1206), Kemâleddin b. Yunus (ö. 1242) önemlidirler. Bunlardan Salahaddin el-Eyyûbî ve devri üzerine yazdığımız kitapta bahsettik.
Sihâbeddin el-Suhraverdî çok genç denecek bir yaşta idam edilmesine rağmen, İbn Sînâ derecesinde önemli bir felsefeci, bir çok felsefî eserin yazarıdır. İşrâkiyye (aydınlanma) felsefesinin kurucusu ve en büyük temsilcisidir. Başta Muhyiddin b. el-Arabî olmak üzere çok sayıda felsefeciye etki yapmıştır. Ondan sonra İslâm dünyasındaki felsefeciler meşşâîler, işrakîler olmak üzere başlıca iki mektebe mensup olmuşlardır. Fahreddin el-Râzî ile Seyfeddin el-Amidî ise kelam ilminin, din ile felsefeyi te”lifin en büyük temsilcileridir.8
Şerefeddin el-Tûsî ile Kemâleddin b. Yunus çağdaştır. Birbirlerinden faydalanmışlardır. Şerefeddin”in Bağdad, Musul, Hemedan, Haleb ve Dimaşk gibi merkezlerde bulunduğunu biliyoruz. Çok sayıda talebe yetiştirmiştir. Astronomi, matematik sahalarında büyük bir alimdi. Kitab el-muâdelât adındaki cebre dair eseri, diğer bazı risaleleriyle beraber Rüşdi Raşid tarafından 1986 yılında Paris”te yayınlanmıştır. Bu eserde üçüncü dereceden cebir problemlerini çözmüştür. Eser İslâm dünyasında cebir ilminin vardığı son noktadır.9 İbn el-Razzâz el-Cezeri ise otomat makineler üzerine İslâm dünyasında yazılan en önemli kitabı kaleme almış, Artuklulardan Amid sahibi Mahmud b. Muhammed b. Kara Arslan”a 1205 tarihinde sunmuştur. Bu eser Haleb ve Bağdad”ta yayınlanmış, İngilizce”ye tercüme edilmiş, Atilla Bir tarafından Türkçe bir değerlendirmesi yapılmıştır.10
Kemaleddin b. Yunus ise Musulludur. Bağdad”ta okumuştur. Zamanında bütün ilimlerde bir otoriteydi. İslâm dünyasının çeşitli yerlerinden matematik sahasındaki problemleri ona sorarlardı. Endülüs”ten, hatta Sicilya-Almanya İm-paratoru II. Frederich tarafından sorulan matematik problemlerine cevap vermiştir. Esîruddin el-Ebherî ünlü bir alim iken Musul”a gelmiş onun asistanlığını yapmıştır. Musul”a sırf ondan istifade için geldiğini söylemiş, onun el-Gazzâlî”den daha büyük bir bilgin olduğunu ifade etmiştir. Maalesef Ömer Hayyam gibi, o da fazla eser yazmamıştır. Günümüze matematik ve astronomi sahalarında bazı risaleleri gelmiştir. Bunlar orijinal çalışmalardır.11 Nûreddin Mahmud b. Zengî ve Salahaddin zamanlarında tıp ilminde önemli gelişme olmuştur. Bu devirdeki hastahanelerden, ünlü tabiblerden ve eserlerinden çeşitli çalışmalarımızda bahsettik. Burada şunu belirtmek gerekir ki; XIII. yüzyılda İslâm dünyası Moğollar-Haçlılar arasında kalmasına, ağır moğol darbesine rağmen ilmî ve kültürel açıdan hayret edilecek derecede verimli olmuştur. Bu verimlilik Moğol İlhanlılar ve Memluklarla devam etmiştir. XIV. yüzyılın ikinci yarısından sonra ilmî ve fikrî sahalarda bir gerileme görülür. Genellikle daha önceki alimlerin eserleri üzerine şerhler, haşiyeler yazılır. Sadece, Uluğbey ve etrafındaki bazı ilim adamları, İbn Haldun ve Takiyyûddin el-Râsıd bu konuda istisna teşkil ederler.
