TASAVVUFUN KAYNAĞI OLARAK HADİS – Ahmet YILDIRIM

TASAVVUFUN KAYNAĞI OLARAK HADİS

Prof. Dr. Ahmet YILDIRIM

İslâm dininin ana kaynaklarından biri olan hadis (sünnet), hiç kuşkusuz İslâmî hayatın bütün bo-.yutlarıyla teşekkülünde büyük bir etkiye sahiptir. Hadis, müslümanlar için inanç, ibadet, ahlâk, insan ilişkileri, varlık tasavvuru ve dünya görüşü gibi hayatî noktalarda vazgeçilmez referanslardan birisidir.

Tarih boyunca değişik zaman, coğrafya, etnisite, dil, kültür ve entelektüel kapasite farklılıklarına karşın ortak müslüman modelinin şekillenmesinde hadis en tayin edici etkiyi yapmıştır. Tarihsel olarak bakıldığında da hadisin İslâm kültürünün bu önemine denk algılandığı, en özgün İslâm kültür mirasının kavram, disiplin ve materyalin hadis üzerinden gerçekleştirildiği görülür. 1 Özellikle her bir hadis aynı zamanda nebevî bir sünnetin taşıyıcısı formunda anlaşılmaya başlayınca, rivayet edilen hadislerin müslü-manların hayatlarındaki etkisi iyice artmıştır. İslâmî hayatın bir parçası kabul edilen tasavvufa da hadislerin nasıl kaynaklık ettiği hususu dinî hayatın farklı boyutunun bilinmesi açısından ayrı bir önem arz etmektedir. İslâmî ilimlerin Kur’an’dan sonra ikinci kaynağı hadisler olduğu gibi tasavvufî hayat ve düşüncenin de Kur’an’dan sonra ikinci kaynağı hadisler yani Hz. Peygamber’in sözleri, tavsiyeleri ve yaşama şeklidir.2 Hatta tasavvufun şekillenmesinde hadislerin ve diğer rivayetlerin Kur’an’dan geri kalmayacak şekilde rol aldığı ifade edilebilir. Bu bağlamda tasavvufun pek çok tanımı yapılmış olmakla birlikte kısaca “Kur’an ve sünnet esas alınarak, ilâhî terbiye ile şekillenmiş güzel ahlâka sahip olmak” olarak da tarif etmek mümkündür. Tasavvufun klasik eserlerinden kabul edilen el-Luma sahibi Ebû Nasr Serrâc (ö. 378/988), tasavvuf ilminin kaynağı hakkında, eserinde anlattıklarının temel dayanaklarının, Kur’an ve sünnette bulunduğunu, alimlerin eğer araştıracak olurlarsa bunu inkâr edemeyeceklerini belirtmektedir.3

Tasavvuf ehline göre, tasavvufî hayatın teme- lini Hz. Peygamber’in rûhî ve zühdî hayatı ile bu konudaki sözleri oluşturmakta ve bunu da kendileri söz ve ifadelerinde ortaya koydukları görülmektedir. Hz. Peygamber, kendisine Allah’ın vahyi gelmeden önce de evinden barkından ayrılarak Hira dağına gider, orada bir mağaraya çekilir ve günlerce, haftalarca ibadetle meşgul olurdu. Nitekim daha sonraları, Allah’ın vahyine, burada kavuşmuştu. Bütün bunlar, İslâm aleminde ruh hayatının, yemyeşil vahalar yaratmasına yardım eden kıymetli nüveler ve tohumlar sayılabilir. Hz. Peygamber’in herkesten ayrılarak mağaraya çekilmesini, orada tek başına kendi varlığını düşündükten başka bütün varlık alemi ile alâkalanarak varlıkları yaratan Mevlâ’yı düşünmesini göz önünde tutar, bu hali daha sonra yetişen ve “sofiye” adıyla anılan zâhidler ve âbidlerle karşılaştıracak olursak, Hz. Peygamber’in hayatı ile sofilerin hayatları arasında benzeyen noktalar keşfedilebilir. Bu keşfin vereceği netice, sofilerin hayatında göze çarpan riyâzetleri, mücâhedeleri, zevkleri, vecdleri ve bütün bunların sağladığı hakikatleri, ilk kaynağına, yani Hz. Peygamber’in hayatına çevirmek imkânıdır. “Hz. Peygamber’in yaşadığı bu hayat, riyazet, savaş, zevk, vecd, keşif, müşahede, kâinatı yaratanla ve Onun yarattığı iyi, doğru ve güzel her şeyle temas diye tarif olunan, en temiz, en yüksek ruh hayatını ifade eden ve netice itibariyle kalbi iman aydınlığı ve yakînle dolduran bu hayat, asıl tasavvuf değil mi?” diye soru sorulsa sûfiler bunun asıl tasavvuf olduğunu iddia ederler. Fakat buna karşı cevap olarak Hz. Peygamber’in geçirmiş olduğu bu ruhî hayatın, peygamberlik devrine ait olmayarak onun cahiliyet devrinde yaşamış olduğu söylenebilir. Esasen bu inkâr edilmiyor, fakat bu yaşayışın daha sonra başlayan nübüvvet ve risâlet devrini hazırlayan bir başlangıç teşkil ettiği belirtiliyor.4

