ZEKAİ DEDE VE MEVLEVİLİK – Kagan Ulaş

ZEKAİ DEDE VE MEVLEVİLİK

Kagan Ulaş

Yıkılmaya yüz tutmuş, bütün seslerin , perdelerin bedbin ve acınası çıktığı büyük imparatorluğun son demlerinde, asalet ve vakurundan hiçbir şey kaybetmeden dimdik ayakta olan son halka; Zekai Dede efendi…

Ciddi olarak Eyyüb-i Mehmet beyle başlayan,musikimizin kutuplarından Hammamizade İsmail Dede efendiyle devam eden bir musiki tahsili. Bu insanın dışında bir kişi daha vardır O nun hayatını etkileyen; Hıdiv Said paşazade Mustafa Fazıl Paşa. Eyüp’te bir yaz gecesi başlayan dostluk 1875’e, Fazıl Paşanın ölümüne dek sürecektir. 1844 de Hammamizade İsmail Dede Efendi’yle meşke başlamış, Mustafa Fazıl paşa’yla Mısır’a gidene kadar yaklaşık bir yıl sürmüştür. Zekai Dede’nin İsmail Dede’yle tanışması,O’nun musiki dünyasında geniş ufuklar açtığı gibi manevi ikliminde de hayatını yönledirecek yeni bir kapı açmıştı; Mevlevilik.

İsmail Dede’nin başından eksik etmediği Sikke-i Mevlana ve baştan tırnağa edeb timsali olan hocasının manevi hali O’nu Mevlevilik’e yönelten en önemli unsur olmuştur. (Henüz 20yaşındadır.) Bu arada Fazıl Paşa’yla Mısır’a gitmiş, orada arap musikisini öğrenmiş arapçasını geliştirmiştir. 1851’de ailesini ziyaret için İstanbul’a döner ve İsmail Dede’nin öldüğünü öğrenir. Kısa bir süre kaldıktan sonra 1852 martında tekrar Kahire’ye döner. 6 yıl kaldıktan sonra 15 nisan 1858’de temelli İstanbul’a döner. Kahire de kaldığı uzun süre zarfında Kahire Mevlevihanesine intisabı hakkında hiçbir delil yoktur. Kimi kaynaklara göre 1864(40 yaşında) kimilerine göre1868’de Yenikapı Mevlevihanesi postnişini Osman Selahaddin Dede efendi tarafından Sikkesinin tekbirlendiği ve mevleviliğe intisab ettiği yazılmaktadır. Zekai Dede her hafta pazartesi ve perşembe günleri Yenikapı mevlevihanesine devam eder ekseriyetle de Bahariye mevlevihanesinde ayinlere katılırdı. Biraz ney üflediği ancak ayinlere ayinhan olarak katıldığı ve sonraları kudümzenbaşı olarak iştirak ettiği biliniyor.1885 senesinde (61 yaşında) Bahariye mevlevihanesi şeyhi Hüseyin Fahreddin Dede efendi tarafında Dedegan zümresine katılmış ve akabinde Bahariye mevlevihanesi kudümzenbaşılığına tayin edilmiştir.

 Zekai Dede’nin 1001 gün çile çıkartarak DEDE ünvanı aldığı hiçbir kaynakta yer almamaktadır.Son dönemlerine yetişmiş olan musiki alimimiz Rauf Yekta bey de, Zekai Dede’nin oğlu Ahmet Irsoy’da çile çıkartdığına dair bilgi nakletmemişlerdir. Defter-i dervişanda da böyle bir kayıt yokur. 61 yaşında Dede’lik payesini almasıda, geç olması hasebiyle çileye girmeden ünvanı aldığına isnaddır. Ancak Mevleviliğe hizmetleri ve şahsiyetinin yüceliğinden bu ünvanı aldığı kuvvetle muhtemeldir. Bu şekilde ünvanı alanların isimlerinin başına Dede lafzının konulduğunu bir kaynakta okumuş idim. Dede Zekai efendi, Dede Salih gibi.

AYİNLERİ

Zekai Dede efendi, Hammamizade İsmail Dede efendi’den sonra en çok ayin besteleyen bestekarımızdır.(Hammamizade 7, Zekai Dede 5 ayin bestelemiştir.) Suz-i dil ayini 1870 Maye ayini Aralık 1884 Isfahan ayini Ocak 1885 Suznak ayini Ağustos 1885 Sabazemzeme ayini Kasım 1885. İlk ayini olan Suz-i dil ayinini, hamisi ve dostu Mustafa Fazıl Paşa’nın teşvikleriyle 1870 yılında Rauf Yekta beyin intikal ettirdiğine göre 3-4 gün içerisinde tamamlamıştır. Bu ayin-i şerif ne hikmetse 21 yıl sonra 1891 de Yenikapı mevlevihanesinde meydan görmüştür.

Döneminin müzik adamlarının yeni ayinleri eleştirmeleri üzerine şevki kırılmış küsmüştür. Şeyhi Osman Selehaddin Dede durumu fark etmiş ve Zekai Dede’yi yüreklendirerek bir ayin daha yapmasını istemesi üzerine Zekai Dede, güfte ve makam seçimini şeyhinin yapmasını rica etmiştir.Osman Dede efendi de “Hazret-i pir efendimizden soralım” diyerek Divan-ı Kebir-i açmış ve karşısına “Ey çenk perdehayi sıfahanem (ısfahanım) arzust” mısrasıyla başlayan gazel çıkmıştır. 3.ayini olan Isfahan ayinini bu vesileyle Hz.Pir in himmetleriyle vücuda getirmiştir. (Yukarıdaki tarihler dikkatle incelendiğinde son 4 ayinini 1 seneden kısa bir sürede bestelediği ortaya çıkacaktır.)

BESTEKARLIĞI

Ejdadın yetiştirdiği en önemli bestekarlarımızdandır. Klasik ekolümüzün son büyük temsilcisidir. Hacı Arif beyle başlayan şarkı döneminin modasına uymamış, kimine göre ise işi aşağı düşürmemiştir. Böyle bir ortamda Zekai Dede’nin bu duruşu; medeniyetini ne denli özümsediğinin delili ve ifadesidir.Yıkılmaya yüz tutmuş cihan imparatorluğuyla beraber yıkılan ruhlardan olmamış, atalarının ihtişamını, asaleti ve inceliğini böyle bir ortamda dahi ortaya koyabilmiştir.