Anadolu Selçuklularında İlim:
Selçuklular devrindeki ilimden bahsederken Anadolu Selçukluları”nı ihmal etmemek gerekir. XI. asrın sonları ile XII. asrın ilk yarısında Anadolu”daki ilim hayatı hakkında hemen hemen hiç bilgimiz yoktur. Bu devirde Anadolu iç karışıklıklar içindeydi. Bizans ve Haçlı baskısı altındaydı. Halkın büyük kısmı göçebeydi, şehirler gelişmemiş, ilmin gelişmesi için bir sosyal ortam hazırlanmamıştı. Bununla birlikte bu sırada Anadolu”da kadılık, müftilik yapacak ilim adamları olmalıdır. Kutalmış oğlu Süleyman 1084 yılında Tarsus”u zaptedince Trablusşam sahibi İbn Ammar”dan kadı göndermesini istemişti. 1108 yılında I. Kılıç Arslan Abbâsî halifesine Kadı Ebû Saîd el-Herevî”yi elçi göndermişti.12 Bundan başka bu erken devirde Anadolu”ya gelen ilim adamlarından biri de Bedâyi el-sanâyi adlı kitabın müellifi Alâeddin el-Kâsânî (ölm. 1191)”dir. Bu zat Sultan Mesud tarafından Nureddin Mahmud b. Zengi”ye elçi gönderilmiş, görevini tamamladıktan sonra Haleb”te yerleşmiştir. Başka bir önemli fakih Ali b. Muhammed b. Hibetullah el-Buhârî (ö. 1169)”dir. Bu zat Konya kadılığı yapmıştır. 13
Aslında XII. yüzyılda Anadolu”da bulunan Türk devletlerinin başındaki hükümdarların çoğu ilimle ilgileniyorlar, ilmi koruyorlardı. Artuklu Beyleri, Danişmend Gazi ve oğulları, Erzincan”da Mengücek Oğulları, Kutalmış”ın torunları Anadolu Selçuklu sultanları ve prensleri mutaassıp kişiler değillerdi. Din adamları yanında felsefî ilimler ve tıp ile uğraşan ilim adamlarını da koruyorlardı. İçlerinden bazıları bu ilimlerle uğraşıyorlardı. İbn el-Esîr, Kutalmış hak-kında söylediklerine ilâve olarak II. Kılıç Arslan ve çocuklarının felsefî ilimlerle uğraşanları koruduklarına ve kendilerinin de bu ilimlerle uğraştıklarına işaret eder. Kılıç Arslan”ın oğlu Rükneddin Süleymanşah”tan bahsederken “Ülkenin işleriyle iyi meşgul olurdu. Yalnız, insanlar onun itikadının bozuk olduğunu, onun filozofların mezhebine inandığını söylerlerdi” der. Bu konuda bir fakih ile aralarında geçen tatsız bir olayı anlatır.14
İbn Bîbî de Süleymanşah”ın Şihabedddin el-Suhraverdî”nin fikirlerinin etkisinde kaldığını, onu arkadaş ve hoca edindiğini, felsefe konusunda araştırma yaptığını, el-Suhraverdî”nin Pertevnâme adlı eserini ona takdim ettiğini, Süleymanşah”ın bu eseri inceleyip sembol ve işâretlerini kavradığını söyler.15 I. Gıyaseddin Keyhusrev, Alâeddin Keykubad”ın da ilimle uğraştıklarını, alimleri himaye ettiklerini ifade eder. Gıyaseddin Keyhusrev, Haleb”e giden Mecdeddin İshak”ı geri çağırmış, Keykubad İbn Bibî ailesini, Mevlânâ”nın babasını, Muhyiddin el-Arabî”yi, Anadolu”ya gelen pek çok alim ve edibi himaye etmiştir. Bunun için Anadolu”da XIII. yüzyılda büyük bir ilmî, edebî kalkınma meydana gelmiş, bu hamle moğol himayesi ve beylikler devrinde de devam etmiştir. Bunun sonucu Türkçe bürokraside ve ilmî-edebî eserlerde kullanılmaya başlamıştır. Osmanlılar devrinde Türkçe”nin bu ilerleyişi devam etmiştir.
