YÖNETİCİ VE LİDER OLARAK SULTAN VELED – Emre Karaa

YÖNETİCİ VE LİDER OLARAK SULTAN VELED

Emre Karaa

Mevlevîlikte çok önemli bir yeri olan, tarikatın müesseseleşmesini, gelişmesini, yayılmasını, güçlenmesini sağlayan, ayinleri sistematikleştiren, tarikatın kurallarını başka bir deyişle erkânını belirleyen Sultan Veled”i modern yönetim biliminin liderlik konusunda geldiği noktadan değerlendirmek yerinde olacaktır.

Yönetim faaliyetleri bir süreç şeklinde oluşur. Planlama, organizasyon, yürütme, koordinasyon ve denetim. Yönetim, faaliyeti içerdiği için insan davranışlarıyla ilgili bir bilim dalıdır. Sultan Veled”in yönetim faaliyetlerinin süreçlerini tam olarak bilmek mümkün değildir, işleri yürütürken herhangi bir plan yapıp yapmadığını kestirmek zorsa da, yönetimde olduğu sürede birçok aksiyon ortaya koymuş olması düşünüldüğünde uzun, orta, kısa vadeli planlar yapmış olması ihtimal dışı değildir. Nitekim Eflâki, uzun düşünen, keramet derecesinde zeki buluşları olan, sözlerinde ve hareketlerinde daima aklının kontrolü görülen biri olarak anlatmaktadır.

Organizasyon sürekliliği de içeren bir faaliyettir. İşleri ve insanları organize etmek faaliyeti yürütülmüştür “Mevlânâ’nın hayatı boyunca tarikatlara özgü birtakım kurallara uymadığı, kendisine bağlananlar için özel kurallar koymadığı bilinmektedir. Sözgelimi kendisine bağlananlar için ne bir giriş töreni düzenler, ne de belli bir zikir öngörürdü. Diğer tarikatlar gibi özel giysilerle ayrılma yoluna da gitmemişti.”(1) Ancak Sultan Veled tarikat âdabına yeni bir takım usuller, kaideler ilâve etmiş, Konya dışında tekke ve zaviyelerin kurulmasını sağlamıştır. İbtidanâme’de, bu faaliyetini: “Hepsi hakkıyla rehber oldular ve her biri şeyh ve rehberliğe lâyıktı. Hepsi bir güneşten birer lâl oldu, hepsine Allah’tan bir müjde erişti; hepsi mertçe yollarına devam ettiler; can­larını ve varlıklarını feda ettiler; biz onlar için şecere yazıncaya kadar onların bağları, hesapsız meyveler verdi; hepsi Faruk gibi sadakat gös­terdiler ve her birinin sesi ayyuka çıktı.” sözleriyle anlatmaktadır. Tarikatın kurumsallaştırılması ki “Anadolu’da ilk merkezî örgütlenmeyi gerçekleştiren tasavvuf müessesesi olma özelliği taşır.”(2)Çelebilik makamının ihdası ve özellikle Mevlevîlikte çok önemli olan sema”ı bir forma kavuşturması örnek olarak verilebilir.

Sultan Veled, yürütmenin başı olarak 28 yıl makamda oturmuştur. Mevlevîliğin merkezîleşme sürecinde çelebilik makamının ihdası çok önemlidir. Bu görünüşüyle saltanata veya aile şirketlerine benzerlik göstermektedir. Bu yönetim türünde yönetim konusunda eğitilmiş kişilerin görev başında olması ihtimali olmaktadır. Dedelik makamları ile dışarıdan yönetime girişler de mümkün olabilmiştir. Tüm koordinasyon Konya”daki merkez Âsitaneden yapılmaktadır, diğer şehirlerdeki dergâhların postnişinleri bu merkezden belirlenmektedir. Konya, tüm dergâhların üzerinde bir makamdır ve denetim görevi üstlenmiştir.

Liderlik belirli şartlar altında, belirli kişisel veya grup amaçlarını gerçekleştirmek üzere, bir kimsenin başkalarının faaliyetlerini etkilemesi ve yönlendirmesi süreci olarak tanımlanmaktadır. Liderlik formal organizasyonlara has değildir. Resmi yetkilerle donatılmış olması gerekmez. Sultan Veled”in liderliğinin doğuşunda da ortada formalleşmiş bir organizasyon yoktur, başlangıçta resmî herhangi bir yetkisi yoktur. Buna rağmen etrafında ve aile içinde hemen Hazreti Mevlânâ”nın Hakka yürümesinden itibaren liderliğini destekleyen bir grup oluşmuş, hatta feragatini hoş karşılamayan yakınları olmuştur.(3)