Hz. Peygamber’in ruh hayatı bakımından daha mühim, daha derin tesirli bir hadise isrâ ve miraç olayıdır ki, Kur’an’da bahis mevzuu olduğu gibi hadis ve sîret kitapları tarafından ayrıntılarıyla anlatılmaktadır. En mühim kaynaklar üzerinde yapılan tetkikler ve tenkidî tahlillerden anlaşıldığına göre miraç, ruhî bir müşahede idi. Burada, miracın ruh ile mi, yoksa beden ile mi yapıldığına dair yapılan münakaşalara girmeye lüzum yoktur. Fakat en sağlam ve en güvenilir kaynakların tetkik neticesinde miracın ruh ile vuku bulduğu anlaşıldığına göre bunun delâlet edeceği şey, Hz. Peygamber’in kalp temizliği, ruh berraklığı, basiret aydınlığı, vicdan olgunluğu bakı- mından en ileri mertebeye varmış olduğu ve bu sayede bütün cihanın en gizli sırlarını, en büyük hakikatleri keşfederek kuvvet ve kudreti kazandığıdır. Bu da mutasavvıfların anlattıkları alemden ruh alemine geçmenin ne demek olduğunu az çok anlamaya yardım eder. Çünkü mutasavvıfların bütün bu anlattıkları, ruh ile urûc etmek (yükselmek) kabilindendir.5 Ortaya konan bilgilerin bir kısmı belki tartışmaya açık olsa da Hz. Peygamber’in ruhanî hayatının, hadisin tasavvufun kaynağı olduğunu göstermede merkezî konumda olduğunu söylemek mümkündür. Ayrıca buradan hareketle tasavvuf ehli zâhiren de Hz. Peygamber’e onun sünnetine büyük önem vermiş ve büyük ilgi göstermişlerdir. Öncelikle âdab konuları olmak üzere, hayatın her alanıyla ilgili hususlarda sünnete olan bağlılıkları dikkat çekicidir. Hatta tasavvuf ehlinin sünnete olan bağlılıkları fikirde ve teoride kalmamış, bu bağlılıklarını pratik hayata da yansıtmışlar,6 etraflarını da buna teşvik etmişlerdir. Tasavvufî eserlerde Hz. Peygamber’in konumu, sünnetine ittibâ, onun ahlakî örnekliği ve söyledikleriyle ilgili önemli bilgiler bulunmaktadır.7 Sehl b. Abdillah Tusterî (ö. 283/896) şöyle der:

“Bizim esaslarımız yedi şeye dayanmaktadır: Allah’ın kitabına sarılmak, Resûlüllah’ın sünnetine uymak, helâl yemek, insanlara eziyet etmemek, günahlardan kaçınmak, tevbe etmek, üzerine düşen hakları yerine getirmek.”8