XII. yüzyılın sonları ile XIII. yüzyılda Anadolu”da ilmin ve edebiyatın gelişmesine yardım edecek medrese, hanikah, hastahane gibi kurumlar gelişmiş ve çoğalmıştır. Anadolu”da ilk medreseler Artuklular bölgesine yakın olan yerlerde tesis edilmiştir. Bildiğimize göre, Artuklulardan Mardin sahibi Necmeddin İlgâzî (ö. 1123) devrinde Mardin”de Emîneddîn ve Necmeddin medreseleri inşa edilmiştir. Bunu Danişmendli hükümdarı Nizameddin Yağıbasan”ın 546/1151 yılında Tokat”ta, 552/1157 yılında Niksar”da yaptırdığı Yağıbasan medreseleri, Kayseri”deki Külük Camii Medresesi takib etmiştir. Yağıbasan”ın kardeşi Melik Mehmed (ö. 536) de Anadolu”da ilmin gelişmesi, İslâm dininin yayılması için çok çalışmış, pek çok alimi hizmetine almıştır. Bunların başında yukarıda bahsedilen Kadı Ebû Saîd Abdülmecid b. İsmail b. Muhammed el-Kaysî el-Herevî (ö. 537/1143) vardır.16 Yağıbasan”ın yeğenleri Zünnun, Malatya emiri Zülkarneyn alimleri himaye ederlerdi. Ebû Saîd el-Mağribî Takvîm el-edviye adlı tıp kitabını Zülkarneyn”e ithaf etmiştir.17 Bu sırada Malatya”daki Süryaniler arasından da alimler yetişmiştir. Bunların başında Süryani Mihael (ö. 1199) vardır. Yukarıda bahsedilen medreselere, II. Kılıç Arslan”ın oğullarının ilk yıl-larında, 1193 yılında Konya”da inşa edilen Ali Gav, Kayseri”de inşâ edilen Hoca Hasan medreseleri takibeder. Rükneddin Süleymanşah devrinde 593/1196 yılında Konya”da inşâ edilen Altunaba Medresesi”nin vakfiyesi günümüze gelmiş ve neşredilmiştir.18 Maalesef, XII. asırda, hatta XIII. asrın ilk yarısında Anadolu”da tarih ve biyografiye dair eserlerin yazılmaması, Anadolu”da bu sıradaki ilmî ve kültürel hayatı öğrenmemizi engelliyor. Bu konuda bildiklerimiz komşu ülkelerin tarihçilerinin verdikleri kısa bilgilere, XIII. yüzyılın ikinci yarı-sında Anadolu”da yazılan bir kaç tarih kitabına, yeni zamanlarda Fuad Köprülü, A. Ateş, Abdülbaki Gölpınarlı, O. Turan, Cl. Cahen gibi araştırmacıların çalış-malarına, bazı arkadaşlarımızın yaptıkları yeni çalışmalara dayanmaktadır. Bun-lar arasında A. Ateş”in Anadolu-Türkiye kütüphanelerindeki yazmaların tanı-tılması üzerine yazdığı makaleler çok önemlidir.19
A. Ateş”in, Anadolu”da yazılan farsça eserlerle ilgili makalesinde Hubeyş el-Tiflisî (ö. 629/1232)”nin II. Kılıç Arslan adına yazdığıKâmil el-ta”bîrve türkçe tercümelerinden, Kânun el-edeb”ten, Kutbeddin Melikşah adına yazdığı Kifâyet el-tıbb adlı eserinden, Usul el-melâhim ve Beyan el-nücum adlı astroloji kitaplarından bahsedilir. Bundan sonra, Nizâmî-i Gencevî (ö. 1201 civarı)”nin Erzincan Mengücek hükümdarı Fahreddin Behramşah”a ithaf ettiği Mahzen el-esrar adlı mesnevisinden sözedilir. Bundan sonra, Sihâbeddin el-Suhraverdî”nin İmadeddin b. Kara Arslan için yazdığı al-Alvâh el-imâdiyye, Rükneddin Süleymanşah için yazdığı Pertevnâme gelir.
