Sonsuzlukla bağımız ne durumda? – Filiz Konca

Sonsuzlukla bağımız ne durumda?

Filiz Konca

 
Hz. Mevlana: “Eğer esen her rüzgarla otlar gibi sallanırsan dağ gibi de olsan bir ota değmezsin.” diyor. Evet. Her rüzgarın bizle oynamasına izin verirsek büyük ve sağlam düşüncelerimiz, kökleşmiş bir hayatımız yok demektir.
Vahyin dışlandığı bir hayat her şeyin yerinden edildiği büyük bir zulmü de beraberinde getirecektir. Ne gittiğimiz bir yol, ne de bir hedefimiz olur. Kuru yapraktan bir farkımız kalmaz. Dünyanın hakimi olan ecdadımızın döneminde, ya bir delilik ya da dine aykırı bir şey olduğunda padişahlık bırakılırdı. Günümüz ise bol bol kavimlerin helakını hatırlatıyor.
 
Tarihimiz; padişahın yanında bulunan Şeyh Edebali, Aziz Mahmut Hüdayi, Hacı Bayram Veli, Akşemseddin gibi bir çok mürşidlerle çok parlak dönemler geçirmişler, fetihler yapmışlar, “La ilahe illallah” kelimesini ötelere duyurabilmişler, Allah’ın emirlerini, peygamberimizin s.a.v. sünnet-i seniyyelerini baş tacı etmişlerdir.
Ehlullah der:
“Kıyamete kadar kapılarını dövdükleri bu aciz varlıkların onlara hidayet sunmaları, onlara yol göstermeleri, onlara reçeteler sunmaları mümkün değildir. Kıyâmete kadar onları Hakka ulaştırmaları mümkün değildir. İstedikleri kadar bu zalimler onların önünde eğilip onlardan yardım beklesinler. İstedikleri kadar onları Rab bilip onlardan hayat programı istesinler. Aman bizi kurtarın! Aman bize güzel yasalar yapıp bizi sahil-i selâmete çıkarın! diyerek istedikleri kadar onlara yalvarıp yakarsınlar. Kıyâmete kadar onların bunlara hiçbir fayda sağlamaları mümkün olmayacaktır. Çünkü isteyenler de zayıf, istenenler de âcizdir. Onların Hakka ulaşmaları asla mümkün olmayacaktır.
Öyle değil mi? Hani şu ana kadar bu âciz insanlardan hangisinin insanlığa sunduğu sistem, hangisinin insanlığa sunduğu reçete insanları huzur ve sükûna kavuşturabilmiştir? Dünya açısından bu böyle olduğu gibi, âhiret açısından da böyledir. Dünyada bir fayda sağlayamadıkları gibi âhirette de insanları Allah’ın azabından kurtaramayacaklardır bu varlıklar. İşte görüyoruz bu âcizlerin elinde dünyamız kan gölüne döndürülmüştür.”
Günümüzde yapılması gereken şey İslam İttifakı’ dır. Fitneye, oyunlara gelmeyip önce Müslümanlar arasında bir diyalogla “İslam ittifakı” gerçekleştirilmelidir.
Allah’ ı unutursak; ne olduğumuzu, nereden geldiğimizi, niçin yaşadığımızı, nereye gideceğimizi unuturuz; boş şeylere esir oluruz. İnsanları oyalayan boş sözlere, boş şeylere, dünyanın cazibedar hevesleri, oyunları, eğlencelerine bir ömür harcanır gider. İşte kim böyle Allah’ı unutursa Allah da ona kendisini unutturacaktır. Allah onu kendi haline bırakıverir de o insan dünyanın peşinde, dünyada kalacak şeylerin peşinde yuvarlanır gider. Mesela haftada bir Cuma namazına gitmekten üşenen bir insan; maça gidiyorsa, ciddi bir sapma yaşıyor demektir. Oysa fani şeylere duyduğu sevgilerin hiçbir şeyden, kendinden bile haberi yok. Damla bile olamayan bu sevgileri deryaya tercih etmiş olurlar.
Zuhruf Suresi:
36- Her kim Rahman olan Allah’ın zikrinden yüz çevirirse biz ona bir şeytan musallat ederiz. Artık o şeytan onun yakın dostudur.
37- Şüphesiz ki bu şeytanlar onları yoldan çıkarırlar. Onlar da kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar.
Necip Fazıl Kısakürek:
“Çile kapısından erişilecek dünyayı bilseydin, yatağını yorganını satardın.”
“Tomurcuk derdinde olmayan ağaç odundur.” diyor.
İnsan hayat ağacına iyi meyve verdiremezse, canlı tutamaz, kurutursa cehenneme odun olur. Yağmur nasıl kuru toprağa can veriyorsa vahiy de kuru yüreklere can verir. Eğer bir insanın içinde yeşillik görüyorsanız orada vahyin etkisi var demektir. Oraya vahyin yağmuru inmiştir. Hayat ağacını meyvedar bir hale getirirsek cennette muhafazaya alınır. Kimlere kulak verip kimleri dinlemediğimizi bir gün anlayacağız. Dünyevileşme salgınına dur demezsek, kendimiz için kulak vermeye layık gördüklerimiz  bizi  çok pişman edebilirler.
Yüzeyde dalgalarla boğuşmak mı yoksa deryalara dalmak, inciler toplamak mı insana yakışır? Yüzeyde köpük derinlerdeyse inci bulunur. Eğer dünyevileşir, nefsini, Rabbini bilemezse başka bulduğu şeylerde daha çok kendini kaybeder. Kul olamadan cehenneme odun olabilir. Dikkat edilmesi gereken bir örnek şudur:
Hz Şems; Mevlana ‘ya: “Gittiğim yerlerde hep haşa Allah’ lık davasında olanlara rastladım. Hiç “kul” olana rastlamadım, ilk defa kula rastlıyorum, o da sensin”, demiş.
Allah’ın huzurunda eğilmeyenler; ebediyyen zillete boğulur, hiç doğrulamazlar. Ruh bu dünya ile tatmin olmaz. Ruhunu dünya hayatı ile tatmin etmeye zorlayanlar hak ettiklerini bulduklarında buna üzülmek neye yarar? İdealsizlik ruhu köreltir. Sonsuzlukla bağlantımızı kuramazsak insan olmaktan uzaklaşmış oluruz. Sonuçta solucandan da bir farkımız kalmaz.
Kalem Suresi:
42- O gün işler zorlaşır ve secdeye davet edilirler. Fakat güç yetiremezler.
43- Gözleri düşük bir halde kendilerini bir zillet kaplar. Oysa onlar sapasağlam iken de secdeye davet ediliyorlardı.
Müddesir Suresi:
38-42. “Herkes kazancına bağlı bir rehindir; Ancak defteri sağdan verilenler böyle değildir; onlar cennettedirler. Suçlulara: “Sizi bu yakıcı ateşe sürükleyen nedir?” diye sorarlar.”
43-46. “Onlar derler ki: “Namaz kılanlardan değildik. Düşkün kimseyi doyurmuyorduk. Bâtıla dalanlarla biz de dalardık. Ceza gününü yalanlardık. Ölüm bize o haldeyken geldi.”
Zuhruf Suresi:
43- Öyleyse sen, sana vahyedilen Kuran’a sarıl. Şüphesiz ki sen doğru bir yol üzerindesin.
44- Doğrusu o Kur’an, senin için de, kavmin için de bir öğüttür ve siz ondan sorguya çekileceksiniz.