Nasrâbâdî, (ö. 367/977) “Tasavvufun aslı Kitap ve sünnete sımsıkı bağlanmak, nefsin isteklerini ve bid’atları terketmek, tarîkat şeyhlerine hürmet edip saygı göstermek, halkın eksikliklerini hoş görmek, vird ve zikre devam etmek, ruhsat ve te’villerle amel etmeyi terketmektir.” demiştir. 9

Zünnûn el-Mısrî (ö. 245/859) “Azîz ve celîl olan Allah’ı sevenin alâmetleri, ahlâkında, fiillerinde, emirlerinde ve sünnetlerinde Cenâb-ı Hakk’ın habibine uymaktır.” 10

Ebû Hafs (ö. 260/874) şöyle söylemiştir: “Bir kimse devamlı hallerini ve fiillerini Kitap ve sünnetle ölçmez ve aklına gelen düşünceleri itham etmezse, onu Allah dostları (adamları) arasında saymazlar” demiştir. 11

İbrâhim el-Havvâs (ö. 291/904) demiş ki: “İlim, rivayetin çokluğuyla değildir. Âlim, ilmi az da olsa ilmiyle amel eden, bilgisini uygulayan ve sünnete tâbi olan kimsedir.” 12

Ebû Osman el-Hîrî (ö. 298/910) de manevî terakkîyi sünnete uymaya bağlayarak şöyle demiştir: “Kim fiilinde ve sözünde Resûlüllah’ın sünnetini nefsine âmir kılarsa o kimse hikmetli konuşur. Kim fiiliyle ve sözüyle nefsinin arzularını kendine âmir kılarsa o kimse bid’at olan şeyleri konuşur. Nitekim Cenâb-ı Hak, ‘Eğer ona itaat ederseniz, doğru yolu bulmuş olursunuz’13 buyurmuştur”.14

Ebû Bekir Temastânî (ö. 340/951): “Bizden kim Kitap’a ve sünnete uyar, nefsin hevâsından, halkın (fitnesinden) ve dünya (meşguliyetinden) uzaklaşırsa o, sahâbenin yolunda giden, yaptığında isabet eden sâdık bir kimsedir…”15 diyerek sûfilerin genel çizgi ve hedefini ortaya koymakta ve kültürlerini hadisle şekillendirdikleri görülmektedir. Tasavvuf ehlinden hadisleri kaynak olarak kabul etme ve sünnete uyma, sünnetle amel hususunda bu gibi sözler vârid olmuştur.

Hadisin tasavvufa kaynak olduğunu gösteren diğer bir husus ise, mutasavvıfların hadis ilmine olan ilgileridir. Mutasavvıfların sünnete uyma konusundaki yukarıdaki tutumları ve tasavvuf ehlinin büyük çoğunlukla başlangıçtan beri hadis ilmiyle meşgul olmaları, hadis rivayet etmeleri, şerh ve yorumlamaları, ayrıca ilk mutasavvıfların ekserisinin muhaddis olması ister istemez tasavvufla hadis arasında yakın bir ilişki meydana getirmiştir. Sûfî biyografi yazarlarına göre, erken dönem zâhidlerinin çoğu faal hadis râvileriydi. 16 Bunlarla birlikte özet olarak şunlar ifade edilebilir: Tasavvuf ehlinin hadisle meşguliyetleri değişik boyutlarda gerçekleşmiştir. Yukarıdaki bilgilere ek olarak, sûfîlerin kimisi hadis sema ederken, kimisi ezberleme yolunu seçmiştir. Bir kısmı da ellerinde kalem, hokka imla meclislerini takip etmişlerdir. Bunlardan bazıları da elde ettikleri meşhur hadislerin râvisi olmuşlardır. Bu arada hadis elde etmek için yolculuklara (rihle) çıkanlar da olmuştur. Hadis ilmiyle meşguliyeti meslek haline getirerek hadis rivayetinde bulunanlar ve bunun için imlâ meclisleri oluşturanlar olduğu gibi, bu bilgi birikimini yazıya döküp, eser telif eden sûfîler de olmuştur.17 Tasavvuf ehlinin hadis rivayeti konusunda muhad-dislerin gösterdiği titizliği gösterdiklerini söylemek zordur. Eser sahibi mutasavvıflara duyulan güven birçok mutasavvıf sözünün hadis diye nakledilmesine sebep olmuştur. Metin tenkidi yok denecek kadar azdır. Mutasavvıfların bir kısmının eserlerinde görülen zayıf ya da mevzû hadislerin varlığının sebebi bunlardır. Mutasavvıfların hadisleri mânâyla rivayet etme neticesinde de tasavvuf erbabının pek çok sözü hadis diye meşhur olmuştur. Böyle bir durum aralarında uydurma hadislerin yayılmasına zemin hazırlamış ve rivayetlerinin ihtiyatla karşılanmasına sebep olmuştur.18