Bunlardan sonra, Muhammed b. Gâzî”nin Rükneddin Süleymanşah”a ithaf ettiği Ravzat el-ukul”den, dokuz sene sonra I. Keykâvus b. Keyhusrev”e ithaf ettiği Berîd el-saâde”den, XII. yüzyıl sonunda meydana getirilen Ebû Hanife Abdülkerîm”in rubailerinden, diğer iki Ankaralı şairin rubailerinden, Necmeddâye el-Râzî (ö. 1256)”nin 618/1221 yılında tamamladığı Mirsad el-ibâd adlı eserinden, Kâni”î”nin Kelile ve Dimne manzumesinden, Muhammed b. el-Huseyn el-Mu”înî, Sadreddin el-Konavî, Saîdeddîn el-Ferghânî, Kutbeddin el-Şîrazî, Ebû Bekr b. el-Zekî”nin bazı eserlerinden bahsedilir.20
Bunlardan sonra Fatih Kütüphanesi, nr. 5426″daki farsça mecmua tanıtılır. Bu mecmuada Omar b. muhammed b. Ali”nin Akâidü Ehl el-Sünne (mukaddimesinde o sıradaki Anadolu halkının astronomi-astrolojiye düşkün olduğu söylenir), Muhammed b. Ali”nin Risâle fî”l-cihât, Celaleddin Karatay”a takdim edilen Terceme-i medh-i fakr, Kayseri nazırı İbn Kemal”in Keşf el-akabe, Omar b. Ali b. Muhammed”in Der itikâd-i Ehl el-Sünne, Abdullah b. Muhammed b. Cafer b. Hayyan”ın Hidâyet el-ğabî adlı eserinin tercümesi, Ali b. Dusthuda el-Ankarî”nin Zikru mucizât el-Rasûl adlı eserleri yeralır.21 Bunlardan sonra yine Anadolu Selçukluları devrinde yazılan başka birkaç eserden bahsedilir. Cl. Cahen, O. Turan bunlara Anadolu Selçukluları”na dair yazdıkları eserlerde bazı ilaveler yaparlar.
XIII. yüzyıl başından itibaren Anadolu”da medreseler, hanikahlar çoğalmış, hastahaneler açılmıştır. Bu hastahanelerde çalışan tabiblerden Alaeddin Keykubad”ı tedavi eden Ferîdeddin Muhammed el-Câcermî, Bedreddin b. Harîrî, İzzeddin b. Hübel el-Mavsilî, Seyfeddin el-Nasrânî”den İbn Bibi sözeder.22 Bunlardan başka, Kılıç Arslan”ın çocuklarına hizmet eden tabibler arasında Urfalı Hasnun (ö. 615/1218), İbn Kerâyâ, İbn Meymun”un kızkardeşinin oğlu Ebü”l-Rızâ vardır.23
Bu asırda Anadolu”ya İran ve Horasan”dan, Mısır ve Şam”dan çok sayıda önemli ilim adamı gelmiştir. Bunların en önemlilerinden biri Abdüllatif el-Bağdâdî (ö. 1231)”dir. Abdüllatîf 1210 yılı civarında Mengücek Oğulları”nın merkezi Erzincan”a gelmiş, bazı aralıklar dışında, Erzncan”ın Alâeddin Keykubad tarafından 1231 yılında alınmasına kadar Fahreddin Behramşah”ın oğlu Alâeddin Davudşah”ın hizmetnde çalışmış, ona çok sayıda eser ithaf etmiştir. Onun tarafından büyük itibar görmüştür. Alâeddin Davudşah kendisi de ilimle meşgul