Lider grubun diğer üyelerinin arasından özellikleriyle farklılaşan kişi olduğuna göre, “Şems-i Tebrîzî, SultanVeled’in kendisine gösterdiği hürmeti ve yaptığı hizmetleri Mevlânâ’ya anlattı. Bundan çok memnun olduğunu bildirerek; “Benim bir serim, bir de sırrım vardır. Başımı sana fedâ ettim. Sırrı mı da oğlun Sultan Veled’e verdim. Eğer Sultan Veled’in bin yıl ömrü olsa da hepsini ibâdetle geçirse, ona verdiğim sırra yânî evliyâlıkta ilerlemesine sebeb olduğum derecelere kavuşamaz.” dedi.”(4) Böylelikle Sultan Veled, Şems-i Tebrizî”nin iltifatına mazhar olmuştur. Şems-i Tebrizî”nin Mevlevîlikteki önemi göz önünde bulundurulursa bu iltifat diğer dervişlerin arasından farklılaşmasını sağlamış olmalıdır. Hazreti Mevlânâ tarafından da methedilmişti: “Ey oğlum SulanVeled! Benim dünyâya gelmemin sebebi, senin dünyâya gelmen içindir. Kalbim mârifetler, Allahü teâlânın zâtı ve sıfatlarıyla ilgili bilgilerle doludur. Bu bilgilerin cümlesini sana öğretmekle vazifeliyim.” (5)

Liderlik teorilerinden Özellikler teorisi (Traits Approach)”ne göre lider, fiziksel ve kişilik özellikleri bakımından diğer grup üyelerinden farklıdır. Nitekim “Sultan Veled, her bakımdan babasına çok benzerdi. Onu tanımayanlar, Mevlânâ’nın kardeşi zannederler, oğlu olduğunu tahmin edemezlerdi. Mevlânâ da bu benzerliğe: Sen, insanların iç ve dış yaratılışları bakımından, bana en çok benzeyenisin, sözüyle işaret etmiştir”(6) Bu fiziki benzerlik de Sultan Veled”in liderliğinde bir faktör olarak değerlendirilmelidir. Sultan Veled”i zahiri olarak farklı kılan diğer hususlar aile bakımındandır. Annesinin Harzem prenseslerinden olması dolayısıyla, Sultan Veled diye anıldığı rivayet edilir. (7) Hazreti Mevlânâ”nın oğlu oluşu, şeyhin kızı ile evliliği gibi özellikleri onu en başından farklılaştırmaktadır. Sultan Veled, “Evlenme çağına geldiğinde, babası ona, en çok sevdiği talebelerinden Selâhaddîn-i Zerkûb’un kerîmesi, Fâtıma Hâtunu nikâh etti. Fâtıma Hâtun dahî, Mevlânâ hazretlerine çok hürmeti olan, çok sâliha, keşf ve kerâmet sâhibi bir hanım idi.”(8)

“Eflâkinin anlattığı menkıbeler ve Sultan Veledin eserlerinden anlaşıldığına göre Sultan Veledin sağlam yapılı ve düşünceli, müziğe ve nazma vâkıf, keramet derecesinde zeki buluşları olan, düşüncelerini daima açık ve sağlam bir şekilde ifade eden, sözlerinde ve hareketlerinde daima aklının kontrolü görülen ve çelişkiye düşmeyen bir kişiliğe sahip olduğu anlaşılıyor”(9)

“Sultan Veled, babası Mevlânâ’ya, halvete girmek, yalnız ibâdete çekilmek istediğini arz etti. Babası ise; “Benim çektiğim riyâzat ve mücâhedeler, nefsin istediklerini yapmamak ve nefsin istemediklerini yapmak hep sizin içindir. Siz zahmet çekmeyin.” buyurdu. Sultan Veled de, müsaade olursa bu işi yapmak istediğini tekrarladı. Bu ısrara karşı babası müsaade etti. Bu şekilde tam kırk gün geçti. Kırk gün sonra halvetten çıkardılar.” (10) Sultan Veled o güne kadar Hazreti Mevlânâ mensuplarınca örneği olmayan bir talepte bulunmuştur. Bu da onu kişilik özellikleri bakımından farklılaştıran konulardan biridir. Hem o güne kadar böyle bir uygulama olmamıştır hem de bu Sultan Veled”in bazı tasavvuf ritüellerine verdiği önemi göstermesi bakımından dikkate değerdir. Daha o günlerden formalleşme eğiliminin olduğu da düşünülebilir.