Bunlarla birlikte tasavvuf kitaplarını incelediğimizde hadis/sünnet konusundaki düşünceleri şu şekilde özetlenebilir:

  1. Sünnet; Aziz Kur’an’ın tefsirinde ihtiyaç duyulan (dinin anlaşılmasında) ve Cenab-ı Hakkın bize bahşetmiş olduğu bir nimettir.
  2. Konu ile ilgili ayetler zikredilerek, Hz. Peygamber’den sahih olarak gelen hadislerin kabul edilmesi vacip; Hz. Peygamber’e itaat farzdır. 19
  3. Bid’at’ten kesinlikle kaçınılacaktır.
  4. Hz. Peygamber’i sevmenin alâmeti; Onun sünnetini rey ve akla tercih etmektir. Onun sünnetine her halükârda ittibâ etmektir. 20
  5. Sünnet bağlayıcıdır. Tahsis edici başka bir delil olmadığı müddetçe gelen haber genele şamildir. 21

Hülâsa olarak hadisin tasavvufa kaynak oluşu ana hatlarıyla, Hz. Peygamber’in ruhanî hayatından, onun dindeki konumundan ve mutasavvıfların onun sünnetine olan bağlılıklarından, hadis ilmiyle olan ilgilerinden ortaya çıktığı anlaşılmaktadır.

Kaynakça

  • Aydınlı, Abdullah, Doğuş Devrinde Tasavvuf ve Hadis, Seha Neşriyat, İstanbul. ts.
  • Doğrul, Ömer Rıza,İslâmiyetin Geliştirdiği Tasavvuf, Ahmed Hâlis Kitabevi, 1948.
  • Ebû Tâlib el-Mekkî, Kutû’l-Kulûb, Daru Sadır, y.y., ts.
  • el-Hatîb el-Bağdâdî, Ebûbekr Ahmed b. Ali,Şerefu Ashâbi’l- Hadîs, thk. M. Saîd Hatiboğlu, Ankara, 1991.
  • Hatiboğlu, M. Said, “İlk Sûfîlerin Hadis/Sünnet Anlayışları Üzerine,İslâmiyât, c. II, S. 3, s. 7-14.
  • Karapınar, Fikret, Muhaddis Sûfilerin Hadis Usulü ve Hadis Anlama Yöntemleri (H.IV.-V/M.X.-XI. Asır), (yayımlanmamış doktora tezi), Konya 2006.
  • Kuşeyrî, Abdulkerîm b. Havâzin, Kuşeyri Risâlesi, (haz. Süleyman Uludağ), İstanbul, 1981.
  • Melchert, Christopher, “Hadis Ravisi Olarak İlk Zâhidler”, çev. Süleyman Doğanay, Tasavvuf:İlmî ve Akademik Araştırma Dergisi, 2007, cilt: VIII, S. 19, s. 413-425.
  • Özafşar, Mehmet Emin, Hadis Tarihine Giriş, İstanbul, 2009.
  • Saklan, Bilal, “Tasavvufun Kaynağı Olarak Sünnet”,İslam’ın Anlaşılmasında Sünnetin Yeri ve Değeri, Kutlu Doğum Sempozyumu 2001, 2003, s. 65-77.
  • Serrâc, Ebû Nasr et-Tûsî, el-Luma’, thk. Abdulhalîm Mahmûd-Tâhâ Abdulbakî Surûr, Kahire, 1960.
  • Sulemî, Ebü Abdirrahman Muhammed b. el-Huseyn, Tabakâtu’s-Sûfiyye, Halep, 1986.
  • Şeker, Necmettin, “İlk Dönem Tasavvuf Erbabının Hadis İlmine Yaklaşımı”, Ekev Akademi Dergisi, 2012, S. 53, s. 111-129.
  • Yıldırım, Ahmet, Tasavvufun Temel Öğretilerinin Hadislerdeki Dayanakları, Ankara, 2013.