olur, Abdüllatîf”e çok saygı gösterirdi. Abdüllatif”in bu sırada yazdığı eserler arasında el-Hikmet el-alâiyye, Bülğat el-hikme, Makale fî tedbîr el-harb, Makâle fî keyfiyyet istimal el-mantık vardır.24 Abdüllatîf, Hüseyin Çelebi, nr. 823″te bulunan mecmuadaki 11 eserini de bu sırada yazmış olmalıdır. Bu eserlerin sonlarındaki notlarda Erzincan için “Dar el-ilm Erzincan” ifadesi-ni kullanır.25 Bunlara ilave olarak, Manisa, nr. 1781/5, yap. 128b-158b“deki Künnaş fi”l-tıbb adlı eserin nüshasını Nureddin Ebû Yahyâ Zekeriyyâ b. Bilal b. Yusuf el-Merâğî Receb 619 tarihinde Abdüllatîf”ten Erzincan”da okunmuştur.26 Yine aynı yıllarda 1204 yılında Endelüslü ünlü mutasavvıf ve filozof Muhyiddin b. el-Arabî (ö. 1240) hacca giden Mecdeddin İshak”la Mekke”de tanışmış, onunla Anadolu”ya gelmiştir. Ölümünün sonlarına kadar zaman zaman Malatya ve Konya”da, zaman zaman Haleb ve Dımaşk”ta oturmuştur. Baş-ta Fütûhât el-Mekkiyye olmak üzere eserlerinin çoğunu bu sırada yazmıştır. Bu kitaplardan bir çoğunun müellif hattı veya müellife okunan nüshası Konya Yusuf Ağa Kütüphanesi”nde bulunmaktadır.27
Onun talebelerinden Afîfüddin el-Tilimsânî (ö. 1291), İsmail b. Savdikin, Saîdüddin el-Fergânî (ö. 1299) yine bu asırda hayatlarının önemli kısmını Anadolu”da geçirmişler, tasavvufa dair eserler yazmışlardır. Anadolu”daki tasavvufî düşünceye katkı yapmışlardır.
Mecdeddin İshak”ın eserleri hakkında bilgimiz yok. Fakat, oğlu Sadreddin el-Konavî (ö. 1273), Mevlânâ (ö. 1273) ile beraber Haleb ve Dımaşk medreselerinde okumuşlar, Muhyiddin b. el-Arabî”nin büyük etkisi altında kalmışlardır. Mevlânâ Mesnevî ve Divan-ı kebir, Fihî mâ fihî gibi hem edebî hem fikrî büyük eserler yazmıştır. Sadreddin de zamanında Mevlânâ gibi ünlü bir kişiydi, felsefe, tasavvuf sahalarında büyük bir alimdi. O eserlerini Arapça yazmıştır. Bunlar o zamanda Anadolu”daki fikrî seviyeyi yansıtan değerli kitap-lardır. Henüz basılmamışlardır. Onunla zamanın büyük alimi ve düşünce adamı Nasîreddin el-Tûsî (ö. 1274) arasında felsefî mektuplar teâtî edilmiştir.28 Bu sırada Nasîruddin el-Tûsî de zaman zaman Anadolu”ya gelmiş olmalıdır. Tahrîr el-Macastî adlı eserini Husâmeddin el-Hasan b. Muhammed el-Sîvâsî”nin tavsi-yesi üzerine daha Moğollar Anadolu”ya gelmeden önce yazmıştır.29 Ortaçağın en büyük botanikçisi İbn el-Baytar (ö. 1248) da bu devirde Anadolu”da araştırmalar yapmıştır.