Liderlerin doğuştan sahip oldukları yetenekler ve bunların çocukluk yıllarında kazanılan bazı niteliklerle zenginleştirilmesi, liderin kişisel özelliklerine bağlanan teorilerin temelini oluşturmaktadır. Hazret-i Mevlânâ Sultan Veled’e küçük yaşından itibaren ilim öğretmeye başladı. Onu zâhirî ve bâtınî ilimlerde yetiştirdi. Sultan Veled, Mevlânâ’nın gerek görmesi üzerine, dedesi Şeyh Şerefüddin’in gözetiminde eğitim için, önce Halep’e daha sonra Şam’a gitmiş, dinî ilimleri öğrendikten sonra Konya’ya dönmüştür. Eflâki’de bulunan rivayetlerden, Sultan Veledin babasının bulunduğu toplantılara iştirak ettiği buradaki ilmî, dinî ve tasavvufî konuşmaları dikkatle izleyerek, bilgisini ve görgüsünü artırdığı anlaşılmaktadır. Sultan Veled, yalnız babasından faydalanmakla kalmamış, gençliğinin ilk devrelerinden itibaren Seyyid Burhaneddin Muhakkik Tirmizî, Şemseddin Tebrizî, Salahâddin Zerkûbî ve Hüsameddin Çelebiden de feyz almıştır.

Liderlik yöneticilik anlamına gelmez; Lider olup yönetici olmayan, yönetici olup lider olamayan çoktur. Sultan Veled yönetici olmadan önce lider olabilmiştir. Nitekim henüz daha halifeyken Mevlevîliği teşkilâtlı bir tarikat haline getirmiştir.(11) “Mevlânâ hazretleri vefât ettikten bir hafta sonra, onun halîfesi, vekîli olan Hüsâmeddîn Çelebi, talebeleriyle birlikte Sultan Veled’e gelerek; “Artık bizleri irşâd etmeye, ilim öğretmeye başlamanızı istirhâm etmeye geldik. Zîrâ, mübârek hocamız Mevlânâ’ya lâyık halîfe olacak ancak siz varsınız. Bizler, gece ve gündüz cân-u gönülden çalışıp, size hizmet etmekle şereflenelim.” dedi. Bu şekilde hocasına ve oğluna sadakatini ve muhabbetini arzeyledi. Babasının halîfesinden bu sözleri işiten Sultan Veled hazretleri; “Cânım efendim! Siz, muhterem babamın sağlığında onun halîfesi idiniz. Vefâtından önce sorulduğunda, sizi, kendisine halîfe bıraktığını buyurmuştu. Bu sebeple siz, bizim hocamızsınız. Bu vazife size verilmiştir. Başta kendim ve oğlum Ârif Çelebi size tâbiyiz, ne emrederseniz yapmaya hazırız” dedi.” (12) Sultan Veled, Hüsameddin Çelebi”nin 1284 tarihinde vefatı üzerine, müridlerinin de ısrarlarına dayanamayarak babasının yerine geçerek Mevlevî şeyhi oldu ve 1312″de vefatına kadar bu makamda kaldı. Sultan Veled, etrafının taleplerine rağmen, onbir sene makamdan feragat etmiştir. Bu feragatin doğal liderliğini etkilemeyeceği açıktır. Hiçbir lider yola lider olmak amacıyla çıkmaz. İnsanlar kendi hayatlarını yaşamak ve kendilerini tam anlamıyla ifade etmek için yola çıkarlar. Bu ifade başkaları için de değer kazandığında lider olurlar.(13)

Davranışsal liderlik teorisine göre önderin kişisel veya fiziki özelliklerinden çok liderin liderlik yaparken sergilediği davranışlar onu daha başarılı ve etkin yapar. (14) Sultan Veled”in kişilik özelliklerinden birinin feragat olduğu görülmektedir. Hırs ve tamah olmadığından başka bilhassa günümüzün geçer akçelerinden rekabet dürtüsünün olmadığı görülmektedir. Maârif de, bir insanın hayatta iken, yani ölmeden yerini ve işini elinden almanın, köpeklerin bile yapamayacağı, çok aşağılık bir davranış olduğunu anlatan Sultan Veled’in bunları yazmasına bu olayın sebep olduğu düşünülebilir. Doksan yıllık ömrünü, medreselerin, özel toplantıların dinî, ilmî ve tasavvufî havası içinde, büyük bir içtenlikle inandığı şeyleri öğretmek ve yaymak amacı ile bazen sadık bir mürîd, bazen otoriteli bir mürşîd olarak çalışmakla geçirmiştir. Liderliğini yürütürken sadakat ve otorite vurguları yapılmış olması, formalleştirici özelliğini perçinlemektedir.