Dipnotlar

1 Özafşar, Mehmet Emin, Hadis Tarihine Giriş, İstanbul, 2009, s. 13.

2 Sünnetin tasavvuf için de kaynak oluşuyla ilgili olarak bk. Serrâc, Ebû Nasr et-Tûsî, el-Luma’, Thk. Abdulhalîm Mahmûd-Tâhâ Abdulbakî Surûr, Kahire, 1960, s.130-133; Ahmet Yıldırım, Tasavvufun Temel Öğretilerinin Hadislerdeki Dayanakları, Ankara, 2013, s. 27-29, 38-75.

3 Bkz. Serrâc, el-Luma’, s. 34-35.

4 Bkz. Doğrul, Ömer Rıza,İslâmiyetin Geliştirdiği Tasavvuf, Ahmed Hâlis Kitabevi, 1948, s. 8-10

5 Doğrul, a.g.e., s. 10.

6 Örnekler için bkz. Aydınlı, Abdullah, Doğuş Devrinde Tasavvuf ve Hadis, Seha Neş., İstanbul, ts, s. 129, vd.

7 Bkz. Serrâc, el-Luma’, s. 130-131.

8 Serrâc, el-Luma’, s. 289.

9 Kuşeyrî, Abdulkerîm b. Havâzin, Kuşeyrî Risâlesi, (haz. Süleyman Uludağ), İstanbul, 198, s. 173.

10 Kuşeyrî, Kuşeyrî Risâlesi, s. 114.

11 Kuşeyrî, Kuşeyrî Risâlesi, s. 134.

12 Kuşeyrî, Kuşeyrî Risâlesi, s. 152.

13 Nûr, 24/54.

14 Kuşeyrî, Kuşeyrî Risâlesi, s. 142.

15 Sulemî, Ebü Abdirrahman Muhammed b. el-Huseyn, Tabakâtu’s-Sûfiyye, Halep, 1986, s. 473.

16 Bk. Melchert, Christopher, “Hadis Ravisi Olarak İlk Zâhidler”, çev. Süleyman Doğanay, Tasavvuf: İlmî ve Akademik Araştırma Dergisi, 2007, cilt: VIII, S. 19, s. 414.

17 Bkz. Şeker, Necmettin, “İlk Dönem Tasavvuf Erbabının Hadis İlmine Yaklaşımı”, Ekev Akademi Dergisi, 2012, S. 53, s. 115.

18 Geniş bilgi için bkz. Yıldırım, Ahmet, Tasavvufun Temel Öğretilerinin Ha-dislerdeki Dayanakları, s. 34-54.

19 Bk. Serrâc, el-Luma’, s. 130-133; Ebû Tâlib el-Mekkî, Kûtu’l-Kulûb, II, 262.

20 Ebû Tâlib el-Mekkî, a.g.e., II, 168.

21 Ebû Tâlib el-Mekkî, a.g.e., I, 187, 188. Ayrıca bkz. Saklan, Bilal, “Tasavvufun Kaynağı Olarak Sünnet”,İslam’ın Anlaşılmasında Sünnetin Yeri ve Değeri, Kutlu Doğum Sempozyumu 2001, 2003, s. 66-67.

DİN ve HAYAT Dergisi 37- KIŞ 2019/1440