625/1228 yılında Ahmed b. Sa”d b. Mehdî b. Abdüssamed el-Rekânî, Alaeddin Keykubad”a ithafen el-Latâif el-alâiyye fi”l-fadâil el-seniyye adında devlet idaresinden bahseden bir eser yazmıştır. Bu eserin müellif tarafından yazılan tek nüshası Aşir Efendi, nr. 316″da bulunmaktadır.30
XIII. yüzyılda hayatını İran, Anadolu, Irak arasında geçiren Esîruddîn el-Ebherî (ö. 1265)”den de bahsetmek gerekir. Felsefe, matematik, kelam sahalarında zamanının en yetkili kişilerinden olan bu zat Kemaleddin b. Yunus”un muidliğini yapmıştır. Necmeddin el-Kâtibî (ö. 1294)”nin hocasıdır. Îsagucî ve Hidâyet el-hikme adlı eserleri medreselerin başlıca ders kitaplarından olmuştur. Talebesi el-Kâtibî”nin el-Şemsiye ve Hikmet el-ayn adlı eserleri de aynı konu-larda ders kitaplarıydı. Son yıllarda bu iki büyük alimin eserlerinin yeni nüshaları bulunmuştur. Her ikisi de Nasîreddîn el-Tûsî”nin yakın arkadaşlarındandı.31
Bu asırda Anadolu”ya gelen başka bir önemli alim Siraceddin el-Urmevî (ö. 1283)”dir. 1198″de doğan bu zat Musul”da okumuş, sonra Anadolu”ya gelmiş, yıllarca Konya kadılığı yapmış, Konya”da ölmüştür. Mantık, felsefe, kelam, fıkıh konularında büyük bir alimdi. Matâli el-envar adlı mantık kitabı medreselerin ders kitaplarındandı. Bu zamanda Anadolu”ya gelen başka bir alim Afdalüddin el-Hunacî (ö. 650 civarı) idi. Bu zat Eyyubiler Devleti Sultanı el-Melik el-Kâmil tarafından Anadolu”ya gönderilmişti. Keykubad ve oğlu Keyhusrev devirlerinde Anadolu”daki fakihlerin reisiydi. Kelam, felsefe konularında eserler yazmıştır.32
Şuna da işâret etmek gerekir ki, medreselerde okunan ders kitapları genellikle XII-XIV. yüzyıllarda yine medreselerde yetişen alimler tarafından yazılmıştır. Kadirilik, Mevlevilik, Bektaşilik, Ahilik, Rufailik, Kalenderilik gibi meşhur tarikatlar da bu devirde ortaya çıkmıştır. Bu bakımdan Selçuklular devrindeki ilim ve ilmî kuruluşlar daha sonraki yüzyıllar üzerinde belirleyici olmuştur.
Son olarak şu noktaya da parmak basmak gerekir. Moğol istilası Anadolu”daki ilimlerin gelişmesine ve Anadolu”nun Türkleşmesine olumlu bir etki yapmıştır. Moğollar önünden kaçan pek çok ilim adamı, Türk boyu Anadolu”ya gelmiş ve Anadolu”da yerleşmiştir. Başta Mevlânâ”nın babası Bahaeddin Veled, Hacı Bektaş, İbn Bibi, Ahi Evren, Şems-i Tebrizî olmak üzere, yukarıda bahsedilen alimlerin önemli bir kısmı Moğol baskısı sonucu Anadolu”ya gelip yerleşmişlerdir. Hülâgu zamanında Merağa”da kurulan rasadhanede çalışan, daha sonra Tebriz”de yaşayan pek çok ilim adamının Anadolu ile ilgisi olmuştur. Zekeriyya el-Kazvînî, Kutbeddin el-Şirazî bu sırada Anadolu”ya gelmişlerdir.
Nasîruddin el-Tûsî”nin talebesi ve mesai arkadaşı olan Kutbeddin el-Şîrâzî (ö. 1310) bu sırada Sivas ve Malatya”da kadılık yapmış, ders vermiştir. Nihâyet el-idrak 681, 683 yıllarında Sivas”ta istinsah edilmiş ve müellife okunmuş nüshaları vardır.33
Başta Alâeddin Ata Melik el-Cüveynî olmak üzere, Moğollar devrinde yaşayan önemli görevliler Anadolu”da ilmin ve edebiyatın gelişmesine yardım etmişlerdir. İbn Bibi el-Evâmîr el-alaiyye adlı tarihini el-Cüveynî”nin teşvikiyle yazmıştır. Bunu başka Selçuknâme”ler takibetmiştir. Moğol himayesi devri Anadolu”da ilmin, Türklüğün ve Türkçe”nin gelişmesi, yeni şehirlerin, beyliklerin doğması devri olmuştur. Yunus Emre Anadolu”da bu devirde yetişmiştir. XIII. yüzyılda Anadolu”da çok sayıda kitap istinsah edilmiştir. Bunlardan bazıları çalışmalarımızda zikredilmiştir.34
Sonuç olarak, Selçuklular devri, slâm tarihinin duraklama devresinin bir parçası olmasına rağmen ilim, fikir ve edebiyat bakımından çok değerli kişilerin yetiştiği bir devredir. Bu devirde klasik devrin otoriteleriyle mukayese edilecek, ilme, felsefeye, edebiyata katkı yapan adamlar yetişmiştir. Fars edebiyatı altın çağını yaşamıştır. Medrese, hanikah, hastahane bu devirde yaygın hale gelmişlerdir. Bu devirdeki alimlerin yazdıkları eserler medreselerin ders kitapları olmuştur. Sonraki alimlerin şerhlerine, haşiyelerine temel teşkil etmiştir. Onlar bu sırada yazılan eserleri yorumlamışlardır. Selçuklu çağı olan XI. asrın ikinci ya-rısı ile XII-XIII. asırlar daha sonraki asırlara göre ilim, edebiyat, felsefe bakımından daha başarılıdır. XIV. asır ve daha sonrası sadece Türkçe”nin ve Türkçe eserlerin geliştiği asırlar olmuştur. Türkçe Osmanlılar devrinde ilim dili haline gelmiştir. Ayrıca, fütuvvet, Ahilik, Kadirilik, Rufailik, Kalenderiye, Mevlevilik, Bektaşilik, Yezidilik gibi tarikatlar ve akımlar Selçuklular devrinde ortaya çıkmıştır. Daha sonraki asırlardaki kültür hayatı üzerinde büyük etki yapmışlardır.