Dönüşümcü liderlik anlayışına göre lider izleyicilerinin inançlarını, ihtiyaçlarını, değer yargılarını değiştiren kişidir. Dönüşümcü lider, organizasyonları, değişim ve yenilenmeyi gerçekleştirerek üstün performansa ulaştıran kişidir. Sultan Veled formalleşmemiş olan organizasyonu formalleştirmiştir, yeni bir kıvam vermiştir. Ayinleri bir formata sokmuştur. Kendisi, izleyicileri için bir rol modeli olur ve izleyicilerinin kendilerini adamalarını, olumlu bağlılıklarını artırır.(15)

Lideri yaratan genellikle çevredir, ancak çevreden bağımsız olarak liderlik ele alındığında liderde tespit edilen müşterek özellikler; Zeka, Kendine güven, Girişim(inisiyatif), Yönetim kabiliyeti, Mesleki düzey olarak belirlenmiştir. (16) Eflakî”de, Sultan Veled”in faaliyet tarzını anlatan daha birçok menkıbeler vardır. Bunların menkıbe tarafları nazar-ı itibâre alınmasa bile, ortak ve gerçek olan yanları, Sultan Veledin, etrafını şiddet göstererek değil, zamanını ve çevresini inandıra­bilecek şekilde zekâ ve bilgi mahsulü olan kerametler göstererek kazanmış olmasıdır. Bundan başka, yaşadığı devrin politik ve sosyal durumunun da Onun büyük bir nüfuz sağlamasında, rolü vardır.(17) Sultan Veled”in liderliğin müşterek özelliklerinden zekası vurgulanmaktadır. Çevre faktörlerinden özellikle siyasal faktörlerin bu liderliğin gelişimindeki etkisi de vurgulanmıştır. İbtidanâme’nin önsözünde: “Şemseddin Tebrizî ile Şeyh Salâhaddin ve Çelebi Hüsâmeddin gibi Mevlânâ halifeleri, velayet, ululuk ve ilimleri ile tanınmışlardı. Ama onlar benim sözlerimle meşhur oldular.” diyerek işinin önemini belirtmekte ve kendine olan güvenini de ortaya koymaktadır. İnisiyatifi ele alışı yönetime geçmesiyle değil, Hüsameddin çelebi”nin makama oturuşuyla başlamış görünmektedir. Tasavvuf alanında beş ciddi eser kaleme alması ve babasını tekrarlamadan fikirlerini tekrarlaması önemli bir kabiliyeti ortaya koymaktadır.

Sultan Veled tarafından yaklaşık 730 yıl önce atılan temel o kadar sağlamdır ki müessese devlet iradesiyle sırlanana kadar hizmet görmüştür. Bu tarihten sonra, Mevlevîhaneler çalışmadığı için yönetimin ortadan kalktığı, kurumsal kimliğin kaybolduğu söylenebilir. Ritüellerden, dergâhın işleyişine yönelik kurallardan artık söz edilemez ancak ayin bir şekilde devam ettirilmiş olduğu için formatları yaşatılmaktadır. Özellikle ayin icrasında peşrev eşliğindeki devrin ismi Devr-i Sultan Veled”dir. Bu bölümü kendisinin ayine ilave ettiği bildirilmektedir. Sultan Veled”in yönetim dehâsı ve liderlik kabiliyeti olmasaydı, belki de Hazreti Mevlânâ”dan bihaber olunurdu ve Mevlevîlikten söz edilemezdi.

http://www.kimkimdir.gen.tr/kimkimdir.php?id=2753

2 Ekrem Işın, http://www.osmanli.org.tr/osmanlitasavvufu-8-197.html , 20.07.2007

3 Meliha Ülker Anbarcıoğlu, Maarif önsöz, , http://www.semazen.net/sp.php?id=24&page_id=1&menu_id=id8, 10.08.2007

4 Manâkıb al-arifin s.377-379

http://www.semazen.net/sp.php?id=24&page_id=1&menu_id=id8, 10.08.2007

6 Manâkıb al-arifin s.428

7 http://www.kimkimdir.gen.tr/kimkimdir.php?id=2753

http://www.semazen.net/sp.php?id=24&page_id=1&menu_id=id8, 10.08.2007

9 Meliha Ülker Anbarcıoğlu,Maarif önsöz, , http://www.semazen.net/sp.php?id=24&page_id=1&menu_id=id8, 10.08.2007

10 Manâkıb al-arifin 421-4

11 Meliha Ülker Anbarcıoğlu,Maarif önsöz, http://www.semazen.net/sp.php?id=24&page_id=1&menu_id=id8, 10.08.2007

12 Manâkıb al-ârifın s.429

13 Dale S.Beach,Managing People at Work,Newyork,MacMillian Company,1971,s.280-289

14 Tamer Koçel, İşletme Yöneticiliği, Beta, 7.Bası,İstanbul,s.428

15 Tamer Koçel, , İşletme Yöneticiliği, Beta, 7.Bası, İstanbul, s.441

16 E.G.Ghiselli, The Validty of Managements Traits Related to Occupational Level, Personel Phychology, 1963:16,s.109-113

17 Meliha Ülker Anbarcıoğlu,Maarif önsöz,http://www.semazen.net/sp.php?id=24&page_id=1&menu_id=id8, 10.08.2007