 
* Mimar Sinan Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi
1 İbn Cülcül, Tabakât el-etıbbâ, nşr. Fuad Seyyid, Kahire 1955, s. 116.
2 İbn el-Esîr, el-Kâmil fi”l-tarih, Beyrut 1979, X, 37.
3 el-Bündârî, Sena”l-Bark el-Şâmî, nşr. R. Şeşen, Beyrut 1971, I. 234.
4 H. Suter, “Celâlî takvimi”, İA, III, 59-60; EI2II, 408-410.
5 el-Kıftî, Tarih el-hukemâ, Mısır tabı, s. 224; Irşad el-erîb, XIX, 273-276; R. Şeşen, Muhtarat min el-mahtutat, IRCICA, İstanbul 1997, s. 316.
6 el-Kıftı, aynı eser, s. 142, 264-265; GAL, I, 488, S. I, 892; Muhtârât min el-mahtutat, s. 486.
 El-Kıftî, aynı eser, s. 279; GAL, I, 471, S. I, 857; Muhtarat min el-Mahtutat . . . , s. 102-103.
İA, IX, 645-646, X, 400-401, XI, 88-90; EI2I, 446, IV, 123-126, II, 770-773; GAL, I, 393-394, 437-438, 506-508, S. I, 678-679, 781-783, 914-924; R. Şeşen, Salahaddin Eyyûbî ve devri, ISAR, İstanbul 2000, s. 527-530, 536-538; Muhtârât min el-mahtutat, s. 489-492, 496, 650-658.
GAL, I, 472, S. I, 858-859; Ruşdî Râşid, Şharaf al-Dîn al-Tûsî oeuvres Mathematiques, Paris 1986; Salahaddin Eyyûbî ve devri, s. 546-547.
10 GAL, I, 497, S. I. 902-903; Sadettin Ökten, “el-Cezerî”, DİA, VII, 505-506; Salahaddin Eyyûbî ve devri, s. 546.
11  Vefeyat el-a”yan, IV, 396-401; GAL, S. I, 859; Salahaddin Eyyûbî ve devri, s. 538-540, 548; DİA, XX, 452-453; Muhtarat min el-mahtutat, s. 181-182.
12 Cl. Cahen, Osmanlılar”dan önce Anadolu”da Türkler, terc. eden: Yıldız Moran, İstanbul 1979, s. 247.
13 O. Turan, Selçuklular zamanında Türkiye, İst. 1971, s. 233; Salahaddin Eyyûbî ve devri, s. 432-433.
14  İbn el-Esîr, el-Kâmil, XII, 196.
15 İbn Bibi, el-Evâmir el-alâiyye, terc. eden Mürsel Öztürk, Ankara 1996, I, 44.
16 İbn Asâkir, Tarih Dimaşk, X, 223; İbn Kutluboğa, Tâc el-terâcim, s. 28; İA, III, 471; E. İhsanoğlu – R. Şeşen ve diğerleri, Osmanlı Astronomi Literatürü Tarihi, (OALT), nşr. E. İhsanoğlu, İstanbul 1997, I, naşirin girişi, s. 50.
17 İA, III, 475; OALT, giriş, s. 50.
18 O. Turan, “Selçuklular devri vakfiyeleri I, Şemseddin Altunaba Vakfiyesi ve hayatı”, Belleten, XI, 1947, s. 200 vd.
19 Bkz. A. Ateş, “Hicrî VI-VIII (XII-XIV.) asırlarda Anadolu”da farsça eserler”, TM, VII-VIII, 1940-1945, s. 94-135; aynı müel., “Anadolu kütüphanelerinde mühim yazmalar”, Tarih Vesikaları, I, 140 vd.; aynı müel., “Konya kütüphanelerinde bulunan bazı mühim yazma eserler”, Belleten, XVI, 1952, s. 49-130; aynı müel., “Burdur, Antalya ve havalisi kütüphanelerinde bulunan
Türkçe, Arapça ve Farsça bazı yazmalar”, TDED, II, 1948, s. 171-191; F. Köprülü, “Anadolu Selçukluları tarihinin yerli kaynakları”, Belleten, VII, 1943, s. 379-522; aynı müel., Tük edebiyatı tarihi, İstanbul 1924; İ.H. Uzunçarşılı, Anadolu beylikleri, İstanbul 1937; O. Turan, Selçuklular zamanında Türkiye, İstanbul 1971; Cl. Cahen, aynı eser, s. 247-258, 338-345; Osmanlı astronomi literatürü tarihi, E. İhsanoğlu”nun girişi, s. XL-LXXIII.
20 A. Ateş, “Hicrî VI-VIII (XII-XIV.) asırlarda Anadolu”da Farsça eserler”, s. 97-122.
21 Aynı makale, s. 122-124. Mikail Bayram,Anadolu”da telif edilen ilk eser Keşfü”l Akabe, Konya 1981.
22 İbn Bibi, aynı tercüme, s. 312.
23 el-Kıftî, Tarih el-hukema, aynı baskı, s. 189-190, 210; Uyun el-enbâ, I, 306; Emine Uyumaz, “Sultan I. Alaeddin Keykubad döneminde Anadolu”da hekimlik yapan bazı tabipler”, Tıp Tarihi Araştırmaları IV, İstanbul 1998, s. 153-156.
24 Uyun el-enbâ, II, 206-207; Salahaddin Eyyûbî ve devri, s. 531.
25 Muhtarat min el-mahtutat, s. 579-580.
26  Albert Dietrich, Medicinalia, Göttingen 1966, s. 228; Fihrist Mahtutat el-tıbb el-İslâmî, IRCICA, İstanbul 1984, s. 228.
27 A. Ateş, “Konya kütüphanelerinde bulunan bazı mühim yazma eserler”, Belleten, XVI, 1952, s. 49-130.
28 GAL, I, 449-450, S. I, 807-808; EI2VIII, 775-777; Muhtarat min el-mahtûtât, s. 536-537; Nihad Keklik, Sadreddin Konevî”nin felsefesinde Allah, kainat ve insan, İstanbul 1967; Osman Ergin, “Sadraddin al-Qûnavî eserleri”. ŞM, II, 1957, s. 63-90.
29 Keşf el-zunun, s. 1595.
30 Muhtarat min el-mahtutat, s. 589.
31 GAL, I, 464-467, S. I, 839-848; Muhtârat min el-mahtutat, s. 266-272, 690-692.
32 GAL, I, 467, S. I, 848-849; Muhtarat min el-mahtutat, s. 475-476.
33 Köprülü Kütüphanesi yazmalar kat., I, 486-487.
34 Bu eserlerden bazıları için bkz. Muhtârat min el-mahtutat, s. 15, 20, 94, 98, 125, 249, 282, 302, 567, 579, 589-590, 605, 776, 794, 802; Köprülü Kütüphanesi yazmalar kataloğu, I, 45, 486, II, 44, 300, 436, 567; Türkiye kütüphanelerinde tanıtılmamış bazı farsça yazmalar, İTED, VIII/1-4, 1984, s. 44, 30, 36.